Dünya neye evrilirse evrilsin biz yine hamuru insan ve biçimleri olan galerileri görmek, kendimizden bir şeyler bulmak yahut hiç olmayacağımız kişiler olmak hayali ile okuyacağımız, yalnız ruhumuzu değil bedenimizi de bulunduğumuz noktadan uzaklara götürecek edebiyat eserlerinin sayfalarını arayacağız...
Yasemin Onat ile ilk öykü kitabı Nihayetinde Dönülen Yerler odağında yapmış olduğum söyleşi gidildikten sonra dönülen yolların da yolculuğa dahil olduğu hikâyeler üzerine gerçekleşti. Nihayetinde dönülen yerlerden yolculuğumuz nasıl başlar ve bu yerlere eninde sonunda neden döneriz? Yasemin Onat içten cevaplarıyla yolculuklara farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. Nihayetinde Dönülen Yerler öykü kitabı odağında başlayıp hayatı kapsayan söyleşimiz için buyurun lütfen.
Aynur Kulak: Edebiyat ile olan temasınızın ilk etapta nasıl gerçekleştiğini ve edebiyat bağınızın bu temasa ilişkin olarak nasıl ilerlediğini konuşarak başlamak istiyorum.
Yasemin Onat: Benim edebiyat ile ilk temasım ninnilerdir, halk türküleridir. Biri müzik diğeri ilkokul öğretmeni bir anne baba. Evimizden ritimler, notalar, sözler masallarla, ninnilerle ve memleket hikâyeleri ile geçiyor. Konaklayan bazen Bach bazen Karacaoğlan oluyor. Sesler doluyor kulağıma bir dere misali çağıldayan. Bir akış hali, müziğe ve edebiyata dair fark etmeden beni kendine esir bırakıyor. Habersizim hikâye etme gücümden. Yenice öğreniyorum, okul gösterilerinde gibiyim çoğu zaman, seyirciler var hikâyelerimi dinleyen. Çoğu monologlar ve danslı gösteriler. Kitap okumak için tatilleri beklemeyen bir aile. Her günün belli saatleri ellerindeki kitaplara ayrılmış özel zamanlar içinde yalınlaşıyor fark etmeden varsıllaşırken ev ahalisi... Semt kütüphanemiz en sevdiğim yer. Bir çocuğun uğrak mekanı... Büyüyor içimde bir edip olma hevesi...
AK: Nihayetinde Dönülen Yerler ilk öykü kitabınız ve içerisinde on bir öykü bulunmakta. Yol almak adına çok çağrışımlı, çok güzel bir vurgu kitabın ismi. Kitapla ilgili ilk önce isminden konuşmaya başlarsak; nihayetinde dönülen yerler de gidilen/alınan yollara dahil diyebilir miyiz?
YO: Öyle büyük hikâyelerim ya da adına yazma serüvenim(!) diyebileceğim devasa laflarım yok benim... Oldum olası sevemedim böylesi mübalağalı halleri. Herkes gibi duyuyordum, dinliyordum, konuşuyor ve anlatıyordum. Zihnimde bir yerde birikiyordu sayfalar. Bunun farkına varmak paha biçilmezdi. Çünkü hafızam beni yanıltmıyorsa öyküler yazılıyordu kalemsiz bir biçimde. Bir an geldi işlevini tamamladı zihin ve el çalıştı. On bir öyküyü tamamladıktan sonra bilgisayarımdaki isimsiz dosyanın ilk sayfasına baktım. Beyaz ve boştu. “On bir yer gezdim, en az on bir karakterle el ele zamanın dilim dilim katları arasında gidip geldim yaz bahar demeden ve en başa döndüm” dedim içimden. Ad koydum bu seyahate ve dedim ki "Nihayetinde Dönülen Yerler"... Dönüşler belki benim hayatımın yol alışlarından daha değerli! Hadi bana neden diye sorun. Çünkü döndüğüm zaman bulduklarım gittiğim yerde karşılaştıklarımdan daha merhametli, bildik ve kucaklayıcı. Gidenle bir olmayan dönenin dönüşümüyse işte o bana göre hayat... Belki ben gibi karakterlerimde yalnız dönmek arzusu içinde gitmek eylemine gönüllü oluyorlardır ve oh be nihayetinde diyorlardır...
AK: İster mutluluk, ister üzüntü, ister yas, ister şaşkınlık veya heyecan; hangi olayı ve bu olaylarla birlikte hangi duyguyu anlatıyor olursanız olun lirizm anlatası çok hâkim. Zihnimde böyle akarak geldi öyküler ya da lirik anlatım tercihimdi mi dersiniz?
YO: “Kişisel duyguların, iç dünyanın esin yoluyla, coşkulu ve etkili bir biçimde anlatılması” şeklinde tanımlıyor TDK lirizm sözcüğünü. Bu öylesi bir tarif ki ar ederim bu benim... Duygularımı bir kitapla açık etmek inanın benim için büyük bir nimettir çünkü duygularım öylesi şahsidir. Bu pek çok insan için elbette böyledir fakat ben çoğu vakit içim ile dış dünyam arasında uçurum gibi bir farklılık sezerim. Dışa dönük bilinen fakat kendi içine yuvalanmış ben... İç dünyam dış dünyamdan yalıtılmış ve yalnızdır. Öykünmek ve ilham almak başvuru kılavuzum yahut yol haritam gibidir yaşamda ve sınırlanamaz bir coşku ile var ederim kendimi. Eylem coşkusuz nasıl olur? Ve yaşamak en büyük eylem değil midir? Anadolu'nun değişik kasaba ve kentlerinde kurduğumuz yuvaların duvarlarında yankılanan tüm sesler beni bu biçim bir anlatıya sürükledi ve ben de hiç karşı koymadan onunla sürüklendim... Kimi zaman kulağıma çalınan söylencelerden, bu toprakların usta hikâye edicilerinden ve halk ozanlarının felsefesinden yardım aldım. Kendime seyirlik köy oyunları geleneğinden pay çıkartıp bir oyun sahnesi kurgularmışçasına perde ve meydan yarattım. Kitaba değer verip okuyan neredeyse herkes bana düz yazı yazmadığımı uzun bir şiir kaleme aldığımı halk edebiyatında kafiye, divan şiirinde aruz ne ise Nihayetinde Dönülen Yerler’de de benzer bir ahenk olduğunu ifade ediyor... Ne mutlu bana...
AK: Öykülere hakim olan yapı bir kayıp sonucunda hikâyenin kendini yeniden revize etmeye çalışmasının, bunun için çabalamasının zorluğu ve karakterin içinde bulunduğu boşluğu yeniden yapılandırmaları. Ne dersiniz; kayıplardan, arkada kalanlardan, bırakılanlardan bahsediliyor tüm öykülerde ama öykülerin ana yapısı inşa etme, kurma üstüne gibi geldi.
YO: Bu soru çok değerli benim için... Önünde sonunda döneceğini bilmek müthiş bir tedirginlik ve panik hali. Çünkü dönmek ne büyük bir mahcubiyet. Yapamadım, yenildim, yetemedim ve eksiğim gibi paçaya yapışan birtakım ayıpların kabulü sanki. Ve daimi bir açıklama ve yeniden kendini anlatma hali. Ne yorucu... Nihayetinde dönen karakter, içinde bulunduğu boşluğu dışardan görünmez kılmak için bazı sebeplere sığınıyor. Unutkanlığına, artık o eski o olmadığına, eksik kalanları tamamlama ve helalleşme isteğine ya da korkularına... Onu bu biçimi ile kabul edip sevmemizi ve tamamlanmayı bekliyor. Oysa toplum tamamlanmış kişileri seviyor. Ayıplıları (!) daha çok ayıplayabilmek için normal ve normal olmayan kodlamalar ve tanımlamalar yapıyor. Eliyor da eliyor... Benim öykülerim işte bu elenen ve kaybedenlerin öyküleridir... Beyaz bayrakları ellerinde olanların anlatılarıdır. Onlar yıkılmış ve içinde kimseye belli etmeden yeniden inşa edecekleri vakti bekleyenlerdir.
AK: Öyküler için lirik anlatım çağrışımları var dedim fakat özellikle öykülerdeki kurguya da dikkat çekerek lirik örtüyü üzerimizden çeken de bir anlatı da mevzu bahis aslında. Öykülerin ritmi, kurgusu bahsettiğimiz lirik örtüyü öykülerin üzerinden kaldırıyor desem ne söylemek istersiniz?
YO: Öykülerimde kurguyu katmanlı zamanlı yapmak gitmek ve dönmek koşutunda sanki kendiliğinden gelişti. Bu pek çok bakımdan adlandırılabilir. Gidenler dönenler, yaşayanlar ölenler, hatırlayanlar ve unutanlar gibi. Benim öykülerim bir hafıza kaydıdır. Yahut ben böyle olmasını dileyerek yazdım. Kişisel ve toplumsal bellek tutulması yaşadığımız zamanlardayız. Oysa zihnimizde mıh gibi kalması gereken ve hatırladıkça utanacağımız, kör uykulardan uyanacağımız ve tekrarından sakınacağımız hadiseler beşiğidir Anadolu... İşte belki de söylediğiniz gibi gerçeğin acısı kaldırıyordur lirizm örtüsünü üzerimizden. Eğer ben bunu öykülerimle ve karakterlerimle başarabilmişsem acı ile karışık bir sevinç duyarım. Çünkü ben bir yaraya merhem olsunlar diye kurguladım bu on bir anlatıyı. Maraş'a gittim “Allah için savaş olmaz!” dedim, Harput'ta “Hay!” diye seslendim Ermenice. “Çocuktan gelin olmaz!” derken, masumiyet ve suç kavramlarının bıçak sırtı yakınlığına kulak verdim... Lirik anlatıyı gerçeğe ve kurmacaya dil ettim.
AK: "Kıdıriye-1", "Kıdırıye-2" bu ikili öyküyü ayrıca konuşmak isterim sizinle. Şimdiki zamandan geçmiş zamana götürüyor öykü bizi ve bazen başkalarının, -hiç tanımadığımız insanların hatta- kulağımıza çalınan hikâyelerini düşünürken buluruz ya kendimizi işte böyle hissettim öyküleri peş peşe okuduğumda; ne dersiniz? Öykülerin sosyal yapısı en çıplak haliyle bu öykülerde yakalıyor bizleri.
YO: Bu iki öykü bir kadının bir başka kadını bulunduğu yalnızlıktan çekip çıkarma mücadelesidir. Bu öyle bir mücadeledir ki zaman ve mekan tanımaz. Çünkü bu hikâye yeni değil biliriz bunu eskidir. Vakitler geçer değişmez, coğrafya başkalaşır o bir arsız âdet olur çıkar. İşte ben tüm bu gidişe Kıdıriye ile isyan ederim. Çünkü o benim benzeşim, küçüğüm ve kahramanımdır. Bir ileri bir geri sallanan bir akıl hastası, daracık taş duvarlar arasında volta atan bir mahpus gibi bir şimdiki bir geçmiş zaman. Ve sanki yaşayamadığı ne varsa adını o deftere yazdıran tüm istismar edilen kadınlardır sanki Kıdıriye tek isimde ve tek vücutta. Ve her daim dem vurduğumuz o büyük insanlığımızın bir bahçe içinde çamura saplanışıdır. Öykülerimde bir söz, bir cümle, bir paragraf yahut öykünün tümü ile hukukçu kişiliğimi de göz ardı etmeden sosyal yapımıza, hak ve adalet ile inanç arayışımıza bir mercek tutmak istedim. Bu büyük mercek baktığımız küçük olayları gözümüze büyük göstersin ki inanalım istedim... Çünkü çözmek önce soruna inanmakla başlar... Kıdıriye kanıtım sanki...
AK: Göremeyenler için stüdyoya girerek kitaplar seslendiriyorsunuz. Yapmış olduğunuz bu çok değerli, kıymetli işi konuşmadan geçmek istemem zira hepimiz dört dörtlük gelmiyoruz dünyaya ve kitapları göremeyen insanlara bu şekilde ulaştırmak çok değerli. Nasıl başladınız? Ne türde kitaplar tercih ediliyor genelde?
YO: Görmediğimi fark ederek başladım desem... Çocukluğumdan beri bir kütüphane kartım vardı. Bu kart beni en az kimlik kartım kadar tanıtıcıdır. En sevdiğim yönümü, okurluğumu tanıtır. Sürekli kitap aldığım Antalya Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi edebiyat bölümü ile göremeyenler için kitap seslendirilen profesyonel bir çalışanı ile hizmet veren Gör-işit stüdyo bölümü arasında bir kat vardır. İşte ben bu bir katı göremediğimi anladığım gün bu stüdyoya gönüllü okuyucu oldum. Yaklaşık beş senedir görmeyen gözler için kitap seslendiriyorum. İstenilen her tür kitap burada sesli kitaba dönüşüyor. Ders kitapları, masal kitapları, romanlar ve öyküler... Bu materyal Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde hizmet veren bir E-kütüphane olan GETEM (Görme Engelliler Teknoloji Eğitim Laboratuvarı) havuzunda toplanıyor ve görme engellinin edindiği şifre ile dinleniyor. Koskoca bir dünya bir stüdyoda bizlerin sesine ve oradan görme engellilerin gözlerine ve kulaklarına sığıyor. Bu büyülü eylemi nasıl paylaşmazsınız? Sesim kim bilir nerelerde kimlere yoldaş oluyor. Yoldaşlığım dinleyeni memnun kılsın dilerim
AK: Uzun süren ve bitmeyen bir pandemi süreci içerisindeyiz. Nasıldı bu süreç sizin için? Yenilenen dünyada bundan sonrası için nasıl metinler, edebi eserler okuruz sizce?
YO: Biliyor musunuz bu süreç benim için bulunmaz Bursa kumaşıydı. Bu süreç olmasa zihnim yazabilmem için sırlarını açmazdı bana. Gündelik eylemler içinde kimi vakit kendimizi unuttuğumuz gibi ben de unuturdum belki de elimden tutan karakterlerimi. Oysa o sessizlikte işittim seslerini. Yenilenen bir dünya sanırım bana gittikçe uzaklaşıyor. Çünkü ben dokunan, sarılan, güneşten ziyade sevdiğim bedenlerin sıcaklığı ile ısınan bir insanım ve yeni dünya soğuk, tuşlu, amoled ekranlı ve sanal... Bence dünya neye evrilirse evrilsin biz yine hamuru insan ve biçimleri olan galerileri görmek, kendimizden bir şeyler bulmak yahut hiç olmayacağımız kişiler olmak hayali ile okuyacağımız, yalnız ruhumuzu değil bedenimizi de bulunduğumuz noktadan uzaklara götürecek edebiyat eserlerinin sayfalarını arayacağız...


.jpg)



