Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Ağustos 2025

Öykü

Akşam Oturması

Nurgök Özkale

Paylaş

5

4


Nurgök Özkale

 Akşam Oturması 

 

Zile bastım. Kanarya çırpına çırpına öttü. Arif Abi yine değiştirmiş sesini. Son geldiğimde havalı kornaya benziyordu. Açmadı. Evde değil mi yoksa. Nereye gitti ki bu saatte. Ya bulamazsam… Başka kimden isterim… Elim ayağım boşandı. Tekrar basayım diyorum ama kuşa acıyorum. Kulağımı kapıya dayadım, içeriden sesler geliyor. Televizyon galiba. Oh, iyi, çıkmamış dışarı. Yumrukladım. Yine duymadı. Tam tekrar vuracağım, elim boşluğa düştü. 

 “Ooo, sen misin Hayri?”

 “Selamunaleyküm Arif Abi.” 

  “Gel, gel.”

 “Hiç gelmeyeyim Abi. Şey diyecektim…”  Parmağımı kıvırıp söz ister gibi uzattım. “Eğer mümkünse… Yani sıkışık…”

 “Yahu ayakta olur mu, geç içeri.” 

  Beni eşikte öylece bıraktı, döndü gitti. Hole girip kapıyı kapadım. Eğildim, botlarımın bağcıklarını çözeceğim. Bir baktım, duvar dibine ayakkabılar dizilmiş. Misafirleri var galiba. Aksilik işte, ters zamanda geldim. Benimkileri en başa düzgünce koydum. Ellerim karnımda, salona girdim. İçerisi kalabalık haliyle. 

“Hayırlı akşamlaar.” 

“Buyur buyur.”

 Buyurayım da nereye? Her taraf dolu. Kanepede bir kadın, yanında kel kafalı bir adam. Koltuğu bir delikanlı kapmış. Bir de küçük çocuk var, o da elinde oyuncak araba, orta sehpanın önüne bağdaş kurmuş oturuyor. Hep beraber gözlerini kırpmadan televizyona bakıyorlar. Beni iyice süzüp yeniden ekrana döndüler. 

“Abi, ben sizi hiç rahatsız etmeyeyim, istersen başka zaman…”

“Yahu geç. Yabancı değiller. Ablamla eniştem.” Koltuktaki gençle yerde oturan çocuğu işaret etti. “Bunlar da yeğenlerim.”

“Hoş gelmişsiniiz,” dedi abla, örtüsünü düzeltirken bana kaçamak baktı. 

“Gel aslanım gel,” dedi enişte. Yanındaki avuç içi kadar yere pat pat vurdu.

Gösterdiği yere dönerken başım yukarıdan sarkan plastik sarmaşığa çarptı. Arif Abi iki lambaya da aynı süsten asmış, ama bu ötekinden uzun, neredeyse sehpaya değecek. Koltukta oturan gencin gözü elindeki telefonda, bacaklarını geçeceğim araya uzatmış, toparlanayım da yol vereyim demiyor. Üzerinden atladım, kanepenin boş tarafına iliştim. 

“Biz yemeği yedik,” dedi Arif Abi. “Aç mıydın?”

“Yok Abi. O işi evde hallettim ben.”

“Az dur, çay koyarız şimdi.” Ellerini kanepeye dayadı. Öyle dikiliyor. 

“Abi, sen otursaydın,” diyerek davranacak oldum. 

 Eliyle otur işareti yaptı. 

“Rahatsız olma, içeriden sandalye alırım ben,” dedi. Arkasını dönüp çıktı. 

 Enişte kulağıma eğildi. “Sen keyfine bak aslanım.”

Cinim tepeme çıktı. Kel kafasına şunun… İkidir aslanım, aslanım… Sağ eli dizinde, öteki belinde, kabadayı hallerde. Güya benimle konuşuyor ama gözünü de televizyondan ayırmıyor. Küçük çocuk dizlerinin üstüne kalktı, oyuncak arabayı sehpaya sürtmeye başladı. Sürttükçe tekerlekler ciyaklıyor. Yüzümü buruşturdum haliyle. Hemen fark etti ama durmadı. Kızacak mıyım diye bakıyor. Ablayla enişte hiç oralı değil, yapma oğlum demiyorlar. 

İçimi sıkıntı bastı. Arif Abi de nerede kaldı? Çay dediydi, mutfaktadır. Yanına gitsem. Hazır içerdeyken isterim. Ev sahibi derim, bu ay da ödemezsem atacak beni valla. Kapıya baktım, mesafeyi ölçtüm. Sehpayı dolanırım da şu gencin bacaklarına takılırsam. Az daha durayım dedim ama dayanamıyorum. Fırladım ayağa. 

“Nereye?” dedi enişte, kolumu yakalayıverdi. 

Gözlerini televizyondan ayırmayan adam kalktığımı nasıl gördü. 

“Arif Abi’ye bakacağım.”

“Ne olacak bakınca?” 

Tövbe tövbe. Ne meraklı çıktı. Sana ne diyemedim.

“Hiç, öylesine.”

“Gitme, gitme,” dedi abla. “Gelir şimdi.” Arkasından, alçak sesle, “tuvalete girmiştir, diye ekledi. Öf ya, girdi mi çıkmaz ki saatlerce. Canım sıkılınca hemen belli ederim. Abla yüzümün aldığı hali fark edince başını yana yatırıp kapı tarafını işaret etti, anlasana artık dercesine baktı.  Anlamaz mıyım, anında çöktüm kanepeye. Ama bacağım enişteye değiyor. Az öteye kaçtım. Ceketimi çıkardım, katlayıp yanıma koydum. 

Arif Abi’nin bu hastalıkla işi zor valla. Sürekli sıkışır böyle. Tuvalete zor yetişir. Hangi gündü, en son ne zaman görüştük, iki hafta önce miydi, yok, daha fazla olmuştur. Çay içiyorduk kahvede, apar topar kalktı, geçti arkaya. Dakikalarca çıkmadı. Sonra geldi, telefonunu kıç cebine soktu, masada bıraktığı anahtarı kaptı, “az önce aradılar, mal gelmiş, acil dükkâna dönmem lazım,” dedi, omzumu tutup kuvvetlice sıktı. “Var mı ihtiyacın,” dedi. Abi, hesap… Diyemedim. Pat pat vurdu sırtıma, çekti gitti. 

İyi de cebimde hiç para yok. Ne yapacağım? Oraya döndüm, buraya döndüm. Kıvranıyorum. Aklıma Ahmet geldi, dükkânı iki bina ötede. Kalkıp kapıya yöneldim. Garson Ali’yle burun buruna geldik. Sanki bilerek önümü kesti. Hayrola dedi yüzüme ters ters bakarak. Tanıyor beni oysa, tamam kaç seferdir yazdırıyorum da hiç belli etmeden kaçtığımı görmedi. “Az sonra,” deyip kaş göz yaptım. Koştum dışarı. Bendeki de şans işte, Ahmet’in dükkânı kapalı. Kapı duvar, içeride kimse yok. Sırtımdan ter boşandı. Eyvah ki eyvah! Ali’ye geleceğim dedim. Dönmezsem daha güvenmez bana. Ne yaparım ne ederim. Ey kocaman Allah’ım, sen bana yardım et. Elimi can havliyle cüzdanıma attım. Boş, biliyorum, yine de karıştırıyorum. Telaştan kan ter içindeyim. Kâğıt para yeri, kartlar. Küçük gözü açtım. Oh, iyi ki bakmışım. Açar açmaz dörde katlanmış bir yirmi oyro ile göz göze gelmeyeyim mi! Bu kadar olur.  Ne zaman koymuşum da unutmuşum.Soluğu hemen köşedeki dövizcide aldım. Öylece ödedim çayların parasını. Arif Abi’nin birikmişleri varmış, onları da hallettim. Halledeceğim tabii. Üçün beşin lafı mı olur. Hemşeri sayılırız üstelik, hatta sanayide aynı kaportacıda çalışmışlığımız bile var. Daha sonra ayrılıp başka yere geçti. Artık durumu iyi sayılır. Eksik olmasın, “ben senin abin sayılırım,” der hep, “ne zaman olursa gel.” Gerçi bugüne kadar aramızda hiç para lafı geçmedi… Çünkü ben istemedim. Tabii. Çekindim hep. Ama şimdi durum bambaşka, epey sıkışığım. Gidecek başka yerim kalmadı. 

Afakanlar bastı, yerimde duramıyorum. Geriye attım kendimi, ama ne fayda, kanepenin arkasına yetişemedim, sırtım hâlâ açıkta. Çocuk arabayı aldı, şimdi de halının üstünde gezdiriyor. Yanaklarını şişirip patlatarak motorun sesini taklit ediyor. Abla başını omzuna yatırdı, yerdeki kilimi inceliyor. Yavaşça döndü, gözlerini indirdi, çoraplarımdan başladı, başını hiç oynatmadan pantolonumu, kazağımı iyice inceledi. Sıra yüzüme gelince göz göze geldik. Hiç bozuntuya vermeden pişkin pişkin gülümsedi. 

“Nassınııız?”

Ellerim önümde hafif doğruldum. Otururken kendimi geriye attım. Ama yine olmadı, sırtımı bir türlü kanepenin arkasına yaslayamadım. 

“Sağ ol abla. Siz de afiyettesiniz inşallah?”

 Dudaklarını avuçladı. Derin derin iç geçirdi, “çok şükür” diye mırıldandı. Ekrana döndü sonra. Evden gelmediğimi anladı galiba. Tabii, saatlerdir dışarıdayım. Yalanım belli oldu. Şu kravat da sabahtan beri boğazımda. İyice sıktı, nefes alamaz oldum. Gevşetemiyorum da. Hiç olmazsa çıkarıp cebime soksaydım. 

Şu ablayla enişte, yeğenler kalksın da… Arif Abi’yle baş başa kalalım hele. O zaman girerim konuya. Abi derim… Bu ay epey açılmışım da… Bana azıcık… Ne oldu da açıldın o kadar oğlum. Abi oldu işte. Sen bu seferlik… Maaşını nerede çarçur ettin. O zaman da şey derim… Ne derim… Kaykılıp dayanağa yaklaştım. Enişteye döndüm. 

“Abi ne var ne yok, işler güçler nasıl?” 

Eli hâlâ dizinde, üstten baktı. 

“Valla bizim iş hep çok yoğun,” dedi bilmiş bilmiş.

“Aman öyle olsun Abi.”

“Doktoru, hemşiresi, hastası, hepsi ayrı problemli.”

“Hastanede mi çalışıyorsun Abi?”

“Hah, çıktı, çıktı,” dedi abla ellerini çırparak. Enişte bana cevap vermeden yine televizyona daldı. Ekrandaki görüntüye bakılırsa pastane gibi bir yer. Masalar kalabalık. Sağ alt köşede Yaralı Kalpler yazıyor. Yeni Sezon. Dizi galiba. Hiç bilmiyorum. Öndeki masada iki kişi oturuyor. Bir kadını görüyoruz, bir erkeği. Konuşmadan öylece duruyorlar. 

“Bak, bak!” dedi abla. “Arkadaki masada.”

Kel enişte pişmiş kelle misali sırıtarak kolumu dürttü.  “Benim büyük oğlan.” Gözleri hâlâ televizyona yapışık. “Figürasyon yapıyor da. Bu üçüncü dizisi… Aha şu.”

Gösterdiği yerde üç dört kişi var. Hangisi belli değil. Sormak da istemiyorum. Yüzleri iyice seçilmiyor zaten. Başımı çevirdim. Arka duvardaki resimler artmış. Arif Abi ne bulduysa dizmiş duvara. Küçük olan fotoğrafları da çerçevelerin kenarlarına sıkıştırmış. Nerede kaldı? Tuvaletten çıkmıştır çoktan. Yan tarafımdan serinlik geldi. Pencere açık, perde kımıldıyor. Derin derin içimi çekince ferahladım biraz. Ezan başladı. Aynı anda reklam girdi.

Abla çocuğun başını dürttü. “Kıs şunun sesini. Car car etmesin.”

Çocuk kumandayı alıp sesi kıstı. 

Vaziyet belli, bunların gideceği yok. Olmayacak bu iş. En iyisi ben kalkayım. Aniden. Zengin kalkışı. Şu genç de toplamadı gitti bacaklarını. Ahmet’e uğrasam. Bu kaçıncı derse… Şeytan dürttü sanki. Başımı çevirdim. Gence bak sen. Telefonunu kaldırmış. Bana doğru tutmuş. Ne yapıyor öyle. Lan… 

“Ya Abi, bozdun ama,” dedi. “Video çekiyorum, TikTok’a koyacağım.” Dişlerini göstererek sırıttı. Aynı babası kılıklı işte, ne olacak.  “Hadi baştan,” dedi. “Şu tarafa dön. Babama yanaşsana… Az daha, hah!” Telefonu yavaş yavaş sağdan sola kaydırdı.  “Evet, arkadaşlar! Amcama akşam oturmasına geldik.  Abimin dizisini izliyoruz.” 

Arif Abi ellerini ovuşturarak girdi. Ağzı oynuyor, ben bakınca çabucak yutkundu. 

“Eveet,” dedi. “Kimler çay içiyor? Ona göre demleyeceğim.”

 Delikanlı telefonu Arif Abi’ye çevirdi. “Bu da benim amcam, arkadaşlar. Şimdi bize çay koyacak. Amca, benimki tavşan kanı, üç şekerli olsun.”

“Ben almayayım Abi,” dedim. “Bugün çok içtim. Fazlası uykumu kaçırıyor.”

 Dönüp çocuğa pis pis baktım.

 

YORUMLAR

Sabahat Gülendam Noyan Kurhan

Su gibi Nurgök hanım, ellerinize sağlık. 👏

4 Ağustos 2025

Sabahat Gülendam Noyan Kurhan

Su gibi Nurgök hanım, ellerinize sağlık. 👏

4 Ağustos 2025

Nurgök Özkale

Teşekkür ederim Gülendam.

4 Ağustos 2025

Nurgök Özkale

Teşekkür ederim Gülendam.

4 Ağustos 2025

Öne Çıkanlar

Vincent Van Gogh Resimleri İçin Harika..Müge Gedik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D. F. Zeren

7 Nisan 2025

“Bazen Kelimeler İki Anlamlıdır”

Encam İbrahim Yıldız’ın anlatıcılığının geri dönülmez bir noktaya erişmiş olduğunun ispatı. Hikâyede atmosfer dediğimiz şey esasen zamanın mekânın ve karakterlerin uyumsuz uyumu, çatışmaların yerli yerine oturarak dokuyu oluşturması halidir. Çatışmaların yerine oturma..

Devamı..

Sabri Safiye: "Çocuklara söz söylemede..

Kâmil Erenli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024