Üçüncü Tekil Şahıs, Adresinde Bulunamadı, Üvey, Béla / Osmanlı’da Bir Vampir ve Günah / Osmanlı’da Bir Vampir adlı eserleriyle tanıdığımız Mehmet Bilal Dede’nin yeni romanı Unutmadan’da yazarın anlattığı atmosfere hemen dahil oluyoruz.
Mehmet Bilal Dede’nin yeni romanı Unutmadan, Stefan Zweig’ın Alacakaranlık Hikâyesi, Karmaşık Duygular’ı ile açılıyor. İlkbahar mevsiminde hayalleriyle İstanbul’a gelen Fırat ile tanışıyoruz önce. Taşralılık ve büyükşehir zıtlığı romanın ilk dikkat çeken ikiliklerinden biri ve roman boyunca hikayeye eşlik ediyor. Derken pankartlar, bez afişler, yumruk olmuş sol eller, savaş yerine dönen Beyazıt Meydanı’nda buluyoruz kendimizi. Ve Yılmaz. Fırat, Yılmaz’a benzemek, onunla özdeşleşmek, yan yana yürümek, birlikte büyümek istiyor. Aralarındaki öfke, tutku ve kıskançlık nereye varacak? Fırat, Karadeniz’in deniz görmeyen kırsalında Cumhuriyet gazetesiyle, Gırgır ve Ses dergileriyle büyümüş. Ve bir kasabanın zehirleriyle: öteki olmanın bin bir zorluğu. Sinemada sadece çeyreğini izleyebildikleri Sürü [Zeki Ökten, 1979] filmini sanki biz de izliyoruz.
Fırat’ın Yılmaz’ın evine ilk gidişi; Yılmaz’ın yaşadığı evi, ailesini, odasını, yatağını, kitaplığını, ona ait her şeyi görme merakı: “Televizyonun üstünde dantel örtülerin olmadığı, duvarda geyikli halının, yerde yollukların, çekyatın, zigon sehpaların, plastik çiçeklerin olmadığı, servis kapılı, çok odalı, kaloriferli, asansörle çıkılan bir ev. Cam kapaklı dev bir kütüphanesi var bu evin, sayısız kitap, pikap ve plaklar var... (s.37).” Üçüncü Tekil Şahıs, Adresinde Bulunamadı, Üvey, Béla / Osmanlı’da Bir Vampir ve Günah / Osmanlı’da Bir Vampir adlı eserleriyle tanıdığımız Mehmet Bilal Dede’nin anlattığı atmosfere hemen dahil oluyoruz; anlattığı karakterlere ve yaşananlara o saniye ikna oluyoruz çünkü çok somutlar, detaylılar, tutarlılar ve gerçekler. Sosyoekonomik arka planlarını, psikolojik detaylarını çok iyi taşıyorlar.
Doğru kelimeleri seçmek
Romanın yaz mevsimine geçtiğimizde ise 12 Eylül 1980 sabahındayız. Fırat’ın hayatında sanki kötü günler başlıyor. Nenesini kaybediyor, üniversite onun için büyük bir soru işareti. Baba-oğul arasındaki zor sorular ve cevapları okuyoruz birlikte. Çay fabrikasında yaşadıkları, yedek listeye yazıldığı okuldan [İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Yabancı Diller Yüksek Okulu’nun İngilizce Öğretmenliği bölümü] kesin kayıt haberini beklerken ilan edilen 12 Eylül Darbesi...
Akabinde sonbahardayız. Bir şiir dosyası hakikaten her şeyi değiştiriyor. Fırat’ın Yılmaz’ın kız kardeşi Yasemin’le uzun sohbeti. Nükseden bir bağımlılıktan mı bahsediyoruz? Doğru kelimeler hangileri, doğru kelimeleri seçmek peyderpey ağırlaşıyor, güçleşiyor. Belki de iyi edebiyatın gücü, kuvveti tam da bu noktadan doğmaya başlıyor. Kelimelere yüklediğimiz anlamları, onlarca kelime arasından o doğru kelimeyi seçmeyi, okuru bu hudutları sarsmaya çağırıyor yazar romanıyla. Unutmadan çok iyi bir roman ve Mehmet Bilal Dede’nin okuru sahneye derhal dahil ettiği üslubu hepimizi o yıllara taşıyor, o yılları bize öğretiyor, iki yoldaşı, Fırat ve Yılmaz’ı anlatırken aslında bir dünyayı da aktarıyor. Ellerimizde o dünyanın kırık cam parçalarıyla geri dönüyoruz.






