Var Olmayan Bir Varoluş Hikayesi
7 Ekim 2019 Öykü

Var Olmayan Bir Varoluş Hikayesi


Twitter'da Paylaş
0

Gerçekten var olduğunu hissettiren tek şey bir kalem ve eskimeye yüz tutmuş bir defterdi. Canını sıkabilen tek şey temiz sayfalara düşen sigara külü. Zifiri sessizliğin hüküm sürdüğü bu ev belki yıllardır hayalini süsleyen evdi. Yine bir şeyler eksikti, yine bir şeyler olması gerekenin aksine gidiyordu. Hissizdi... Bir o kadar da memnun... Uzayda süzülen mistik bir yakutu anımsatan gün ışığı, tüm hınzırlığıyla perdenin kenarından süzülüyordu. Düşünmeden attığı telaşsız adımlarıyla perdenin kenarına sürüklendi. Perdenin kenarından doğru, daldı uzaklara...

Kurduğu hayallere inandı, hayal gücünün parlaklığını son zerresine kadar hissetti. Belleğindeki kurmaca dünyadan ayrılmaya pek acelesi yoktu. Zaman yoktu burada. Kayıp olarak göreceği bir şey de. Zihninin içindeyken tanrı kendisiydi. Tanrıdan daha yaratıcı dünyalar kurardı kendine. Daha merhametli dünyalar... Kendi dünyasından çıktığında, daha da solgunlaşırdı günler. Çizgilenirdi suratlar. Ama kime ne? Onun yeterince renkli hayalleri, aynalar olmadığı sürece istediği görünümü kendine seçebilecek kadar da cesareti vardı. Dışarı çıkmıyordur uzundur. Belki iki yüzün üstünde uyku, ellinin üstünde kusmadır. Sayısız hıçkırık çığlığıdır buradaydı. Bir soyutlanma amacı olmadan, planlı bir kaçış niyeti gütmeden.

Sadece burada olmak istediği için buradaydı işte. Dışarıdaki mor karanlık her zamanki uydumculuğunu sürdürdüğüne göre tekrar rustik zihin karmaşasına devam edebilirdi. Ne tarifsiz bir histi zamanı kendi avuçlarında tutabilmek, horoz karası şarabından bile daha çok mayhoşluk veriyordu insana. Bu uzun uyuşma hallerinin içinde cevapsız sorular kemiriyordu doğru sandığı her şeyi. Hayallerinde yaşarken bile ansızın gelen kötü düşüncelerle sarsıldığı oluyordu. Karşı koymaya çalışıyordu. Soruları susturmaya, tanrıdan daha yaratıcı fikirlerle yarattığı düşleri kovalamaya devam ediyordu. Soruları kovalamalı mıydı? Bir cevap bulursa içinde tanımlayamadığı bu huzursuzluk hali son bulur muydu?

Masanın kenarındaki yontulmuş kalem çöplerinin verdiği cesaretle, sert ve tedirgin adımlar attı evin içinde. Soruları susturmaya yetecek cevapları şimdi arayabilirdi. Ya da hayallerine devam edebilirdi. Zaten hayal gücünün gelişmesinde bu tedirgin edici soruların payı pek fazlaydı. Onları susturmak için bedenini uyuşturması bundandı. Sorulara yaklaştıran her adım başını döndürmeye yetiyordu. Şu tüm insanlık duygularını çok yoğun yaşamasaydı, şu an mor karanlığın içinde herkes gibi kaybolmuştu. Mor körlüğe kendini ilk kaptıran bile olabilirdi. Korkuyordu. Belki de bu korkuydu onu hayata bağlayan. Hissizliğin dibindeki korku tomurcukları. Düşlerindeki kahramanlıklarıyla pratikte olanlar pek uyarsızdı. Sahiden. Bu kadar yıkıma, bu kadar yılmaya rağmen onu burada tutan bir şeyler var mıydı? Sorular. Kendi içinde bir şeylerin var olması için önce kendisinin var olması gerekmez miydi? Bir insan düşünün, kendi ellerini göremeyen. Bir insan düşünün aynalar karşısında yok. Ve düşünün ki görünürde evren üzerinde mor körlüğe dahil olmayan tek insan. İnsan? Belki de insan değildi. Belki kayıp bir ruh? En son aynanın karşısına geçtiğinde görünmemenin sızısını güncel bir şekilde zihninde tutan bir ruh. O anı dünkü çarpıntısıyla hatırlayan. Bir şey yapması gerekti. Aynayla yüzleşmek! Ayna onu yansıtmıyor diye basit bir kanıtla yetinemezdi huzursuz sorular. Mor körlüğe dahil olanlar bir nefesle silmiş olabilirlerdi onu, hiçbir şey söylemeden. Görünmez gibi davranılmıştı ona belki de yok sayılmıştı gerçekten var olmadığından. Bir cevap bulmalıydı, içinde var olma umudu taşıyan hissi takip ederek. Bulacağı cevap yüzyıllardır yığılan fizik kurallarını ve lineer bir duraksamaya uğrayan matematik tezlerini yıkabilirdi. Ahh bir var olsaydı!


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR