Saat gece yarısını geçmişti. Gecenin sessizliği, açık pencereden içeriye doğru yerini almaya başlamıştı. Bir bardak suyuyla birlikte sessizliğe eşlik etmek adına ağır adımlarla odasına doğru ilerledi. Odaya girmeden kapıda durup sağ omzunu kapıya yasladı. Sessizliğin eşit olarak dağıldığı odasındaki tek sesi nefesiydi.
Gözüne ilk çarpan boy aynasındaki görüntüsü oldu. Bir süre kendini izlemeye koyuldu. Bugün de tek parça uyuyabilecekti. Ağırlaşan göz kapaklarına daha fazla direnemedi, bedeni onu yavaşça yatağına doğru sürüklemeye başlamıştı. Elindeki bardaktan bir yudum su içip başucuna bıraktı. Sırt üstü uzanıp derin bir nefes aldı. Her gece olduğu gibi bu gece de deliksiz bir uyku uyuyabilmeyi dileyip gözlerini kapadı.
Sırt üstü uykuya daldığı sırada, yatakta dönerken uykusundan uyandı. Gözlerini açtığı an odayı aydınlatan loş ışık, havanın halen karanlık olduğunu anımsatırken saatle göz göze gelişi bu gecede uykusunun kısa sürdüğünü ona hatırlatmıştı. Bilmem kaç saatlik uykudan sonra yeniden uyuyamayacağının bilinci ile herkesten önce günü karşılamıştı.
Örtüyü üstünden sıyırıp ayaklarını zeminle birleştirdikten sonra derin bir nefes alıp mutfağa doğru ilerledi. Sıcak suyu beklerken bir yandan kahvesini hazırlamaya koyulmuştu. Kahve ile buluşan sıcak su, tüm evin havasını değiştirmişti. Bardağını alıp salona doğru yöneldi.
Her sabah yaptığı gibi salondaki büyük pencerenin önüne geçti. Tüm perdeyi avuçlarına sarıp pencereden sıyırdı. Gün ağarmaya başlamıştı bile. İçinde umudu, elinde kahvesi ile apartman girişini izlemeye koyuldu. Kahvesinden aldığı her yudum tüm sıcaklığıyla umutlarını eritmeye yetiyordu. Bir araba sesi, en ufak kapı, pencere sesi bile onun için bir umut olmuştu.
Beklemek, ona göre oturup geçecek bir an değildi. Her sabah yaptığı gibi giyinip evden çıktı. Bisikletini alıp birlikte yürüdükleri sokaklara pedal çevirirken anıları ona eşlik ediyordu. Uzun bir yolculuğun ardından eve doğru yola koyuldu.
Önce bisikletini sıkıca demire bağladı. Ardından anahtarlarını çıkarıp, apartman dairesine doğru yürümeye başladı. Kapıya doğru yöneldiği sırada bir tıkırtı duydu. Bir an duraksadı ve avucunun içindeki anahtarları sıkmaya başladı. Olduğu yerde kalakaldı. Boğazı düğümlenmiş, nefes alışları ise güçsüzleşmişti. Yavaşça kapı aralandı. Gülümseyen bir yüz ona doğru bakışlarını çevirdi ve kısık bir sesle dudakları arasından tek bir kelime koridorda yankılandı:
Hoş geldin…






