Yoksunluktan Varoluşa Edebiyat Terapi
27 Mayıs 2019 Kitap

Yoksunluktan Varoluşa Edebiyat Terapi


Twitter'da Paylaş
0

Edebiyat ile beraber bir define avcısının hassasiyetinde insan ruhunun en derinlerine inen araştırma da başlıyor.

Edebiyat terapi kavramı henüz Türkiye’de yeni bir kavram. Bu terapi tekniğinin ülkemizdeki öncülerinden klinik psikolog Mine Özgüzel, Doğan Kitap’tan yayınlanan Edebiyat Terapi kitabında bunu bir tür özgürlüğe kavuşma isteği olarak tanımlıyor. Çünkü “okumak özgür bir düştür ve bu özgürlük ruhsal yapının en derin, en karanlık noktalarına giderek değişimi, gelişimi gerçekleştirir ve okuyan insan giderek artan bir duyarlılığa kavuşur.”

Kitap okumanın başlı başına bir şifalanma olduğunu kimse reddetmeyecektir. Belki bu yüzden “kitaplar en yakın dostlarımızdır” cümlesi hiçbir zaman klişeye dönüşmüyor ya da en güzel klişe cümlelerden biri diye de kabul edilebilir. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki kitap okumak sadece eğlendirici ve soyutlanmayı sağlayıcı bir eylem değil, aynı zamanda özgüven ve özsaygıyı da geliştiren, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı koruyan, aidiyet duygusunu arttırdığı gibi kendini tanıma ile anlayış gücünü geliştiren de bir eylem. Edebiyat terapinin dünyada ortaya çıkışı da kaynağını biraz bu motivasyondan alıyor. Aslında belki pek çoğumuzun bilmeden kendi kendine bulduğu bir yol olan kitap okuyarak rahatlama ve kötü düşüncelerden uzaklaşma halini bir üst boyuta taşıyıp, kişinin kendini tanımasına ve varoluşunu sorgularken kendini keşfetmesine de alan açmayı öğretiyor.

Özgüzel’in okul yıllarında sarıldığı kitaplar yıllar içinde önünde yepyeni bir yol açmış. Varoluşçu felsefeden etkilenerek girdiği bu yolda karşısına çıkan yazarlar ve kitaplar ona sadece birer arkadaş olmakla kalmamış aynı zamanda kendisini bulmasında birer rehbere dönüşmüşler. Burada bir parantez açıp insan kendini ne zaman “tamam, ben kendimi buldum” diye tanımlar derseniz, bunun cevabı hiçbir zaman. Zaten kıymetli olan da bu. Bitmeyen bir sorgulama halinin beraberinde getirdiği o iç huzur.

Edebiyat Terapi’de kendi okuma deneyiminden ve bunun ona kattıklarından bahseden Özgüzel, “yazarlar bana en önemli meselenin yaşamdaki sorunlar karşısında farklı düşünebilmek olduğunu gösterdiler” diyor. Edebiyat terapide kitap okumak dediğimiz şey aynı zamanda kendi içimizdeki sorunları da anlaşılabilir ve çözülebilir kılmak anlamına geliyor. Bir kitabı okurken ya da yazarını tanırken kendi sorunlarına da çözüm bulmak ve kendi öğretilerine ulaşabilmek amacı güdüyor.

edebiyat terapiÇok sevdiğiniz bir yazarın bir cümlesini okuyup da bunu ben mi söylüyorum yoksa o mu söylüyor hissine kapıldığınız olmuştur mutlaka. İşte bu his sizi edebiyat terapiye götüren his oluyor aslında. Bu his insana yalnız olmadığını hissettirmekle kalmıyor, kimi zaman düşünüp de kelimelere dökemediklerini ifade edebilme kimi zaman da onun gibi düşünüp hisseden insanların da olduğunu bilebilme imkanı sunuyor çünkü. Özgüzel kitabında Virgina Woolf’tan, Jean-Paul Sartre’a, Dostoyevski’den, Albert Camus’ya, Stefan Zweig’a bugün edebiyat dünyasının yeri doldurulması güç pek çok ismine dokunuyor. Bu isimlerin kişinin kendini sorgulaması ve anlaması noktasında nasıl bir gözle okunabileceğine dair bilgiler aktarıyor. Kitabın en kıymetli taraflarından birisi de yazarının bu yola çıktığında yürüdüğü patikalardan geçmesi ve kişisel deneyimlerinden izler taşıyor olması.

Edebiyat ile beraber bir define avcısının hassasiyetinde insan ruhunun en derinlerine inen araştırma da başlıyor. Ben kimim, ne istiyorum, varoluşum ne gibi cevabından çok sorunun kendisinin peşinde olunan bir süreç söz konusu burada. Kendi varoluşunu sorgulamaktan asla vazgeçmeyen ve insanın kendi kendini oluşturan bir varlık olduğunu düşünen tüm ruhlara adanmış bu çalışma, yoksunluktan varoluşa uzanan bir keşfi de beraberinde getiriyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR