Sökmen, erkek bakış açışından kadın çantalarını fetiş nesnesi yaparak aslında pek görülmedik bir tutku yaratıyor.
Kurgu ve gerçek ayrımı, bu ayrımın nerede başlayıp nerede bittiği sanatın başat temalarından biridir. Kurmaca temelde fiziksel dünyanın dışında bir zamanda var olan sanatsal bir etkinliktir. Yazılan roman, hikâye, şiir, drama, yazarın hayal gücünün bir ürünüdür. Ancak bunlar okunmaya başlandıktan sonra aynı zamanda okuyucunun hayal gücünün de parçası olurlar. Bu nedenle her bir okuma yeni bir yazım sürecidir aslında. Özellikle modernist yazın bu ayrımın altını oyarak neyin kurgu neyin gerçek olduğu konusunu muğlaklaştırır ve bunu yaparken de aslında gerçeğin öznelliğini vurgular. Evrensel gerçeklik bir yanılsamadan ibarettir… Ve bir kere gerçeği sorgulamaya başlarsanız, her şeyi sorgulamaya başlarsınız. Bu bir yönüyle sanatın tabuları yıkma yöntemidir.
Aylin Sökmen, Notabene Yayınlarından çıkan Kendinde Değil Gibisin adlı romanında gerçek ve kurgunun birbirine karıştığı minör bir hikâye anlatıyor. Bunu yaparken sadece kurgu ve gerçek arasındaki ince çizgide dolaşmıyor, aynı zamanda iki olgunun sınırlarını da mümkün olduğunca genişletiyor.
Hikâye hayatından sıkılan ve orta yaş bunalımı emareleri veren edebiyat profesörü Metin’in ölüm korkusuyla başlıyor. Bir sivrisinek ısırığının ardından ağır bir enfeksiyon geçireceğini düşünen Metin’in takıntılı zihninden izliyoruz olayları. Karısı Özlem’le birlikte iki kişilik bir hayata sıkışan Metin gençliğinde yaşayamadığı ilişkilerin peşine düşmek istiyor. Bir öğretim üyesi olduğu için etrafında bir sürü genç ve güzel öğrenci var. Ancak Metin’in ilgisini karşı cinsten önce kadın çantaları çekiyor. Bazen bir kadını beğendiği için mi çantasını beğeniyor, yoksa çantayı beğendiğinden mi kadın ona çekici geliyor anlayamıyoruz.
Sökmen, erkek bakış açışından kadın çantalarını fetiş nesnesi yaparak aslında pek görülmedik bir tutku yaratıyor. Kadın çantalarına Metin’in gösterdiği bu takıntı, okuyucuda karakter acaba cinsel kimlik kargaşası da mı yaşayacak kuşkusu yaratsa da, Metin en azından bu konuda net. Farklı modelde ve renkte çantalar, ona farklı tensel hazlar vaat ediyor. Karısı Özlem’in de çanta kiralayan bir dükkân işletmesi, çantayı anlatı için bir çeşit leith motif’e dönüştürüyor.
Çantaların çoğu birbirine benziyordu ya da bana öyle geliyordu. Çok sıkılmıştım. Yeni bir şeyler görmek istiyor, benzer çantalar karşıma çıktıkça bıkkınlıkla burun kıvırıyordum. Bir kez kullandığı çantayı ortadan kaldırarak her güne yeni bir başlangıç yapabilirdi insan.
Metin öğrencilerine romanları anlatan ama kendisi istediği halde roman yazmayan ya da yazamayan bir hoca. Aslında bir reklamcı olan arkadaşı Caner Ercanoğlu’nun romanını kitapçıda gördükten sonra içindeki yazma arzusu yeniden depreşiyor. Ancak Metin’in yazmak için değil, yazmamak için bahaneleri daha fazla. Arkadaşının romanını başlarda küçümsese de, karısının kitaba duyduğu ilgi yüzünden kendisi de okumaya koyuluyor ve kitapta anlatılan hoca öğrenci ilişkisinin bir benzerini yaşamaya başlayınca kurgu ve gerçek yaşam Metin için karışmaya başlıyor. Caner Ercanoğlu’nun romanı Ne Okursan Onu Yaşarsın mı gerçeğe öykünüyor, yoksa gerçek yaşam mı bir şekilde romanı izliyor? Metin’in takıntılı ve oyunbaz zihnini takip ederken biz okuyucularda zaman zaman neyin gerçek neyi hayal ürünü olduğunu anlayamıyoruz.
Roman kahramanı olsaydım, güvenilmez bir anlatıcı olmak isterdim. En basitinden akli dengesi yerinde olmayan biri mesela.
İlerleyen bölümlerde Metin’in konumu ve anlattıkları hakkında giderek daha fazla kuşku duymaya başlıyoruz. Öğrencilerine Nabokov’un Lolita romanını defalarca okumalarını öneren Metin’in kendisi ise bu romanı sadece bir kez okuduğunu söylüyor. Okuyucu olarak biz Metin’in arzusunun Humbert Humbert gibi usta bir zampara olmak olduğunu düşünürken ve öğrencisi(!) Ceylan’ın dediği gibi klişe bir hoca öğrenci aşkı yaşamak isteyen bir karakter olarak onu konumlandıracakken birden ayağımızın altındaki halıyı çekiveriyor Ayla Sökmen. Roman ilerledikçe başlarda Metin’in arzularına uymaya çalışıyor gibi görünse de, Özlem’in de aynı şekilde okuyucu için güvenilmez olduğunu fark ediyoruz. Aylin Sökmen romanın sonlarına yakın sürpriz bir oyunun içine sokuyor bizi. Okudukça her şeyden şüphe etmeye başlıyoruz. Kurgu fanteziye, fantezi gerçeğe, gerçek ise bir kitaba dönüşüyor. Ama son kertede hepsi irili ufaklı çantaların içine ustalıkla giriyor.
Sökmen, bu ilginç kurgusuyla aslında hepimizin yalnızlıktan kurtulmak için türlü oyunlar oynadığımızı söylüyor. Belki de oyun oynayan çocuklar olduğumuzu. Bir de belki de, çantaların sadece çanta olmadığını… Kendinde Değil Gibisin oyunbaz kurgusu, ritmik anlatımı ve temiz diliyle edebi haz veren güzel bir roman.






