1918 Grip Salgınından Öğrendiğimiz En Önemli Şey
24 Mart 2020 İnsan Sağlık

1918 Grip Salgınından Öğrendiğimiz En Önemli Şey


Twitter'da Paylaş
0

Salgını önlemede – virüsün dünyanın her tarafına bulaşmasında ve salgını yok etmede – başarısız olduk.

1918 yılında solunum yolunu etkileyen bir virüs bütün dünyayı ele geçirdi ve 50 ile 100 milyon arası (bugün 220 ile 430 milyon arasına denk bir rakam) insanı öldürdü. 2019 yılının sonlarında yeni bir virüs ortaya çıktı ve kısa süre içerisinde pandemi haline geldi. İnsan sağlığına zararları göz ardı edilemeyecek türden olsa da koronavirüs, 1918’deki salgın çok daha ölümcüldü. Yine de koronavirüs, 2009’da ortaya çıkan domuz gribi ile kıyaslandığında daha tehlikeli bir profil çiziyor ve SARS, MERS ya da ebola gibi kolayca kontrol altına alınabilen hastalıklara benzemiyor. 

Yaklaşık on beş yıl önce, dünyaya yayılan ve bulaştığı kişilerin yüzde 60’ını öldüren başka bir virüs yani kuş gribi Asya’da ortaya çıktığı dönem, dünyanın farklı yerlerindeki hükümetler kendilerini en kötüsüne hazırladı. Hazırlıklar, salgının ne çaplı bir etkisinin olduğunu belirlemek için 1918 tarihli salgında ne olduğunu araştırmayı da içeriyordu. 1918’deki olaylara hâkim olan bir tarihçi olduğumdan beni, “ilacınız olmadığında yapmanız gerekenleri” öneren kişilerin bulunduğu grupta çalışmaya davet ettiler. Yapmanız gerekenler son günlerde sıkça karşımıza çıkıyor: İnsanlardan uzak durmak, ellerinizi sık sık yıkamak, kolunuzun iç kısmına öksürmek vs. Kendi başına hiçbiri tam koruma sağlamıyor, ancak insanların çoğu bunlara uyarsa hastalığın yayılmasının yavaşlatılabileceği düşünülüyor. Bu basit görülebilir, ancak değil. İnsanlar uymaları gerektiği şeyleri biliyor, ancak tıpkı yeme alışkanlıkları gibi (zararlı olduğunu bile bile bazı gıdaları tüketmek) her zaman tam tamına yerine getirmiyor ve bu durum, salgında tehlikeli bir hâl alıyor.

Dr. Michael Osterholm

Neyi başarıp neyi başaramayacağımızı anlamamız gerekiyor. Virüsün yayılmasını önleyemedik. Çin şu an daha umut verici bir durumda ancak vakalar başladığında önlem almadaki yavaşlığı yüzünden virüs bütün dünyaya yayıldı ve durdurulamaz hale geldi. Hem gelişmiş ülkelerde hem de sağlık hizmetleri yetersiz olan ülkelerde de kendini gösterdi. Bazı ülkeler virüsü kontrol altına almayı başarsa bile bu, tekrar enfekte olmayacakları anlamına gelmiyor. Amerika Birleşik Devletleri şu anda Michael Osterholm tarafından ortaya koyulan “bastırma” adı verilen bir müdahale yöntemi kullanıyor: Hastalığın bulaştığı kişileri bul, izole et, temas ettiği kişileri tespit et ve onlardan kendilerini karantina altına almalarını iste. Kuluçka süresi gripten daha uzun olduğu için koronavirüs, bu süreyi bize tanır. Bu zamanı iyi kullanıp kullanmadığımız, ABD'nin bir ay sonra virüsün kontrolden çıktığı İtalya'ya mı, yoksa 51 milyon insanının 270 bininden fazlasını test ederek kontrolü ele geçirmiş gibi görünen Güney Kore'ye mi benzediğini belirleyecek.

Şu anda Amerika'daki hemen hemen her eyalet bu yöntemi kullanıyor ancak vakalar tespit edilmedikçe yöntemin başarılı olması imkânsız. ABD, 330 milyonluk nüfusunun sadece 40 binini test etti ve böyle yaparak gelişmiş ülkelerden en kötü rekoru elinde tutan ülke olmaya devam ederse virüs birçok kişiyi etkilemiş etkileyecek ve salgının durdurulması mümkün olmayacak. Bununla birlikte, Osterholm’ün yöntemi denemeye değer çünkü kısmi başarı bile virüsü yavaşlatacak ve bize aşı ve ilaç geliştirmek için zaman verecek. Yöntem başarısız olursa “agresif azaltma” uygulamasının başlatılması gerekir. Çin’deki önemli istatistiğe göre Vuhan’daki ölüm oranı yüzde 5,8, ancak Çin’in geri kalanında bu oran 0,7, aradaki fark sağlık sisteminin vakaların yarattığı yoğunluğa maruz kalmasıyla açıklanabilir. Bu durum, vakaları azaltmanın niçin önemli olduğunu vurgular: Sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltmak, özellikle yoğun bakımdaki yatak sayısını doldurmamak hayat kurtarıyor.

Bunu söylemek, yapmaktan daha kolay. İşin zorluğu zamanlama ve insanların önerilen şeyleri uygulamasında. 1918 durumu analiz edildiğinde okul ve tiyatroların kapatılması, halka açık etkinliklerin yasaklanması, insanların birbirinden uzak durmasının talep edilmesi gibi uygulamaların virüs herkese yayılmadan önce gerçekleştirildiği takdirde (erken müdahale) vaka sayısının azaltılabileceği görüldü. Bu nedenle New York ve Los Angeles gibi şehirler okulları kapadı ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri önümüzdeki sekiz hafta boyunca elliden fazla insanı bir araya getiren etkinliklerin iptal edilmesini önerdi.

Ancak bu başka bir zorluk yaratıyor: İnsanların kurallara uyması. 1918’de erken müdahaleye ihtiyaç duyulduğu herkes tarafından biliniyordu. Ordu cerrahı generali; gribin, yeni askerlerin I. Dünya Savaşı'nda savaşmaya hazırlandığı temel eğitim kamplarından uzak tutulmasını istedi. General, “Salgınlar engellenebilir ancak yayılmaya başladı mı durdurulamaz,” yorumunda bulundu. Kamplara dışarıdan girişi yasakladı ve yeni askerler kabul etmeleri durumunda onların karantina altına alınmasını sağladı. Hastalık belirtileri gösteren diğer askerler ya da bir iki hastaya sahip olan tüm birimler karantinaya alındı. 120 kamptan 99’u bu önlemleri aldı.

Ancak bir ordu araştırması, emirlere uyan ve uymayan kamplar arasında ölüm oranı açısından hiçbir fark bulamadı, çünkü zamanla kuralları uygularken özen göstermemeye başladılar. Araştırmanın derinine inince çok az sayıda kampın katı tedbirler uyguladığını tespit etti. Müdahalelerin işe yaraması için insanların kurallara uyması ve uymayı bırakmaması gerekir. Savaş zamanı ordu kampları bu durumu sürdüremedi, bu yüzden savaştan sonra insanlar büyük zorluklarla karşılaştı. Domuz gribi salgınında Meksika’da insanların toplu taşıma araçlarında maske takmaları teşvik edildi ve ücretsiz maskeler dağıtıldı. Başta insanların yüzde 65’i maske kullansa da onuncu güne gelindiğinde bu oran yüzde 10’a düşmüştü. 

Bugün koronavirüsün derinlere yerleşmesini durdurmaya çalışıyoruz. Eğer başarısız olursak daha sert tedbirler almamız gerekecek. Gıda ve İlaç İdaresi'nin eski üyelerinden Scott Gottlieb’e göre ABD eyaletleri ekonomi kaynaklarını kapatacak. Tiyatrolar, işyerleri, türlü etkinlikler… 1918’de hepsi kapatılmıştı. Ancak birçok şehir hâlâ gerekli önlemleri almıyor. 1918'de birçok şehir kısıtlamalar getirdi, bu kısıtlamaları çok çabuk kaldırdı, sonra tekrardan uygulamaya koydu. KOVID-19’un kuluçka süresi gribin iki katından fazla, bu yüzden insanların uygulamaları aylar boyunca sürdürmesi gerekebilir ve mekânların açılıp kapanması tekrarlayabilir.

Bu durum, bizi 1918’in en önemli dersine götürüyor: Doğruyu söyleyin. Bu talimat, federal salgın hazırlık planları ve her eyalet ve bölge için plana dahil edilmiştir. 1918’de ne ulusal ne de yerel hükümet yetkilileri doğruyu söyledi. Hastalığa “İspanyol gribi” adı verildi ve “Adı farklı olsa da bildiğimiz gripten farkı yok,” denildi. Gazeteler bunu tekrarladı. Sonuçta otoriteye duyulan güven azaldı, toplum özünde güvene dayalıdır. Kime ya da neye inanacağını bilmeyen insanlar birbirlerine olan güvenlerini de kaybetti. Yabancılaştılar, izole oldular. “Okul hayatı, kilise hayatı yoktu, hiçbir şey yoktu. İnsanlar birbirini öpmekten, birlikte yemek yemekten korkuyordu” dedi sağ kurtulanlardan biri. Bazıları açlıktan öldü, çünkü onlara yemek getiren kimse yoktu. 

Toplum yıkılmaya başladı, silahlı kuvvetlerin bulaşıcı hastalık bölümünden sorumlu bilim adamı, salgın birkaç hafta daha devam ederse “medeniyetin dünya üzerinden silineceğinden” endişeleniyordu. Liderlerin doğruyu söylediği yerlerde tam tersi oldu, okullar kapandığında öğretmenler; ambulans şoförü, telefon operatörü olarak çalıştı, ihtiyacı olanlara yemek götürdü. Herkes korkuyordu, ancak yardımlaşma artıyordu.

Ne yazık ki günümüzde salgına dair kuralların uygulanması, Beyaz Saray yüzünden daha da zorlaşıyor. Trump verdiği mesaja uyacak mı? Takipçileri, talep edildiğinde kendilerini karantinaya alacak mı? Ya da dışarı çıkıp herkese bu hastalığı bulaştıracaklar mı?

Bu hastalık şakaya gelmez.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(NY Times)

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR