Türkiye’nin, insanlarımızın geçmişlerinin ne olup, ne olmadığını merak ediyorsanız, yaşanmışlıklardan toplum olarak nasıl ders almadığımızı, alamadığımızı ve elbette umursamazlığımızı görmek istiyorsanız, Işık Ülkesinden okumanız gereken kitaptır.
“Peki ben kimim?
Nasıl söyleyebilirim ki gerçekte Yahudi inancını taşıdığımı…
Hep susmak zorundayım, çevremdekilere başka inanç söylemeliyim, buna mecburum…
Günaha girmenin, günahı kabul etmenin en masum yolu bu olsa gerek dostum. Belki Tanrı kızacak, inancını söylenilirsin diyecek. Ancak bunun için büyük bir güç, uygun bir sosyal atmosfer gerekmez mi? Musa bile o yükü kaldıramamıştı…
Ben bunun en küçük ağırlığını bile taşıyamam…
Ben kim miyim?
İnandığı dini kimselere söyleyemeyen, hep susmak ve içine gömmek zorunda kalan şanssız biriyim…
Kim olduğumuzu, gelecekte neler yaşadığımızı, suskunlukla içimize gömmek ne zormuş… Suskunluk… Hep suskunluk…”
(İzmir Yahudi cemaatinin iki aylık bülteni Diyalog’daki isimsiz bir mektuptan alıntı. Aralık 2011. Suskunluğun Yükü - Cengiz Şişman, Doğan Kitap 3. Baskı)
Eylül 2019’da “Cüneyt’e muhabbetle”, diye imzalamış Işık Ülkesinden (Everest Yayınları 2. Baskı) kitabını sevgili Zeynep Göğüş.
Yani bu yazı hayli gecikmiş bir yazıdır…
2019’un Eylül’ünden bu yana başımdan neler geçtiğini anlatmayacağım, fakat Zeynep’in bendeki öneminden biraz söz etmem gerekiyor.
Babası rahmetli Ali İhsan Göğüş (1923-2011) Gaziantep Milletvekilliği ve Türkiye’nin ilk Turizm ve Tanıtma Bakanı olmasının yanı sıra gazeteciydi.
Belki 57 seçimleri öncesinde, belki de daha sonra, şimdi bunu anımsamam olanaksız; bizim İstanbul Şişli Küçükbahçe Sokak’taki Yaşiner Apartmanı 5inci kattaki evimizde, babamın CHP’li dostları ile yaptığı siyasi toplantıları hayal meyal anımsıyorum.
Bu toplantılara katılanların önüne, bizim kapı girişindeki dikdörtgen uzun yemek masamızda birer beyaz bloknot koyulurdu ve toplantı bittikten sonra o bloknotlar toplanır bir sonraki toplantı için saklanırdı.
Ali İhsan Göğüş’ün notlarını bugün gibi anımsıyorum, dolma kalemi ile geometrik şekiller çizerdi toplantıyı dinlerken. Başka kimler mi katılırdı o toplantılara, bir keresinde Kasım Gülek’in geldiğini anımsıyorum, onun dışındakileri unutmuşum…
Ali İhsan Bey ile en son 2010 yılbaşı gecesi, gazeteci yazar dostum Hıfzı Topuz’un evinde beraberdik ve fotoğraflarını çekmiştim.
Zeynep Göğüş de babası gibi gazetecidir, ödüllü Işık Ülkesinden kitabını okurken onun gazeteci kimliğinin romancılığının önünde sapa sağlam durduğunu hissedersiniz.
Zeynep’in benim yaşamımda çok değerli bir yeri vardır.
On yedi yılı aşkın bir süre devam eden sanayicilik maceram sırasında o Hürriyet Gazetesinde “Pazar Sohbetleri” diye tam sayfa röportajlar yapardı ve bunlar hafta sonları beklenen, etkisi yüksek söyleşilerdi.
Kadın iç giyimi üretimi ile uğraştığım ve dilimin kemiği olmadığından, sürekli bu konuda rahat rahat konuştuğum için olacak benimle de bir söyleşi yapmış ve “Pazar Sohbetleri” köşesinde yayınlamıştı. İş hayatımın dönüm noktası bu söyleşidir.
Zeynep’in benimle konuşmasının ardından satışlarım her gün katlanmaya devam etmişti. 1996 yılında işi bırakana kadar da bu böyle devam etti.
Işık Ülkesinden kitabını iki gecede bitirdim.
Bu kitabın özellikle, şimdilerde “Z” kuşağı diye tanımlanan gençler tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum…
Bu yazının başına bir paragraf not ekledim, başkasının söylemiş olduğu fakat bizim için de geçerli bir not…
Işık Ülkesinden kitabını, 500 yıl kadar önce İspanya’dan kovulup Osmanlı’nın Selanik şehrine yerleşmiş, orada gelişmiş, sonrasında Cumhuriyet Türkiye’sine mübadil olarak gelmiş, şimdiyse son 25 yıldır Fransa’da yaşamakta olan bir ailenin çok göç etmiş bir ferdi olarak okudum.
Sabetayist bir ailenin oğluyum.
Babama ilkokul sıralarındayken sormuştum, biz hangi mezhepteniz diye o da Osmanlının Sünni mezhebi olan Hanefi olduğumuzu söylemişti… Yalandı! Geçmiş yıllarda yaşanmış olan Varlık Vergisi’nin saldığı korku dinmemişti anlaşılan.
Ailede, Hitler Almanyasında yaşamış olan babamın amca oğlunun, ailenin Konyalı Müslüman bir aile olduğunu nasıl ispat edebildiği öyküsü övünülerek anlatılırdı. (Kitabın 101. sayfasına gönderme…)
Bugün artık olmayan Liman Lokantası'nda kağıtta levrek ve fasulye pilaki ya da zeytinyağlı enginar yemişlerdenim. Üstelik kitabın 101. sayfasında anlatılan Liman Lokantasının manzarası benim ikinci evliliğimin temelinin atıldığı manzaradır.
Işık Ülkesinden kitabının 118. sayfasında Nuri Leflef’in ayakkabı cilasından söz ediliyor. İlk işim ayakkabı boyacılığı olduğu için belki kitaptan o koku yayılır gibi geldi bana, okurken heyecanlandım.
Aynı sayfada sanki benim hâlâ sakladığım ve zaman zaman giyindiğim Borsalino şapkamdan da söz ediyordu.
Kısacası Zeynep Göğüş ile bu kitabı hakkında keşke karşılıklı oturup konuşabilseydik.
Göç etmek zorunda kalmamış olsaydım, İstanbul eskisi gibi olsaydı, Göztepe'deki o köşklerden birisi zulümle anılmamış olsa ve şiirlerime konu olmasaydı. Diye serzenişim sürer gider…
Işık Ülkesinden kitabı 2018 yılında Everest Yayınlarından Roman başlığı ile yayınlanmış, ben yayıncısı olsaydım eğer “Tarihsel Anlatı” diye bir alt başlık daha eklerdim ve liselerde tarih derslerine okutulmasını önerirdim.
Bir romanı yazmanın en azından bir yıl sürdüğünü düşünürsek, Zeynep bu kitabını 2017'de yazmaya başlamış, işte zaten gazeteci duyarlılığı ve olayları öngörebilme yeteneği de burada ortaya çıkıyor çünkü kitabı bugün yazmaya otursa ve “bugünü anlat” deselerdi yine bunları yazacaktı.
Demem o ki, bugün siyasette yanlışlar yapanların da bu kitabı okuyup Menderes döneminden, o zaman yapılmış yanlışlardan ders almalarında yarar yok mu?
Kitap bütün bu söylemiş olduklarımın ötesinde feminist bir özellik de taşıyor ve Türkiye’deki Cumhuriyetten bu yana kadınların özgürlüklerini tartışıyor.
Ciddi tarihsel bir belge niteliğindeki kitabı, okur okumaz Strasbourg da yaşamakta olan yazar Rahime Sarıçelik’e postaladım, onun da okuyup değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum özellikle erkek erkil toplumu tartışan bilim insanı kimliğiyle kitabı okuyacağına inanıyorum.
Türkiye’nin, insanlarımızın geçmişlerinin ne olup, ne olmadığını merak ediyorsanız, yaşanmışlıklardan toplum olarak nasıl ders almadığımızı, alamadığımızı ve elbette umursamazlığımızı görmek istiyorsanız, Işık Ülkesinden okumanız gereken kitaptır.
Bu kitap aynı zamanda “göçebe toplumların” zayıf noktalarını içeren önemli bir sosyoloji kitabı olarak da değerlendirilebilir.
Kısacası aldığı ödülü hak etmiş önemli bir eserden, geç de olsa söz edebildim.
Kalemine sağlık Zeynep Göğüş!
Keşke orada olsaydım da oturup sana Sabetay bir ailenin yaşamış olduğu iç karmaşalar ile kitabında söz ettiğin Sırp göçmeni aile ile örtüşen yanlarını anlatabilseydim.


.jpg)



