"Italo Calvino'yu "Görünmez Kentler" romanıyla tanımıştım. Yanılmıyorsam bir iki gece içerisinde, böylesi bir hikâye anlatıcılığının var olmasına epey bir şaşırarak ve ziyadesiyle mest olarak okuyup bitirmiştim romanı.
Tabii o zamanlar epey gençtim, henüz her güzel şeyi yeni yeni keşfetmenin yarattığı önü alınamaz bir hayranlıkla dolup taşıyordum sürekli. Kitaplar, filmler, müzikler hiç umulmayacak biçimlerde nefesimi kesiyordu. Önümde kocaman bir bilinmez vardı ve bu bilinmezden kopardığım hemen her parça beni tarifsiz bir mutluluğa sürüklüyordu. "Evren," diyordum kendi kendime: "Muhteşem bir şey."
Şimdilerde de "Evren," diyorum kendi kendime ve gerisini pek de getiremiyorum doğrusu. Müthiş bir karamsarlıkla kaplı olduğumdan değil, sadece genel bir "eh, meh" hali sinmiş sanırım üzerime. Yıllar öncesine kıyasla çok daha zor nutkum tutuluyor, şaşırma hissimin önemli bir kısmını yitirmişim gibi. Bir filmde, kitapta ya da müzikte yakama yapışan ve beni sarsan bir kendi başınalığı görmekte zorlanıyorum: "Evet, güzelmiş!" diyorum ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamıma devam ediyorum. Oysa eskiden gözlerim fal taşı açılmış gibi dururdum; yaşamım, beni etkisine almış o eserle beraber küçülür, sıkışır, yoğunlaşır ve günlerce, haftalarca aynı cümleleri, kareleri, notaları tekrarlayıp dururdum.
Yaşam denilen deneyimin kurgusal dahi olsa bir zirvesi olacağı, bu zirvenin de insanı yaşama bağlayacağı fikri ve hissi yerini bozulması oldukça zor bir durağanlığa bıraktı. Elbette ki, tekrar ediyorum, bunda yoğun bir karamsarlık bulunmuyor; yeterince zaman geçtiğinde, yaşamı sürdürmenin bir başka biçimiyle karşı karşıya geliriz.
Peki, ben bunları neden anlatıyorum? Bilmem, bir fikri anlatmanın en uygun yollarından biri, sanırım o fikrin taşıdığı hissi doğru bir ritim ile karşı tarafa aktarabilmekte geçiyor. Diğer bir deyişle, Calvino hakkında birtakım nicel veriler vermenin çok da bir faydası olacağını düşünmüyorum; en azından benim durumumda. Calvino'nun beni ne denli mutlu etmiş bir yazar olduğunu hissettirmeye çalışıyorum.
O hâlde, gelin İkiye Bölünen Vikont'tan vakti zamanında günlerce zihnimde dönüp durmuş şu cümleyi aktararak satırlarıma son vereyim: "Bazen insan kendini eksik sanır, oysa sadece gençtir.""
Çeviri: Ümid Gurbanov
Patreon: https://patreon.com/umidgurbanov
Twitter: http://twitter.com/umidgurbanov
Blog: http://birnevidipnot.blogspot.com
Facebook: https://www.facebook.com/birnevidipnot
Vimeo: https://vimeo.com/umidgurbanov






