Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Temmuz 2026

Edebiyat

Galiba Gospodinov Haklı

Ayzer Bilgiç

Paylaş

0

0


“Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız.” Nasıl günlerden geçtiğimizin pek farkında değiliz. Gerçek hikâyenin ortaya çıkması için zamanı yiyip, geçmiş üretmemiz gerek. 

Kızımın mezuniyet töreni için eşimle İsveç’e, Linköping’e gittik. Gitmişken biraz da tatil yapalım diyerek on gün kaldık. Trenle farklı şehirleri gezmek oldukça keyifli oluyor. Bu defa tren biletleri bize biraz pahalı geldi. Otobüsle seyahati denemeye karar verdik. Jönköping’e biletimizi İsveççe bir internet sitesinden korka korka aldık. Terminal bizimkiler gibi kalabalık değil. Zaten şehir içi, şehirlerarası tek terminal. Otobüs saatinde geldi. Muavin yok, sadece şoför. Yerimiz ortalarda, şoförden ön sıraya oturmayı rica ettik. Kabul etti. Çaprazındaki koltuğa yerleştik. Adamcağız bizim yaşlarda, sarışın, zayıf, uzun boylu, sorulandan fazlasını konuşmayan, sakin, sessiz, klasik bir İsveçli. Koltuğuna oturdu, radyoyu açtı, otobüs zamanında hareket etti. Müziğin sesi yolcuları rahatsız etmeyecek düzeyde. Hava serin ama güneşli, güzel. Ormanlar, göller, manzara müthiş. Eşimle sohbetteyiz, kulağımsa radyoda, müzik nasıl güzel. Spiker arada konuğuyla İsveççe sohbet ediyor, ardından üst üste birkaç şarkı geliyor. Forever Young, Careless Whisper, Live is Life, Brother Louie, Maria Magdalena, Billie Jean, Rock Me Amadeus, neler çalmıyor ki. Nostalji kanalı olduğunu epey sonra fark ettim. 

Bu şarkıları yana yakıla dinlediğimde kaç yaşında olduğumu hatırlamaya çalıştım. Orta üç veya lise birde müzik öğretmenimiz dönem ödevi vermişti. Seksenli yıllar. Gazetelerden, dergilerden müzikle ilgili beğendiğimiz yazıları, haberleri derleyip kendi kitabımızı oluşturacaktık. Hemen Hey dergisi almaya başlamıştım. O yaşlarda yabancı şarkıcıların, grupların adlarını bilmiyordum. Varsa yoksa Türkçe şarkılar. Hey dergisiyle birlikte yabancı şarkılar, listeler hayatıma girmiş oldu. 

Eşim “Neden gülüyorsun,” diye sordu. “Çalan şarkılara bak. Galiba Gospodinov haklı. Geçmiş referandumu sessiz sedasız yapılıvermiş. İsveç 80’lerde, biz Türkler 90’larda,” dedim. Hep anda kalmayı seven eşim beni anlamadı. Georgi Gospodinov’un Zaman Sığınağı romanını da okumamıştı. 

Ben de araba kullanırken Radyo 45’lik veya Radyo Alaturka dinlemeyi seviyorum. Onlarla beraber kilometrelerce yol gidebilirim. Bizim kanallar 60’lardan 2000’lere kadar geniş bir yelpazede Türkçe şarkılar çalsa da hâkim dönem 90’lar. Eski şarkılar bana mutluluk veriyor, dinlendiriyor, geçici de olsa geçmişe gidiveriyorum. Yaşımı aşan şarkılarsa annemin, teyzemin ballandırarak anlattıkları gençlik dönemlerinin masalsı, neşeli İstanbul’unu ruhumda hissetmemi sağlıyor. Gospodinov’un da belirttiği gibi geçmiş sadece başımıza gelenlerden ibaret değil, bazen hayal ettiklerimizdir. Bu şarkılara olan ilgimin, kendi ülkemde geçmişe, etrafımızda hızla değişip duran şeylere duyduğum özleme, yaşadığımız dönemden hoşnutsuzluğuma bağlı olduğunu düşünürdüm. Hiçbir sorunu yokmuş gibi görünen İsveç’te şoförün işinin başındayken eski şarkıları dinlediğini görmek beni şaşırttı doğrusu. 

Gospodinov’un Zaman Sığınağı romanında bireylerin, toplumların unutkanlıkları karşısında, geçmişe sığınma isteklerinin hikâyesi anlatılıyor. Romanın günümüzü, bireyleri, toplumları, ülkeleri de eleştiren katmanlı bir yapısı var. Anlatıcı Gospodinov’la adaş bir yazar. Gizemli kahramanımız Gaustin Zürih’te alzheimer hastaları için her katında farklı on yıllara ilişkin ortamın, eşyalar, kokular, olaylarla, en ince ayrıntısına kadar tasarlanıp yaratıldığı bir geçmiş kliniği kuruyor. Amaç, hastaların kendilerini mutlu hissedecekleri, halâ hatırlayabildikleri bir yılın atmosferinde iyi vakit geçirmelerini sağlamak. Gün geçtikçe sadece alzheimer hastaları değil, sağlıklı insanlar da geçmişin korunduğu bu sığınağa ilgi gösteriyor, kliniğe talep acayip artıyor. 

Romanın en keyifli kısmı Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan geçmiş referandumu. Kliniğe olan ilgi o kadar artıyor ki sonunda ülkelere bulaşıyor. Dönülmek istenen on yılı belirlemek için her ülkede referandumlar yapılıyor. Geçmiş, dünyayı fethe başlıyor. Referandum sonrasında ortaya çıkan Avrupa haritasıysa hayli ilginç. Çünkü ülkeler birbirinden farklı on yıllara dönmeyi seçiyor. Kitapta Gospodinov’un çizdiği bir harita da var. Bu arada İsveç romanda, kuzeyli, ışıltılı, dans eden, parlak ABBA’lı yılları, 70’leri seçiyor.

Referandumla birlikte hikâyenin akışı değişiyor, anlatı bireysel hafızalardan, toplumsal hafızaya yönelip daha eleştirel bir hal alıyor. Artık kutu açılmış, geçmişin iblisleri ortaya çıkıp, insanların içine yerleşmeye başlamıştır. Avrupa Birliği’nde ülkeler farklı farklı yıllara döndükleri için birlik çatırdamaya başlıyor. Gaustin’e göre ulus, aynı şeyleri hatırlayıp aynı şeyleri unutma konusunda sözleşmiş insan topluluğu. Toplum ne kadar çok unutursa birileri hemen devreye girerek yedek bellek üretip, bunları satıp, boşalan nişleri dolduruyor. Hafif bellek endüstrisi. Yaşıtım olan makine mühendisi kuzenim artık hiçbir şey okuyamadığını, boş saatlerini telefon ekranını kaydırarak geçirmekten kendini alamadığını söyleyip, yazılarımı, öykülerimi okumadığı için benden özür diledi. Diğer taraftan kuzenimin bazen eski siyah beyaz aile fotoğraflarına bakmayı sevdiğini biliyorum. Onun sığınağı da bu fotoğraflar. Hafif bellek endüstrisinden kaçamasak bile kendimize çeşitli sığınaklar bulup, o kuytu, güvenli limanda küçük molalar veriyoruz.

Anlatıcı Gospodinov, ana karakterimiz Gaustin’i kendisinden bile daha görünür, daha gerçek, görünmez dostu olarak bize tanıtıyor. Önce kurguladığı, sonra ete kemiğe bürünmüş haliyle karşılaştığı, gençliğinin Gaustin’i. İsmini önce rüyasında, deri bir kitabın üstünde görüyor, “Arles’li Gaustin. 18. Yüzyıl.” Sonra Gaustin aniden ortaya çıkıyor ve ona bu ismi veriyor. 

Bence Gospodinov oldukça muzip biri. Tarih, felsefe, sosyolojiyle de oldukça haşır neşir olduğunu düşünüyorum. Anlatımı çok katmanlı.

Nedense, romanda anlatılan hikâye ve Gaustin’in, Gospodinov’un uyku öncesi kurduğu hayallerin bir ürünü olduğunu düşündüm. Bunu anlamsız bulanlar olabilir elbette. Uykuya dalma öncesinin, o özgür hayal kurma anını oldum olası pek severim. Çocukluğumun, gençliğimin geçtiği ahşap evde, gecenin sessizliği, karanlığı, sobadaki köz ateşin kızıllığı, duvarlara, tavana yansıyan gölgeler, zihnimi ister istemez hayal âlemine geçiriverirdi. Şanslıysak kurguladığımız dünyayı, hikâyeyi rüyamızda bile görebiliriz. Böylece her gece uyku öncesinde yeni dünyamızın detaylarını tasarlamaya devam edebiliriz. Bunların not alınması gerektiğini ne yazık ki birkaç yıl önce katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde öğrendim. 

Bence Gospodinov oldukça muzip biri. Tarih, felsefe, sosyolojiyle de oldukça haşır neşir olduğunu düşünüyorum. Anlatımı çok katmanlı. Okurun kafasını karıştırmaktan büyük zevk alıyor, onu zinde tutmak için ince teknikler kullanıyor, metne merak uyandıracak ipuçları gizlemeyi seviyor. Örneğin, romanın başlarında anlatıcımız Gospodinov’un yanında sarı defterini taşıdığını öğrensek de pek önemsemiyoruz, kendimizi hikâyenin akışına kaptırıp gidiyoruz. Anlatıcının giderek hafızasını kaybetmeye başladığı son sayfalara geldiğimizde sarı defter yeniden karşımıza çıkıveriyor ve Gospodinov’un, Gaustin’in sarı defterini aldığını, onun notlarına G., kendininkilere G. G. işaretini koyduğunu, el yazılarının birbirinden ayırt edilemediğini söylediğini görüyoruz. Hop hemen başa dönüp, sarı defter hangi sayfadaydı, kimindi, yoksa anlatıcıyla Gaustin aynı kişi mi diye düşünmeye başlıyoruz. Yazar Gospodinov o sırada karşımızda kollarını göğsünde kavuşturmuş, muzipçe gülerek bizi izliyor.  

“Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. … Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz.” 2026 çok sert başladı. Hızı daha ilk aylardan itibaren beni yordu. Yeni yıla emekli olarak girdim. Ardından Amerika Birleşik Devletleri önce Venezuela’ya girdi. Hiç vakit kaybetmeden Grönland’a göz koydu. İsrail’le kafa kafaya verip İran’a saldırdılar. Çocuklar öldü. Birlikte emekli olduğum arkadaşım aniden evde düştü bacağını kırdı, ameliyat oldu. Haldun Dormen’i, İlber Ortaylı’yı, Kadir İnanır’ı, Zihni Göktay’ı, kayınvalidemi kaybettik. Kedimin bile feleği şaştı, iki yıldır yapmadığı yaramazlıkları yapıyor. Eşimi dostumu aramaya, hâl hatır sormaya korkuyorum. 

Gospodinov, “1968’de henüz 1968 yoktu, hiç kimse o zamanlar, vay anasını bizim şu anda yaşadığımız, tarihe mal olan büyük 1968 demiyordu,” diyor. Yaşadıklarımızdan çok etkileniyoruz, içimizi sıkan çok şey var, ama tam olarak nasıl günlerden geçtiğimizin pek farkında değiliz. Gerçek hikâyenin ortaya çıkması için zamanı yiyip, geçmiş üretmemiz gerek. Ancak görünen o ki, şu günlerde biraz nostalji, dünyanın neresinde olursa olsun insanlara iyi geliyor.

Georgi Gospodinov, Zaman Sığınağı, Metis Yayınları, Nisan 2022

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kürtçe ‘Öykü Avcısı’Selda Manduz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özlem Kaplan

19 Mayıs 2026

Cassandra: Çırpınış

Mitolojide Cassandra, geleceği görme yeteneği olan ama buna kimseyi inandıramayan lanetli bir kâhindir. ​Cassandra, 1 sezon ve 6 bölümden oluşan bir Alman bilimkurgu dizisi. Hikâye 1970’lerde evin sahibi tarafından geliştirilen ve evin hanımının bir nevi ölümsüzlüğe kavuşmasının ö..

Devamı..

Cıvıltıların Yokluğuna Kulak Veren Çoc..

Alara Beykan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024