Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Haziran 2022

Sinema

Yasemin Sakallıoğlu ve Komedi Oyunculuğu

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Tiyatro, ses üzerine kurulmuştur. Sinema ise görsellik üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla iki sanat dalının kendilerine özgü alanları, koşulları vardır.

Oyuncu, kendisine verilen rolü nasıl oynamalıdır? Söz konusu rolü (dram, komedi…) kendi kişiliği içinde mi yaratmalıdır yoksa kendi kişiliğinin dışında mı aramalıdır? Kısacası, oyunculuk sanatında, karakter nedir sorusu önemlidir. Oyuncu, yansıtacağı karakterin tüm ayrıntılarını bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Nasıl bir karakteri canlandıracağını ve bu karakterle arasında nasıl bir bağ kurulması gerektiğini iyi bilmelidir.

Yasemin Sakallıoğlu, son dönemin önde gelen komedi sanatçılarından biri olarak tanınıyor. Sahne performansı hayli enerjik, izleyiciyle sürekli bir bağ kuruyor ve belki de en önemlisi doğal bir oyunculuk becerisi sergiliyor. Sahnede (tiyatro ve stand up gösterilerinde) yansıtacağı karakterin, kişiliği, mesleği, sesi ve davranış biçimini, kendi kişiliği üzerinden izleyicinin karşısına getiriyor. Bazen bu öyle oluyor ki sahnedeki Yasemin Sakallıoğlu ile yansıttığı karakterin iç içe geçtiği gözlemleniyor. Sanatçının kendine özgü beden dilini kullanma becerisi sayesinde, bu ikilinin uyumu bazen bir meddah gibi sahnede kendini gösteriyor. 

Stanislavski şöyle der: Kendi yaşamımızdan doğan ve rolümüze aktarılan duygular ancak piyese can verir.” Bu, doğrudur. Sahnedeki sanatçı yaptığı gösteride (oynadığı karakteri) kendini de katarak izleyiciye aktarmalıdır. Bunu yapmadığı zaman oynadığı rolün anlamı, büyüsü, ayrıntısı, onu oynayan insanın ruhundan ayrılmış olur. Daha doğrusu, oyuncunun, kendi yeteneğini ve yaratıcılığını tetiklemek için, sahnede kendinden başka güveneceği başka bir yardımcı yoktur. Orada yani sahnede tek başınadır ve her söylediği söz, her yaptığı davranış geriye çekilemez bir biçimde izleyiciye aktarılır. Oyuncunun sahnedeki yalnızlığı ilk başka bir dezavantaj gibi görülse de kendinden kattığı kişilik izleyicide karşılığını bulacaktır. Burada önemli bir konuya daha değinelim. Senarist tarafından yazılan bir oyun metninde yer alan bir karakteri canlandırmak için yazılan ayrıntılar aslında oyuncuya yöneliktir. Oyuncu, o yazılı metni canlandıracak, sözlere can verecek ve metnin izleyiciyle buluşmasına sağlayacaktır.

Yasemin Sakallıoğlu, sahne gösterilerinde başarılı bir izlenim veriyor. Oyun esnasında kendinden son derece emin, öz güveni yüksek, rahat ve izleyiciyle duygusal bağlantı kurabiliyor. Sanatçının ani yüz değişimleri ise tıpkı bir çizgi karakterini andırıyor. Her söz ve davranışında hiçbir abartı bulunmuyor. İçinden geldiği gibi rolünün hakkını veriyor. Yansıttığı karakterin kişiliğine uygun olarak mimikleri, ses tonu, beden dili kullanımı son derece uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Mesleki eğitim (İstanbul Aydın Üniversitesi Drama ve Oyunculuk Bölümü) almış bir sanatçı… TV dizilerinde oynamaya başladıktan sonra kendini mesleki anlamda kendini sürekli geliştirdiği gözlemleniyor. Laz şivesiyle annesini taklit etmesi, aralıklarla yaptığı mizah esprileri toplum nezdinde beğeni kazanmıştır. Sanatçı, bankacılık sektöründe çalışırken işi bırakır ve gönlündeki oyunculuğun peşine düşmüştür. Bilinçli ve planlı bir çalışmayla bugüne kadar gelmiştir. Ataerkil toplumlarda kadın tarih boyunca ikinci planda kalmıştır. Özellikle dinsel baskı ve köhnemiş gelenekler nedeniyle, kadın bir kenara itilmiş ve küçük görülmüştür. Kadın daima cinsel bir obje olarak tanımlanır. Kadın, etinden ve sütünden yararlanılacak bir canlı gibi kabul edilmiştir. Evinde oturup çocuk doğursun, yeterlidir. Sanatçının bu konuya olan itirazından bir alıntı yapılım:

“Sadece Zengo ile değil hayatta hiçbir şeyin kadın versiyonu olmak istemiyorum. Yola çıkış sebebim erkeğin kadını olmak değil, sahnede tek başıma kadın olmak. Bu birini beğenip beğenmemekle ilgili değil. Kadını ezen bir ifade olduğunu düşünüyorum. Bu beni rahatsız ediyor.”

Yasemin Sakallıoğlu, sahnede doğaçlama yapmayı seviyor. Bu yeteneği doğal bir yoldan gelse de eğitimi ile bu özelliğini birleştirmiş. Sahnedeki karakteri yaratmak için kendinde nelerin var olduğunu iyi biliyor. Bu da ona söz konusu karakteri kanlı canlı yaratma şansını veriyor. 

“Oyuncu, karakteri yaratmak için, kendisine ‘Oynayacağım karakter kim?’ veya ‘O kim?’ diye değil, ‘Ben kimim?’ diye sormalıdır. Karaktere yaklaşımını ‘O’ zamirinden ‘Ben’ zamirine taşıyan oyuncu, bir adres değişikliği yapmış ve karakteri yaratmak için faydalanacağı organik kaynağa, yani kendi kişiliğine yönelmiş olacaktır. Karakterle ilgili tüm soruları ve cevapları ‘Ben’ zamirine uyarlayarak, oyuncu rol ile kendisi arasındaki mesafeyi kapatır ve rolüyle özdeşleşme aşamasına gelir.” (Oyunculukta Tarakter Yaratma Yaklaşımları Üzerine Bir İnceleme/Uğur Özüaydın/SDÜ ART-E Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi)

Tiyatronun önemli bir özelliği de oyuncuların sesinde gizlidir. Söz gelimi sakin bir albayı canlandıran bir erkek oyuncunun sesi askerî literatüre uygun olsa bile daha yumuşak bir ses tonu ve mimikler kullanmalıdır. Ancak sert yapılı bir albayı canlandıracaksa ses tonunu buna göre ayarlamalıdır. Ayrıca, aynı albayın davranışları da sert, karşısındakini korkutan biçimde olmalıdır. Tiyatroda konuşma olmazsa oyunculuğun büyük bir bölümü eksik kalır. Oyuncu duygularını yüz mimikleriyle ifade edebilir ama izleyici için bu yeterli değildir. Oyuncunun sahnedeki sesi, bu eksikliği tamamlayacaktır.

İnsan sosyal bir canlıdır. Toplum içinde yaşar, aile kurar, evlenir, çocuk sahibi olur, üretir, pazarlar, satın alır, okur ve yazar, sanat ve bilimle uğraşır. İnsan yaşadığı yerin çevresini değiştirir. Bunu doğadaki hiçbir canlı yapamaz. Yine de insanın. karşısındakiyle iletişim kurmaya ihtiyacı vardır. Binlerce yıl önce sadece tuhaf sesler (çığlıklar, bağırtılar…) çıkaran insan zamanla bu sesleri konuşma diline çevirmeyi başarmıştır.

Oyuncunun kimliği sesinde gizlidir. Sesini doğru kullanan bir oyuncu için sahnede yarattığı karakteri daha iyi yansıtacağını söyleyebiliriz. Her kişinin sesi, onun parmak izi gibidir aslında. İnsanın geçmişten (çocukluğunda, ilk gençliğinde ve soy ağacında…) bazı olayların izi sesine yansır. Sahnedeki oyuncu, doğru nefes alıp vermesiyle, oyunculuğuna renk, güç, etki ve derinlik katacaktır. 

“Sessiz bir nefes vermenin uçsuz bucaksız bir alanı vardır. Bir nefes, uzun, kısa, ağır ya da hafif olabilir ve dokusu çeşitlilik gösterebilir. Gergin, güçlü ya da zayıf duyulabilir. Dil de her nefes verişle yol aldığı için o da nefes gibi uçsuz bucaksız tasarım olanağına sahiptir” (Çağımız Tiyatro Eğitiminde Ses-Nefes-Beden İlişkisi/Zeynep Nutku/Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi/ ART-E Kasım)

Bunu şöyle de yorumlayabiliriz: Sinema sanatı, ilkin sessiz başlamıştı. Filmi izleyenler, oyuncuların hareketleri ve mimiklerinden, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Böyle olunca da sessiz sinema döneminde oyuncular abartılı davranışlarda buluyordu. Komedi ile sanat bazen birbirine karışıyordu. Ses olmadığından oyuncular ilkel bir pandomim ile sınırlıydılar. Daha sonra sinemaya ses girdiğinde bunu sadece oyuncunun sesi değil, çeşitli ses efektleri, müzik gibi seslerle de destek verdiler. Tiyatro oyuncusu sahnede hem tek başınadır hem de seyirci önündedir. Sinemada ise dev bir teknik kadro, yönetmen ve yardımcıları, müzik, efektler, ışıklar ve dekorlar ile olağanüstü bir katkı söz konusudur. Kısaca özetleyelim; tiyatro, ses üzerine kurulmuştur. Sinema ise görsellik üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla iki sanat dalının kendilerine özgü alanları, koşulları vardır.

“Kuşkusuz oyuncu, görünüşü, davranışı, oyunu, sesiyle görüntüde belli bir amacı gerçekleştirir. Oyuncunun başlıca görevi, senaryoda yer alan kişileri seyirciye bütün özellikleri, en küçük ayrıntılarıyla vermek, bu kişilerin gerçekliğini seyircinin benimseyeceği yolda canlandırmaktır.” (Bir Anlatım Aracı Olarak Oyunculuk: Tiyatro Oyunculuğu ile Sinema Oyunculuğu Arasındaki Ayrım/Yard. Doç. Dr. Canan Uluyağcı/Anadolu Üniversitesi, İletişim Fakültesi/Kurgu Dergisi, 2001)

Yasemin Sakallıoğlu, başarılı bir sahne yaşamı sürdürmektedir. Her sanatçı gibi kendini sürekli yenilemelidir. Komedi oyunculuğu kolay gibi gözüken aslında çok zor bir meslektir. İnsanları bir çırpıda ağlatabilirsiniz ama çabucak güldüremezsiniz. İnsanın gülmek için yüz kaslarının topluca seğirmesi gerekmektedir. Üstelik toplumun sosyal, ekonomik ve statü konumu da bunu gerektirmektedir.

Yasemin Sakallıoğlu’nun şimdilik en zayıf yönünün sesi olduğunu söyleyebiliriz. Sanatçı hızlı konuştuğu anlarda sesi anlaşılır olmaktan uzaklaşıyor. Bir tiyatro sanatçısı için ses son derece önemlidir. Yıldız Kenter için yerli-yabancı eleştirmenler şuna dikkat çekmiştir. Yıldız Kenter’in sesi yeterli değildir. Bunu geliştirebilseydi, şimdi çok daha başka yerlerde olabilirdi.

Tiyatro sanatçısı sesini doğru kullanmalı ve bunu mimikleriyle uyumlu tutmalıdır. Böylelikle yaratacağı karakter daha net olacaktır. 

Yasemin Sakallıoğlu, komedi dünyamızda tüm bunları dikkate alırsa yerini daha da sağlamlaştıracaktır.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Silahlara Karşı ÇiçeklerDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jhumpa Lahiri

18 Şubat 2025

Ovidius’un Dönüşümler’ini Çevirmek

Çoğu metnin büyük bir kısmı zihnime kazınmış olsa da, önümdeki İngilizce metni düzenlerken orijinalini neredeyse hiç hatırlamadığımı fark ediyorum.Ovidius Dönüşümler’in ilk kitabında dünyanın nasıl kaostan yaratıldığını anlatır. Fakat yüz elli satırdan kısa bir sür..

Devamı..

Psikanaliz Hakkında On Kitap

P. V. H. &. H. Westerink

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024