Bonzai’nin Julio’su ile Ağaçların Özel Hayatı’ndaki Julian köksüzlük, bir yere ait olamama durumu, bulundukları ruh hâllerinden uzaklaşma, varlıklarını anlamlı kılabilmek için sürdürdükleri uğraşlar ve heyecanlar yaratmak noktalarında birbirlerine çok benzeyen hatta birbirlerinin devamı olan karakterler gibi.
Dünya edebiyatının en verimli topraklarından biri olarak kabul edilen Güney Amerika’nın son mahsullerinden biri Zambra. Granta dergisinin 2010 yılında İspanyolca roman yazan en iyi yirmi iki yazar arasında gösterdiği genç Şilili, tüm dünyada sevilen yazarlar arasına çoktan girdi. Notos kitap etiketiyle Türk okuruna ulaşan Zambra, ülkemizde de son dönemde en çok okunup sevilen yazarların arasında kendine yer buldu. Latin edebiyatının babalarından kendisine kalan büyülü mirasın peşine düşmeyen, bu değerli kıtanın büyük yazarlarının ayak izlerine basmadan yolunu çizen Zambra, gerçeği kendine has kısa ama yoğun cümlelerle yeniden işliyor. Yazarın ilk kitabı Bonzai ve dilimizde yayınlanan üçüncü kitabı Ağaçların Özel Hayatı üzerinden Zambra’yı keşfe çıkalım.
Ruh Boşluklarını Doldurma Yolları: Bonzai
Bir ilk kitabın başına gelebilecek tüm güzellikleri yaşayan Bonzai, 2006 yılında yayınlandıktan sonra, birçok ödül kazanmış en sonunda da filme çekilerek 2011 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterime girmiş. Yazar Julio ve Emilia çevresinde ördüğü novellasının ilk cümlesinde Emilia’nın öleceğini söylüyor. Julio ise devam ediyor yaşama.
Hayatın zeminine kendi ağırlıklarını bir türlü koymayan, yarıda kalışları, duygu ve ilişki dağınıklıkları ile yaratılmış karakterlerin hikâyesini anlatıyor Zambra. Bonzai’deki her karakter havada uçuşan ve birbirlerine ne zaman çarpacaklarını merak ettiğimiz, çarptıklarında da ayrı yönlerde uçmaya devam eden balonlara benziyor. Üniversitede tanışan “düzüşmek” ve “okumak” eylemleri temelleri üzerine bir ilişki inşa eden bu genç çift birbirlerinin hayatlarını ele geçirmeden az önce bahsettiğim uçan balonlar gibi apayrı yönlere gidiyor. Zambra karakterleri ruhlarınki boşluğu çeşitli uğraşlarla doldurmaya çalışıyor. Sırf zaman geçsin diye. Sırf o boşluk doldurulmak zorundaymış hissini taşıdıkları için. Edebiyatın ne işe yarayabileceği üzerine kafa yoran herkesin belki de içindeki boşluktan korkarak veremeyeceği cevabı novella boyunca yazar isimleri sıralayarak işaret ediyor Zambra. Edebiyat ruhumuzun boşluğunu doldurma eyleminden başka nedir ki? Yazar da böyle düşünmüş olacak ki karakterlerin birbirlerine karşı aşk beslemediği sadece cinsellik ve edebiyat çevresinde birbirlerine eşlik ettiği bir ilişki biçimini gösteriyor. Roman boyunca sosyoseksüel davranışlar sergileyen karakterler, birbirlerinin hayatlarında olmadığı dönemlerde de ilk gençliklerinde yaşadıkları cinsel deneyimleri başka insanlarla yaşıyor.
Kısa bölümlerden oluşan Bonzai, okurunu bölümler arasında zaman yolculuğuna çıkartıyor. Karakterlerin hayatlarının dönemlerini düzensiz olarak veren Zambra, kendine has kısa ama yoğun cümlelerle oluşturduğu anlatımından dolayı okurun bir şey kaçırmamak için dikkatini daima üzerinde toplaması gereken bir yazar. Hacim olarak küçük ancak yoğunluk olarak hafife alınmaması gereken Bonzai, Julio’nun Emilia sonrası hayatındaki ruh boşluğunu apartmanında yaşayan 45’lik Maria ile olan salt cinsellik ve entelektüel gevezelikleri, başarısız roman denemelerini ve saksıda yetiştirmeye çalıştığı bonzai ile gidermeye çalışmasıyla devam ediyor. “Dünyada Emilia’nın öldüğü ilk gecede Julio uykusunda rahat edemiyor ama iç sıkıntıları yüzünden rahatsız uykulara çoktan alışmış. Aylardan beri bonzainin mükemmel şekli, öngördüğü üzere berrak ve asil şekli alacağı anı bekliyor”[1] cümlesinde de Zambra’nın karakterlerinin sıkıntı ve boğultuyla baş etme yöntemi arasına küçük uğraşlar ve yaratılmış heyecanları aldığını görebiliyoruz.
Öleceğini çok öncelerden bildiğimiz Emilia’nın hikâyesiyse kıta değiştirip Madrid’de yaşamaya başlaması, aralarındaki gerilimli, sürekli kopuşların yaşandığı ilişkiye rağmen bir şekilde yollarının kesiştiği arkadaşı Anita ile olan tuhaf dostluğu, uyuşturucu ve depresyon arasında geçen hayatının metrodaki intiharıyla sonuçlanıyor.
Novella boyunca tutunmaya çalışan, bunun için çeşitli uğraşlar edinen Julio, yıllar sonra işsizliğini yendiği günlerden birinde Emilia’nın intiharını öğreniyor. Aldığı bu haberden sonra da kazandığı tüm parayla bir taksi yolculuğuna çıkıyor. Rotasız. Sade, uyumsuz, yeni tutkular inşa edip derinliksiz ilişkiler kurmakta usta karakterlerin yer aldığı Bonzai’nin, kitabın ruhuna oldukça uygun olan bu finali de oldukça etkileyici.
Günümüz insanının ilişki biçimini, yaşama pratiklerini, dünya ile arasına koyduğu mesafeleri kökünü koparmış basit karakterlerin üzerinden gösterişsiz ama yoğun bir dille görebiliyoruz. Örneğin Emilia’nın ölümünü “İşte gitti. Şimdi Emilia geride kaldı. Tek başına, metronun işleyişini bozarak”[2] cümlesiyle veriyor Zambra. Havada öylece uçuşan balonlardan biri birden patlayıvermiş gibi.
Bonzai, insanların başkalarının hayatındaki ağırlığını, hafızanın izin verdiği anılarımız gibi gösteriyor. Tenine, sesine, ruhuna dokunabildiğimiz, anı biriktirebildiğimiz, beraber büyüdüğümüz insanların zamanla bir imgeye dönüşerek hafızamızın canının istediğinde ortaya çıkmasının tanımsız hüznünü görüyoruz eserde. Bu durumla ilintili olarak Zambra’nın anlatım başarısından da bahsetmem gerektiğini düşünüyorum. Eser boyunca anlatımındaki ritmi hiç değiştirmeyen yazar, metindeki duygu ve olay yoğunluklarını ana karakterlerine eşit derecede dağıtarak kurgusunun tıkır tıkır işlemesini sağlıyor. Ayrıca anlatımdaki bu başarısının, karakterlerin metin boyunca takındığı pasif tutumun ve duygu yoğunluklarının düşük olmasına yaptığı katkı sayesinde novella boyunca oluşturmaya çalıştığı tutunamama atmosferini okura çok iyi aktarabiliyor.
Bekleyişin Romanı: Ağaçların Özel Hayatı
Zambra’nın dilimize çevrilen üçüncü kitabı olan Ağaçların Özel Hayatı, sizi tüm gece boyunca, karısının gittiği resim kursundan dönmesini bekleyen Julian’ın aklında gezdiriyor. Sonradan
dâhil olduğu bir anne kızın hayatına yer kaplamaya çalışan Julian, üvey kızı Daniela’nın bile resimlerine girmeyi başarmış bir adamdır. Üstelik ailenin bu eski üyesi, Daniela’nın babası ve bütün roman boyunca eve dönmeyen Veronica’nın eski kocası Fernando’yu unutturacak kadar uyum sağlamıştır. Bütün gece Veronica’nın dönmesini beklerken anılarda yolculuk yapıyor, Daniela uyusun diye ona ağaçların özel hayatını anlatıyor, bir kitap yazmaya çalışıyor…
Bonzai ile büyük benzerlikleri olan Ağaçların Özel Hayatı’nda da kadın karakterin eserdeki akıbetini biliyoruz. “Veronica resim kursundan hala dönmedi. Dönünce roman bitiyor. Dönmediği sürece kitap devam ediyor. Kitap o dönene ya da Julian onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor” [3]. Kitabın en başında bizlere bir metnin içinde olduğumuzu hatırlatan Zambra, dildeki ustalığı sayesinde okurun merakını sürekli diri tutarak onun hikâyeden kopmamasını sağlıyor. Aslında çok küçük bir hikâyeyi kendiyle baş başa kalmanın getirdiği bunaltıyla mücadele etmek için geliştirilen eylemler, üvey kızıyla kurduğu bağ, geçmişe dönük yolculuklarla açtıkça açıyor. Katmanlı bir metin yapısı çıkıyor ortaya. Veronica’nın eve dönmemesi durumu sayfalar geçtikçe yerini gerilime bırakıyor.
Bonzai’nin Julio’su ile Ağaçların Özel Hayatı’ndaki Julian köksüzlük, bir yere ait olamama durumu, bulundukları ruh hâllerinden uzaklaşma, varlıklarını anlamlı kılabilmek için sürdürdükleri uğraşlar ve heyecanlar yaratmak noktalarında birbirlerine çok benzeyen hatta birbirlerinin devamı olan karakterler gibi. Ayrıca Zambra’nın karakterlerinin edebiyatla olan derin ilişkisini Julian’da da görmekteyiz. Karakterimiz üniversitelerde haftanın altı günü edebiyat (özellikle de şiir) üzerine dersler verip geride kalan tüm zamanını da yazmaya ayıran bir adam. Hatta kısa bir roman bile bitirmiş. Ancak bunu beğenmiyor. Yazdığı şeyi sefil bir kâğıt tomarı olarak nitelendiriyor. Bu noktada iki karakterinde edebiyat üretiminde başarısızlığını görüyoruz. Zambra karakterlerin edebiyat alanındaki başarısızlıklarını verirken onların iç sıkıntılarına bir düğüm daha ekliyor. Her şeyden kaçıp sığındıkları bu alandaki yetersizlik onları başka bir alana (genellikle bonzai yetiştirmeye) itiyor. Ama ne olursa olsun kendilerini inşa ederken edebiyatla kurdukları ilişkinin gücü o kadar sağlam ki iki karakter de iyi bir okur olmaktan kendilerini alamıyorlar. Bu durum karakterlerin dünya ile arasındaki ilişkiyi de özetliyor. Hayal kırıklığı ile hayranlık arasında gezinen yenilmiş yazar adayları.
Ağaçların Özel Hayatı’nın kahramanı Julian’ın ilişkilerindeki tavrı da Bonzai’nin Julio’suna benziyor. Hayatla baş edebilmek sınırlarını edebiyat ve yetiştirdiği bonzaisiyle çizdiği güvenli alanından dışarı bir türlü çıkamıyor. Bunun karşılığında da Veronica’dan önceki sevgilisi Katya tarafından evden kovuluyor. Julian’ın ilgisini kaybeden Katya bir süre eve bile gelmiyor. Buna rağmen durumu değiştirecek bir hamle göremediğinden bitiriyor ilişkisini. Anlatıcı bu durumu “Birdenbire uzaklaşmaya başlayan Karla olmuştu. Julian çabucak, hatta hemen Karla’nın yokluğuna teslim oldu, tek hatası buydu”[4] cümlesiyle açıklıyor. Alıntı cümleden de görüldüğü gibi ilişki yürütmek ya da duygu paylaşımı konusunda noksan bir adam olan Julian. Hatta aşırı bencil ve duyarsız da denilebilir. Ancak sonradan durum biraz değişiyor. Veronica ve Daniela’nın hayatına dâhil olduğunda daha rahat hareket edebiliyor. Resimle ilgilenen, kendisi gibi entelektüel ilgi alanlarına sahip olan Veronica ile beraber daha önceden inşa ettiği güvenli alanda yaşayabiliyor. Daniela ise babalık hissini yaşatıyor ona. Böylelikle kendisini ait hissedebildiği, nefes alabildiği yeni bir düzen oluşturmuş oluyor. Organik bir ilişki değil bu. Daha çok sonradan ve zorunlulukla oluşmuş bir ilişki. Tercih edilmekten çok denk gelmeyle kurulmuş bir yapı. Veronica bir önceki evliliğini bitirmese evlenemeyecekler, o eve gelmese Daniela diye birini hiç tanımayacak. Bu ilişkinin başlangıcı daha önceki büyük bir ilişkinin sonuna denk geliyor. Yorgun ve yıpranmış bir anne kız. Bu soruna rağmen dâhil olmayı başarıyor. Çünkü başka şansı yok. Önceki ilişkisinden ve ailesiyle olan bağının zayıflığından dolayı birilerine mecbur. “Artık Julian’ın gerçek bir ailesi var, cumartesi fen ödevleri yaparak ya da Tim Burton filmleri izleyerek geçiren ailelerden”[5] cümlesinden de görüldüğü gibi ana karakterimiz Julian’ın hayatını önce ve sonra olarak ayırdığını ve sahip olduğu “aile”den dolayı huzurlu olduğunu anlayabiliyoruz.
Eser boyunca Julian’ın edebiyatı -üretim anlamındaki tüm yetersizliğine rağmen- bir yaşama pratiği hâline getirdiğini görüyoruz. Takıntısını karakteriyle özdeşleştiriyor. Sözgelimi bir türlü eve dönmeyen karısını beklerken onun başına gelebilecekleri en ince ayrıntısına kadar kurguluyor. Uzak caddelerden birinde kaybolduğunu, otomobilinin lastiğini değiştirdiğini, kendisini aldattığını, terk ettiğini, Veronica’nın eve gelip geç kalmasına dair mantıklı açıklamalar yaptıktan sonra yapacakları basit, günlük sohbetleri, Daniela’nın otuzlu yaşlarını, babasının evine gittiğinde neler yaptıklarını bile kurguluyor kafasında. Bütün kitap boyunca Julian’ın çağrışımları, kurguları ve Daniela uyusun diye uydurduğu ağaçların hikâyelerini okuyoruz.
Bir geceyi anlatan bir kitap. İncecik. Minik bir olay. Kendine has kurgusu, tekniği ve anlatımıyla bunu açan Zambra, okuru o evin salonunda Julian’la birlikte oturup Veronica’yı beklemeye ikna ediyor. Okur artık Veronica gelene kadar gerginliği, sıkıntısı geçsin diye onu Julian’ı lafa tutan, kafasından geçenleri boşaltıp rahatlamasını sağlayan sadık bir dost görevi görüyor.
[1] Alejandro Zambra, Bonzai, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap,2012
[2] Alejandro Zambra, Bonzai, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap,2012
[3] Alejandro Zambra, Ağaçların Özel Hayatı, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap, 2015
[4] Alejandro Zambra, Ağaçların Özel Hayatı, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap, 2015
[5] Alejandro Zambra, Ağaçların Özel Hayatı, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap, 2015





