Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Haziran 2020

Öykü

Yanlış Anlama ama

Takyedin Çiftsüren

Paylaş

4

0


2-2-5-7. Cızz. Açılan kapının menteşe sesi. Tak, kapanma sesi. Sayıyorum, iki ses arasındaki boşlukta kalbim 5 kere atıyor. İlk basamağa basmadan her iki ayağını yere vuruyorsun. Huyundur, sessizliğin geniş imtiyazlara sahip olduğu bu apartmana taşındığından beri, en azından seni beklediğim her gün, aynı hareketi yapıyorsun. Sessizliği ürkütmek için mi yoksa bana haber vermek için mi yaptığını hala öğrenebilmiş değilim. Böyle uzaktan gelen silik bir sesin, kanı damarlarımda coşturmasının inanılmaz olduğuna itiraf etmeliyim.

Yukarıya çıkıyorsun, bu, artık seslere kulak vererek ya da binaya giriyorsa zaten evine çıkar mantığıyla ulaştığım bir kanı değil. Kamera yardımla izlemek hiç değil. Bu, doğrudan yanında yürürken bir saniyesini dahi kaçırmamak adına gözlerimi kırpmadan seni izleyerek edindiğim bilgi. Evet, bedenen yanında yürümüyorum belki ama ruhen binanın dış kapısından içeriye girdiği andan itibaren seninleyim ve hayatının her saniyesine tanığım. Üstelik farklı açılardan seni görebiliyorum. Hem arkandayım, geriden izliyorum, hem önündeyim, yukarıdan, hem yanındayım yandan, hem de tırabzanda uzanmış, elinin tırabzana dokunurkenki titreşimi izliyorum. Oyun oynayan çocuklar gibi tırabzana bir yaklaşıyor, derken uzaklaşıyorsun. Ayak seslerini, nabzımı dinlercesine duyuyorum. Gittikçe daha yakın. Sonra duruyorsun. On saniye kadar hiçbir hareket olmuyor. Kapı çalıyor. Gözlerimi açıp uzandığım koltuktan hızlıca kalkıyorum, kapıya yönelirken zaten bacaklarımın arasında toplanmış eteğim iyice dönüyor. Üstümü başımı düzeltmeden, sadece derin bir nefes alarak kapıyı açıyorum.

Ayakkabılarını çıkarmış, bir elinde onları tutarken öbür elinde bedenine adaletli davranmak için çantasını tutuyordu, tüm hayallerden daha canlıydı.  Yüzünde hınzır bir gülümseme. Ben daha kapıdan çekilmeden bir kedinin tatlı çevikliğiyle içeriye süzüldü ve birilerinin görmesinden çekinircesine kapıyı aceleyle itti. Ayakkabılarını yere bırakmadan boynuma sarıldı. Şaşkın değildim kaç haftadır o anı bekliyordum. Üstelik gelişini o kadar uzun zaman hayalimde prova etmiştim ki heyecan yoktu. Kucaklamasına karşılık verdim. Sarılan iki ahtapot gibi bir süre durduk. Terle karışık parfüm kokusunu, içime çekmenin huzuru yayıldı bedenime. Başım sol omzundaydı, onunkiyse sağ omzumda. Gözüme sırtındaki dövmeyi kestirdim. Sağ elini az ilerisindeki kelebeğe uzatmış meleği, kelebeği ürkütmeden sessizce alevli dudaklarımla öptüm. Sonra hem alevli ve doğal olarak da susamış dudaklarımın yırtıcı bir kuşa dönüşmesinden hem de canını acıtmaktan korktuğumdan kollarımı açtım. Acar açmaz kolları bunu bekliyormuşçasına çözüldü. Başını eğip bana baktı. Hoş geldin, dedim sevgiyle. Çekik kara gözlerinden yayılan tatlı hoşnutluğun, kalbimi yakarak doğurduğunu hissettim. Ayakkabını usulca vestiyere bıraktı. Sonra küçük siyah çantasını. Yıllardır aynı boşluğa bırakıyor gibi yabancılık çekmeden.

Elimden tutup odaya götürdü beni, ben değil de o ev sahibiydi sanki. Az önce kalktığım ve hâlen yamuk vücudumun aldığı şekli koruyan koltuğa otururken ben karşısındaki L koltuğa geçtim. Geldim işte, dedi, sonunda gelebildim. Hoş geldin, dedim tekrar, sevinçle. Birbirimize bakıp gülümsedik. Yüzü gittikçe pembeye kesiyordu. Yüzüne dağılan saçlarını heyecanla arkaya atıp bileğinden çıkardığı bandajla bağlarken sol kolunda bir morluk gördüm. Bakışlarımı takip edip kolundaki morluğu baktı. Şey, sakarlık işte. Duyuyorsundur arada sesleri. Gözlerimle onayladım. Sonra kalktı, yanıma geldi, hadi dercesine başımda dikildi.  O kadar yakındı ki yüzüne bakarken sivri çenem karnına değiyordu. Elbisesini kaldırıp öpsem dudaklarım göbek deliğine denk gelecek. Benimkinden büyük ve tatil dönüşünde güneşten bronzlaştığını gördüğüm o göbek deliğine. Elimden tutup kaldırdı beni, burnum onun burun çizgisine denk geldiğini fark ettim, peşinden mutfağı sürükledi beni. O, eve hâkim olurken ben gittikçe yabancılaşıyordum sanki. Mutfağa geçince yemeğin ağır kokusunu unutan burnum sızladı. Onun mutfak penceresine bakan pencereyi açtım. Sonbaharın boğuk esintisi yüzüme vurdu. O tezgâhı gören sandalyeye oturdu. Bileklerini masaya koyup ellerini çenesinin altında bağlayınca onun da benim gibi o anı hayalinde betimlediğini anladım.

Öncesinden hazırladığımı yemeği servis ederken gözlerini bedenimde hissediyordum. Soğuk birkaç ter damlacığı ince bir hoşluk bırakarak göğüs çatalımdan süzüldü. Koca bir damla sırtımda, omurga kemiğimi takip ederek aşağıya doğru aktı. Orada fırfırlı eteğimin kemerinde kayboldu. Islak ve arzulu dilini düşündüm. Bu beni beklemediğim kadar heyecanlandırdı ama herhangi bir terslik olmaması için bütün cesaretimi damarlarıma pompaladım. Yemeği servis ettikten sonra karşısında oturdum. Ellerimi masaya koyunca o da koydu, gözlerimizi kapatıp dua edecekmişiz gibi birkaç saniye kadar bekledik. Ellerimiz birbirine değecek kadar yakındı. Parmakları benimkilerden daha ince ve bakımlı. Sigara tutuşunu merak ettim. Ne zaman böyle ince parmaklar görsem hemen sigara tutuşunu merak ederim, bu beni yoldan çıkaracak kadar heyecanlandırır.

Yemekten bir gurme gibi kaşığına tadımlık aldı. Ağzında dolaştırmadı. Bir bebek gibi çiğnedi. Bir yudum su içti üstüne. Ruju bardağa ve dudaklarına çarptıktan sonra bardağın dibine geri dönen suya bulaştı. İnce bir zar tabakası gibi suyun üstünü kapladı. Bakışlarımı bardakta yakalayınca ruj lekesine değil de dekoltesine bakmışım gibi utanıp önümdeki tabaklara baktım.

Her çarşamba bu yemeği mi yapıyorsun?

Evet.

Ya diğer günler?

Özel bir menü yok. Nasıl denk gelirse. Bir tek çarşamba senden önce geliyorum.

Hım... Kokusundan güzel olduğunu tahmin ediyordum ama tadını hep merak ediyordum. Bunun de gelmemde etkili olduğunu söylemeliyim. İnce bir gülüşü var. Başını sağ el yumruğunu yaslayıp bana baktı. Ne zamandan beri bekliyorsun?

Beklediğim bir soru, düşünmeme gerek yok.

Geldiğin ilk çarşambadan beri.

Kaçıncı çarşamba bu?

Konuşmayı o kadar çok prova ettim ki sesimin robotsu olmasından korktum. Ezberletilmiş piyesi okumaktan başka fırsat tanınmamış oyuncunun hatasına düşüp doğallığın satırlarını atlamak istemiyordum. Ses tonumu düşürüp sözcüklere zorla itilıyormuş havası vererek onları boğuklaştırdım. Daha arzulu, insanın içine daha dokunacak şekilde.

20, dedim, derin bir of çekmiştim sanki. İçimde bir tünel açılmışçasına hafifledim. Nefes almak ilk defa bu kadar kolay geldi.

Geleli 20 çarşamba mı olmuş, zaman nasıl da geçiyor, dedi başını düzeltirken. Şaka mı yaptı ciddi miydi kestiremedim. Ancak onun da benim gibi bunu uzun zaman prova ettiği için bu robotik konuşmadan rahatsız olmadığını anladım.

Tam 20 çarşamba önce taşındın. Çöpü kapıya çıkardığımda gördüm seni. Kapı sonuna kadar açıktı. Sen direktif veriyordun, iki kişi de yorgun argın hâlde eşyanın yerini ayarlıyordu. Tenin daha koyu gibiydi. Beni fark etmedin. Yüzünde makyaj yoktu. Ruj bile yoktu. Üstünde beyaz v yaka bir tişört ve mavi şort vardı. Saç rengin daha koyuydu. Yüzünün aldığı her şekli hatırlıyorum ama anlatabileceğimi sanmıyorum. Kapıda ne kadar beklediğimi hatırlamıyorum. Sadece kalp atışımın çok hızlı olduğunu biliyorum. Beni nasıl fark etmediğini de anlamış değilim. Bilmiyorum, belki de çok kısa kaldım kapıda. Emin değilim.

Görmedim, sakar olduğum için her şeyin yerini olabildiğince geniş tutmaya çalışıyordum. Bu yüzden kendimi kaptırmış olabilirim. Kaldı ki ben iki işi aynı anda yapamam. Hatta yemek yerken düşünemiyorum bile.

Güldük. Ben, ne iş yaptığını nereden geldiğini, kaç yaşında olduğunu bildiğimden sorma ihtiyacı duymadım, o, bunları bildiğimi bildiğinden anlatmadı. Bana sormadı çünkü meselenin o olduğunu en az benim kadar iyi biliyordu.

Onunla geçireceğim zamanı ustalıkla kullanmak, çarçur etmemek için her anı en iyi şekilde kullanılacak hâlde her şeye bir zaman bırakmıştım. Zamanı ustaları gibi kullanıyorduk. Yerimden kalkıp mikrodalga fırının üstüne koyduğum bilgisayardan müzik açtım. Müzikle birlikte her şeyin düşlerimde olduğu gibi gittiğine dair bir kanı oluştu bende. Hiçbir şeyin beni düşlerimin gerçekleşmesi kadar mutlu etmediğini ve edemeyeceğini bilmenin tatlı huzuruyla içim şenlendi.

Kendimi harfle, sözcüklere ve cümlelere teslim edip biriktirdiğim onca güzel düşü anlatma arzusu masada içimi yavaş yavaş sararken sol el parmaklarımın ucunu tuttu. İçime hem hoşluk hem de ne yapacağını bilememenin duygusu oturuverdi. Serin elinin ateşle yanan bedenimde yaptığı etki muhteşemdi. Dünyada kaybolduktan uzun süre sonra ilk defa insan yüzü gören kimsenin yaşadığı birkaç saniyelik şoku atlatır atlatmaz çaresizlikle kaçması gibi elimi çektim. Aslında beni korkutan, elinin ona ayırdığım zamandan önce hareket etmesiydi. Bir şeyler zamanından önce veya sonra gelişmesi kötü bir sona işaret ettiğini biliyordum. Bunu söylemek geçti içimden ama nasıl söylemem gerektiğini bilemedim. Bunu, daha önce tahayyül etmedim. Anlatmaya çalışırken gülünç duruma düşen kimselerden olmamak için belki de yüzüne bakmadan masadan kalmam gerekiyordu. Kalkarken önümdeki tabakalardan ikisini kaldırıp tezgâha geçtim. Tabakları tezgâha koyup bekledim. Kalp atışımın hızlanmasını normaldi. Yerinden usulca kalktığını, bana yaklaştığını hissettim. Nefesini duymak için gözlerimi kapattım. Ne kadar prova edersem edeyim bunun önüne geçemediğimden vücudum kaskatı kesildi. Beni çözecek ellerinin vücudumda dolaşmasını bekledim. Alevli parmağının tenimle temasıyla huzur güneşinin altında çırılçıplak uzanmış bir insan gibi hissettim. İşaret parmağı ilk başta kitaptan bir cümlenin altını çizercesine bacağımı bir pamuk gibi ikiye böldü, sonra yukarı doğru çıkarken kendine yol açan suyun kuru toprakla ilk temasında yükselen buharın kalbimden yükseldiğini hissettim. Tak.

Bir gürültü. Bir şey kırılıyor. Kesinlikle cam sesi bu. Göz kapaklarımı alabildiğince sıkıyorum. Onca zaman hamallığını yaptığım arzumu gerçekleşmeden bırakamam. Bir süre bir put gibi hareketsiz bekliyorum. Gözlerimi sensiz bir dünyaya açmak zorunda kalmak bu zamanlarda daha korkunç. Turuncu koltuktayım. Tavan bütün sakinliği ve kimsesizliğiyle üstümde duruyor.

Bu defa aynayı kırmış olmalısın. Aynayla birlikte kırılıp tuzla buz olan hayalimin kırıntıları göğsümde batıyor, tüm acıyı hissediyorum. Hayalin devamı getiremeyeceğim. Biliyor musun, yuvasına dış müdahale olduğunda kuş yuvayı terk edip başka yuva yapmaya gider. Kaldığım yerden devam edemem. Yeni hayalle yoluma devam etmek için bir hafta daha beklemem gerektiğini bilmenin acısıyla gözlerimi dahi kırpmadan, hareketsiz bir şekilde tavana bakmak en iyisi.

Kapı çalıyor. Yerimden kalkıp kapıya yöneliyorum. Kapıyı açmadan eteğimi düzeltiyorum.

Kapıyı açtığımda karşımdaydı. Şaşırdım. Beklemiyordum. Şey, aynanı kullanabilir miyim? Benimki kırıldı da, dedi sağ eliyle sol omzundaki saçı geriye iterken. Kekeleyerek kullanabileceğini söyledim. Kapıdan çekildim. Teşekkür edip içeriye girdi. Aynanın karşına geçip çantasında bir şeyler ararken kapıyı kapatıp kapatmamak konusunda ikilemde kaldım. Anlamış olmalı ki kapatabilirsin, dedi. Kapattım ama yerimde kaldım. Onu izledim. Rujunu sürdü, saçlarını kabarttı. Yan profilden kendine baktı. Sonra yanıma geldi, teşekkür etti. Uzun çenemi tuttu, yanlış anlama ama çok tatlısın, dedi gülümseterek. Sonra kapıyı çekip çıktı.

Sen kapıdan çıkar çıkmaz sırtımı kapıya dayıyorum, yanlış anlama ama sen daha tatlısın, diyorum arkandan.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Genç Sinan’ın AcılarıUğur Vardan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gürkan Yavaş

13 Temmuz 2025

Bugünün Akıllılarına Dünden Bir Öykü: ..

Türkiye yakın tarihinin bu kritik yılları, salt romanın kurgusundaki temel çelişki ve çatışma için değil, kimi örtük mesajların algılanıp yorumlanması için de işlevsel bir zaman dilimine işaret eder. Ahmet Büke’nin “yetişkinler için yazdığı ilk ..

Devamı..

Çeşme’de Gün Batımı İzlenecek 6 Manzar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024