Yazar Zeynep Kaçar, ikinci romanı Yalnız ile hayaller kuran, neşeli bir kızdan, tarikat şeyhi bir doktorun eşine dönüşen Feray’ın hikâyesini çarpıcı bir dille anlatıyor. Bir ülkedeki değişimle bir kadının yaşamındaki benzerlik dikkat çekiyor.
“Saç kurutma makinesini prize taktım. Sesi duyunca dönüp baktı. Şaşırmış gibiydi. Azrail yanı başımda, sabırlı. Göz göze geldik. Olmayan gözünü kırptı. Gülümsedim. Elimdeki saç kurutma makinesi. ‘Hayrola’ diye soracaktı sanırım. Lafı uzatmak istemedim. Tam ortasından kelimeyi ikiye böldü mavi bir ışık. Sheltox sıkılmış kara sinek gibi debelendi. Seyrettim: Dile kolay, tam 29 yıl… Ama kendiliğinden gelip bulmadı ecel bir türlü. İş başa düştü. Şaşkın gözlerle bana baktı. Bir türlü anlayamadı. Bunu yapan ben miydim? Oldu, bitti…”
Bu cümleler ilk romanı Kabuk’la hatrı sayılır bir okur kitlesine ulaşan Zeynep Kaçar’ın Doğan Kitap’tan çıkan yeni romanı Yalnız’dan… Daha ilk sayfadan bir cinayet işlendiğini ve bunu yapanın da bir kadın olduğunu, kocasını öldürdüğünü, ev işlerinde kendisine yardım eden Esma isimli bir karakterin olduğunu öğreniyorsunuz. Peki ama bir kadın neden cinayet işler? İşte bu noktadan sonra Yalnız’ın dünyasına adım atıyor ve bir daha da o dünyadan yazar azad edene kadar ayrılamıyorsunuz. Eserin sahibi Zeynep Kaçar, İstanbul Üniversitesi Dramaturji Bölümü mezunu deneyimli ve ödüllü bir tiyatro yazarı. Hal böyle olunca kitabın kurgusunun neden bu kadar sağlam olduğunu da anlayabiliyorsunuz. 2018 yılında başlayan kitap, başka başka yıllarda Feray’ı anlatıyor; 1989 yılına da gidiyor, 1992’ye de, 2012’ye de; karışık ilerliyormuş gibi görünse de aradaki bağı kesinlikle kopmuyor, hep desteleniyor, diri tutuluyor.
Olvox’un Hatırlattığı...
Yatılı okuyan Feray, liseli kız arkadaşlarıyla birlikte bir rock grubunda. Grubun ismi Olvos… Gerek Feray’ın yaşadığı gibi grubun Bursa’da olması, gerekse içinde Özden’le Özlem Tekin arasında isim benzerliği bir dönem Şebnem Ferah, Özlem Tekin, Arzu Kaprol, Buket Doran gibi tanıdık simalarıyla bildiğimiz Volvox isimli kadın rock grubunu hatırlatıyor. Bir anlamda şık bir selam çakıyor. Feray’ın kalp kırıklıkları sayfalarda çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor. Feray’ın ilk konserde başına gelen minik bir kaza, (ki sonradan onu da anlayacaksınız) hayatını tümden değiştiriyor. Doktor Veli’yle tanışması, üniversiteyi kazanması ve evlenmesi derken her şey bir anda hızlı bir ivme kazanıyor. Feray bir anda evinin kadını, çocuğunu anası haline gelirken; çok sevdiği kocası da bir tarikat şeyhine dönüşüyor, onun da hayatı kararıyor. Kitabın kahramanı, yaşadığı birçok zorluğa ve yalnızlığa rağmen, kızını ve diğer kadınları bu kapatılmışlıktan kurtarmanın yollarını arıyor.
Ülke Fethi Alışverişle Oluyor
Romanda yazar, bir kadınla bir ülkenin aslında ne kadar benzeyebildiğini de gözler önüne seriyor. Okuyucu değişimi yıllar arası geçişlerde daha net anlıyor ve geçmişe özlem duyuyor. 1994 yılında kendinizi Feray’la birlikte o dönemin Ortaköy’ün de, Beyoğlu’sunda ve bu semtlerin ünlü mekanlarında buluyorsunuz. Dönemin Beyoğlu’sunu şöyle anlatıyor Feray: “Kalabalık, coşku, binbir türlü insan hali. Ne hissedeceğimi bilmiyorum. Veli’nin elini sıkı sıkı tutuyorum. ‘Bak’ diyor. ‘İyi bak’ Neye bakmam gerektiğini bilmeden bakıyorum. Her şeye, her renge, her insan yüzüne... Muhteşem bir dünya burası. Tiyatro binasının içinden süzülen o hafif küf kokusuna, sokak çalgıcılarına, yanımızdan şakalaşarak geçip giden, benimle aynı yaşlardaki çakır keyif rockçılara, kitapçılara, kitapçılardan yükselen müziğe, kol kola girmiş travestilere, bağıra bağıra gazete satan delikanlılara, dilencilere, sokak satıcılarına, binaların girişinde öpüşen çiftlere, gerçek, acıklı, coşkulu hayata korkunç bir hayranlıkla bakakalıyorum. Kemancı, Sıraselviler, Cihangir.”
Yıl 2018’e geldiğinde ise yine aynı İstiklal Caddesi, bu kez bambaşka bir çehreyle karşılıyor Feray’ı… “Bir Ortadoğu cehennemi burası. Binbir milletten binbir Ortadoğulu. Benim de onlardan bir farkım yok artık. Yıllar önce de birbirimize benziyorduk. Ama ne o insanlar buradalar ne de ben o Feray’ım. Onlar değişti, ben de değiştim… Ne olmuş Kemancı’ya? Kapıda Al Shakq İstnabul ve Riddim Club yazıyor. Kabileler geçiyor yanımdan, ellerinde poşetler… Eskiden elde kılıç savaşılırdı bir ülkeyi fethetmek için, şimdi alışveriş yapmak yetiyor…” Eğer sürükleyici bir roman okumak istiyorsanız, Feray’ın sonu sürprizli biten hikâyesini es geçmeyin!


.jpg)



