Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Ağustos 2025

Edebiyat

Modern Bireyin Trajedisi "Böceklik"

Yalçın Yokuş

Paylaş

1

1


Peki Kafkaesk bir eser yazılacaksa kahraman nasıl biri olmalı?

İnsanların yaşadıkları mekân ve buna bağlı olarak çalışma alanları modernizm ile birlikte tamamen değişir. Bu yeni mekânlar ve hayat şartları doğal olarak insan ruhunda derin etkiler bırakır. ‘Kent, daire, memur’ üçgeni yeni yaşam alanının en tartışılan kavramları olur. Bir apartmanın dairesinde yaşamak: Genellikle sekiz-beş çalışmak, uyku ve iş dışındaki vakitleri de kentin başka tüketim mekânlarında geçirmek demektir. Bu da ‘kent, dair, memur’ üçgeninin kendi içerisinde nasıl suni bir habitat oluşturduğunu anlaşılır kılar. Edebiyat dünyası da insanı derinden etkileyen bu üçgene sık sık başvurur. Kafka bu üçgenin farkındalığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyan yazarların başında gelir.  Tabii ondan önce ilk belirtiler Rus edebiyatında kendisini gösterir. Maaşından kısarak biriktirdiği parayla aldığı paltosunu kaybeden memur Akaki Akakiyeviç’in umutsuz düşüncelerle sokaklarda dolaşmasının kelime ve cümlelere dökülmesi gelecek olan tehlikenin ilk habercisi olur. Gökyüzüne yükselen devasa yapılar arasında yaşayan küçük insanın trajedisinin roman ve öykü olarak edebiyata yansıması, neredeyse Shakespeare’in şatafatlı saraylarındaki trajediler kadar çarpıcı ve okumaya değer hale gelir. Edebiyata yansın bu demokratikleşme ilk bakışta olumlu görünse de bedeli böcek gibi hissettirecek ağırlıkta olur. 

Kafka kahramanlarının (memurun) hayatında durup dururken bir sabah gerçekleşen değişim aslında bir farkındalığın göstergesidir. Onlar, yanlış giden bir şeylerin farkına varmış karakterlerdir. Biri böcekliğinin, diğeri mahkûmiyetinin farkına varır, bir diğeri ise hadsizce şatoyu arama cüretini gösterir. Bu farkındalıktan önce Dostoyevski ve Gogol gibi yazarların eserlerindeki zavallı insanın (memurun) bir tasviri söz konusu iken (Ölü Canlar’ın Çiçikov’u hariç) karakterlerin bilinçli farkındalığı henüz söz konusu değildir. Yaşam, adeta ağır bir taş gibi göğüslerini sıkıştırır. Ruhları olan ile yapmak istedikleri arasında ezildikçe ezilir. Bu ruh ezikliği sıradan insanın kurmacadaki yerini garantiler. 

Oradan günümüz Türkiye’sine bakıldığında manzarada bazı benzerlikler ve bazı farklılıklar görülür. 

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye’de memur olma isteği oldukça yüksektir. Buna özel sektörün beyaz yakalı statü grubu da dahil edilebilir. Daha ilkokulda başlayan sınav maratonları KPSS sınavı ile zirveye ulaşır. İlkokuldan liseye, liseden üniversiteye, üniversiteden mesleğe geçiş gibi sınavlar sürekli bireyin zihnini meşgul eder. Her sınavın seneler sürdüğü düşünüldüğünde neredeyse yirmi yıl, sadece sınavlara hazırlık süreciyle geçer. İşte bu süreç Türkiye memurunun karakteristik özelliklerini belirler.  Artık Türkiye’nin kendisine has “kent, daire, memur” üçgeninden rahatlıkla bahsedilebilir. Bireylerin isteyerek veya mecbur kalarak dâhil olduğu sınavlara hazırlık süreci, onları yıllarca roman okumaktan, gezmekten, sosyalleşmekten, kendisini herhangi bir alanda yetiştirmekten uzak tutar. Böylece tüketim alışkanlıkları da bu çerçevede şekillenir. Artık ısmarlama tüketim alışkanlıkları baş gösterir. Örneğin her yaz tatilinde bir yer moda olur ve herkes oraya akın eder. Sosyal medya hesapları aynı konum ve pozlarla dolup taşar. Bir sene Kars Ani Harabeleri, bir sene Karadeniz turu, bir sene Batum turu moda olur. Muhtemelen önümüzdeki sene İtalya turları yarışı kazanır. Aynı süreç edebiyata da kendisini gösterir. Kürk Mantolu Madonna, Serenad, Stefan Zweig’in ince kitapları, Sineklerin Tanrısı, Küçük Prens gibi kitaplar sırayla moda olur. Bu süreçler tıpkı sınav maratonu gibi ‘ben daha fazla okudum’ veya ‘ben daha fazla gezdim’ hırsıyla yapılır. Tatil yapmak, keşfetmek, dinlenmek çok da akla gelmez. Tüm bunlar yirmi birinci yüzyılda Türkiye’de memur (beyaz yakalı) statü grubunun trajedisinin yoksulluktan öte tüketim alışkanlıkları üzerinden yaşandığını gösterir (Burada yoksulluğun olmadığı çıkarımı söz konusu olmamalı). Bilinçaltının bu denli tüketim alışkanlığı ve uğraş alanları ile dışa vurması artık sahnenin kime ait olduğunu da vurgular. Yaşananlar kendi Dostoyevski ve Kafka’larını çağırır. Edebiyat, var olan malzemeyi yaratıcılıkla yoğurarak ürününü ortaya koyar. Velhasıl şu an Türkiye edebiyatı memurlarını yazacak yeterli trajik malzemeye sahiptir. Hatta biraz zorlansa Kafkaesk bir eser bile ortaya çıkabilir. Dostoyevski’nin karakterleri böcek bile olamamaktan yakınır, Kafka’nın karakterleri ise böcek olmuş durumda, günümüzde ise böcek olma isteği ve bunun için yıllarca çalışma ve yarışma söz konusudur.

Peki Kafkaesk bir eser yazılacaksa kahraman nasıl biri olmalı?

Herhangi dini veya siyasi bir ideoloji neferi olmamalı. Günümüzde bunlardan fazla olsa da ‘kent, daire, memur’ üçgeni içerisinde değerlendirilemezler, çünkü ‘davam’ dedikleri bir idealleri var ve bu idealin gelecekte mutlaka gerçekleşeceğine dair güçlü inançları onları içinde yaşadıkları anın gerçekliğinden uzaklaştırır. Kahramanımız hem sevimli ve samimi görünmeli hem de köylü kurnazı, üçkâğıda yatkın ve aynı oranda akıllı olmalıdır. Fiziksel olarak bir kahramanın taşıdığı özellikleri taşımamalı. Anti-kahraman görünmeli. Bu görüntü ona içinde taşıdığı cevheri işleme imkanı vermeli. Mesela 25 yaşında bir banka kuracak cesareti göstermeli. Herkes KPSS çalışırken o 130 bin insanın güvendiği genç bir girişimci olmalı. Bu dünyada işler kimse için sonuna kadar yolunda gitmez, ancak genç girişimci buna da hazır olmalı. Önce kazandığı parayı güvenli bir yere taşımalı. Sonra bir yurtdışı kaçamağı. Mesela Uganda. Tüm büyük insanların mutlaka bir hicret olayı vardır. Neyse, yurtdışı serüveni hem tüm parayı ezdim hem de cennet vatanı özledim ikilemini taşımalı. Sonra “beni memleketim yargılasın” vatanperverliği baş göstermeli. Hemen VIP uçakla yurda dönüş olmalı. Oradan da rahat bir cezaevi. En kötü on yıllık bir dinlenme ve inziva hayatından sonra 35 yaşında güzelim bir hayat onu beklemeli. Raskolnikov gibi vicdan azabı çekecek bir cinayet de söz konusu değil. Ayrıca Kafka karakterlerinin de bir üst versiyonu olmalı. Kafka kahramanları her ne kadar direnseler de sistemi aşacak bir yol bulamayıp ölüyorlardı. Ancak genç girişimci sistemin kalın duvarlarını delerek adeta yakılan Ölü Canlar’ın ikinci cildini olması gerektiği gibi, Çiçikov’un şanına yakışır şekilde tamamlamalı. 

Böylece Kafkaesk karakterlere duyulan acıma, merhamet gibi duyguların yanına bir de hayranlık duygusu da eklenmiş olur. Zaten bunca zavallı anti-kahramanlıktan sonra üzerine bir katman daha eklenmemesi haksızlık olur. Çünkü dönemler karşılaştırıldığında bazı dinamiklerin değiştiği ortadadır. Artık zavallı memurun tek derdi ekonomik kaygı değildir. Kahramanın karakterinde bu temelde bir değişimin görülmesi şaşırtıcı değildir. Ve bu bize Gogol’ün Ölü Canlar’ının ölümsüzlüğünü bir kere daha hatırlatır.

Kurmaca kendisine has bir canlılığa sahiptir. Öncesinden beslenir ve artarak büyür. Harold Bloom bunu Etkilenme Endişesi kavramı ile açıklar. Ona göre bir şair (sanatçı) büyük bir şairi baba olarak seçmeli, onu taklit etmeli, o olmayı başardıktan sonra onu öldürüp ölüsü üzerinden daha büyük bir şair olarak doğmalıdır. Tabii bu çok sancılı bir süreçtir. Türkiyeli Kafkaesk kahraman da böyle bir süreçten geçerek başarıya ulaşır ve bu başarı havada kalmamış olur. Hem hayattan hem de edebiyattan gerektiği oranda mimesisini alarak ortaya çıkmış olur. 

YORUMLAR

Ayşegül Kanat

Teşekkürler ilginç bir saptama.

5 Ağustos 2025

Öne Çıkanlar

Muggle'ların da Severek Kullandığı Har..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

2 Nisan 2025

Orwell’i Propaganda Malzemesine Dönüşt..

Orwell’in romanları çoğu okur tarafından sosyalizm karşıtı ve kapitalizm yanlısı birer propaganda metni olarak görülse de, bu eserler son yıllarda farklı siyasi argümanlara temel teşkil eden bir kaynak haline geldi.“Geçmişi kontrol eden geleceği kontrol ede..

Devamı..

Direniş Edebiyatı

Momina Areej

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024