Karakterleri çılgınlık ve anlamsızlık, zevk ve acı arasında gidip gelen Çek yazar yarattığı canlı ve deli dolu kurgulara rağmen karmaşık bir hayat geçirmiş ve bunu kitaplarına yansıtmıştır.
Çek yazar Bohumil Hrabal, yirmi beş yıl önce kaldığı hastanenin beşinci katından düşerek 82 yaşında hayatını kaybetti. Görünüşe bakılırsa güvercinleri beslemeye çalışıyordu. Ölümünün bir kaza mı yoksa intihar mı olduğu hâlâ belli değil. Son yıllarında “boşluğun zirvesine” vardığını ve her bir odasının ona acı verdiği, beşinci kattaki kendi dairesinden aşağıya atlama fantezisi kurduğunu yazmıştı. Hatta daha beteri “bütün dünya acı çekiyordu.” Hastaneye yatırıldığında bunun kıyısına yanaştığı son liman olduğunun farkındaydı. “Bu son,” demişti etrafındakilere, “kendimi ölüme ayarladım.”
Bu yorumlar, oluşturduğu kurgularla bir hayli çelişkili. Zira çalışmaları ortalığa saçtığı maskaralıklar ve alaycı mizahıyla coşkulu bir enerjiye sahip. Prag’ın heykellerine güzel oldukları için değil de, sarhoş bir halde sendeleyerek eve dönerken kendisine “yaslanacak mermer bir kol” sağladıkları için övgüler düzen bir karakteri ancak Hrabal yaratabilirdi.

Aynı zamanda palavra atmak gibi bir özellikleri var. Hrabal’ın, Çek yazar Josef Skvorecky’nin “sürreal hikâye anlatıcılığı” adını verdiğini bu özelliğe sahip geveze karakterleri, yurttaş Jaroslav Hasek’in Şvayk’ı ile aynı genleri paylaşıyor. Hrabal, bu bilge ahmak ve onun pikaresk talihsizliklerinden oluşan dolambaçlı hikâyeler şablonunu almış ve kendine özgü üslubuyla süslemiştir.
Hrabal, öykülerinden oluşan The Death of Mr. Baltisberger’e yazdığı önsözde, “Palavra Akademisi’nin muhabir üyesiyim,” der. “Olumsuz bir deha, dilin çayırlarında gezinen kaçak bir avcı, komik ilhamların bekçisi, anonim anekdotlar sahasının güvenilir korucusuyum.” Hrabal ile yeni tanışanlar onun bu sözlerine kulak vermeli ve kaosun tadını çıkarmalı.
Hrabal bir yazar olmak için yola koyulmadı. İkinci Dünya Savaşı esnasında hareket memurluğu yaptı ve savaştan sonra Prag’daki Charles University’den hukuk diplomasıyla mezun oldu. İstikrarlı bir kariyer edinmeye girişmektense her işin ustası oldu. Yıllarca birbirinden çok farklı işlerde çalıştı: sigorta acentesi, seyyar satıcı, ağır işçi, kâğıt işçiliği, tiyatro sahne görevlisi. Demiryollarında hareket memuru olarak çalıştığı dönemler ünlü romanı Closely Observed Trains’e ilham verirken çelik fabrikasında ağır işlerde çalışırken bir dizi öykü çıkardı, geri dönüşüm fabrikasında çalışırken de başyapıtı Gürültülü Yalnızlık’ı yazdı.
Hrabal’ın kurmacaları, 1950’li yılların başlarında, bir yeraltı edebiyat grubunun üyesiyken ete kemiğe bürünmeye başladı. Closely Observed Trains, 1968 yılında Jirí Menzel tarafından sinemaya uyarlandı ve En İyi Yabancı Film Dalında Oscar ödülü aldı. Hrabal’ın yazarlık kariyeri kendi ülkesinde baş döndürücü bir zirveye ulaşmıştı fakat aynı yıl Sovyet tankları hem Prag Baharı’na son verdi hem de sanatçıların özgürlüğüne. Milan Kundera, Ivan Klíma ve Václav Havel gibi isimlerle birlikte Hrabal da sansüre uğradı. Bu yazarlardan bazıları yurt dışında yaşamayı tercih ederken Hrabal kendi ülkesinde muhalif bir yazar olarak kaldı ve çalışmaları sadece samizdat olarak basıldı. Kitaplarının daha geniş kitlelere ulaşmasıyla ancak Kadife Devrim ile mümkün oldu.
Kitaplarının her biri kendi alameti farikası olan absürtlüklerle doludur. Bu nitelik bilhassa Cutting It Short’ta ve ona eşlik eden The Little Town Where Time Stood Still’de ortaya çıkar. Her iki anlatıda da Bohemya’nın küçük bir kasabasında yaşanan karışıklıklar tasvir edilir. İnsanlar bir şeyleri (saç, atların kuyruğu, çalışma saatleri) kısaltmaya karar veriler ve ortalık karışır. Öykülerden birinde düğün cemaatinin hepsi birden yere düşen yüzüğü ararken ötekinde sarhoş dişçiler birbirlerinin dişlerini çekerler. “Aklınızda bulunsun,” der Pepin, “Adolf o gece etrafta sarhoş bir dişçi bulunmadığı için çok şanslıydı.”
Hrabal’ın 1964 tarihli novellası Yetişkinler ve İleri Düzeyde Öğrenciler İçin Dans Dersleri ise hem müstehcen hem de yaygaracı. Çenesi düşük bir ayakkabıcı olan anlatıcı bir yandan “güzelleriyle” yaşadığı maceralarla övünürken öte yandan Rönesans hayranı olduğundan dem vurup arkası arkasına gevşek ve disiplinsiz hikâyeler anlatıyor. Fakat aslında o bir rönesans insanı değil. Ne engin bir bilgi hazinesine sahip ne de çok yönlü kabiliyetlere. Sadece hatıralardan oluşan güçlü bir zulası ve etrafındakileri eğlendirme becerisi var.

Hrabal’ın en nüktedan romanlarından üçünde başlarına gelen aksilikler ve zihniyetleriyle derin iz bırakan komik kahramanlarıyla ön plana çıkar. Düşük mevkilerde olmalarına rağmen hallerinden gayet memnun olan bu kahramanlardan I Served the King of England’daki Ditie, Naziler henüz Çekoslovakya’yı işgal etmişken gidip Alman bir atletle evlenir ve tarihin bir köşesinden öteki köşesine savrulur.
Closely Observed Trains’deki genç kahraman Milos Hrma bir yandan sinyalci çırağı olarak işini yapmaya çalışırken öte yandan hareket memuruyla telgrafçı arasındaki tiksindirici karşılaşmalardan kendi hayal kırıklıklarına kadar çok farklı açılardan dikkati dağılıyor. Hrabal’ın karikatürize ettiği şiddet (Milos’un büyük büyükbabası sürekli işçilerden dayak yer, büyükbabası ise hipnotik güçleriyle Alman işgalcileri püskürtmeye çalışırken bir tank tarafından ezilir) genç kahramanının büyüleyici naifliğiyle birleşip vazgeçilmez bir mizah sunuyor.
Gürültülü Yalnızlık ise okuru otuz beş yıldır atık kâğıt ve kitapları sıkıştıran Hanta ile tanıştırıyor. Hanta hidrolik presten kurtardığı büyük eserlerle kendini eğitirken ayyaşlardan nefret etmesine rağmen üst üste içtiği biraları, okuduklarının kalbine inmesine yardımcı oldukları gerekçesiyle kendine meşru kılıyor. Kurduğu bu çarpık mantık, her biri tekil zihninin coşkulu bir dışavurumu olan monologlarına sirayet ediyor.
Ancak Hrabal’ın dünyası sadece çılgınlıktan ve anlamsızlıktan ibaret değil. Karakterleri sürekli zevk ve acı arasındaki gidip geliyor. Milos banyoda bileklerini keser. Ditie bir köpek, bir at ve bir keçiyle birlikte ortadan kaybolur. Huzurevinde geçen Harlequin’s Millions’un anlatıcısı öteki huzurevi sakinleriyle birlikte hem geçmişin izlerinde dolanırlar hem de akrabalarının Pazar ziyaretini beklerler. “Aşkı unutmuştum, farkına varamadan ellerimden kayıp gitmişti,” diyen anlatıcının ve ötekilerin bekleyiş halinden acıklı bir sahne ortaya çıkar.
Hrabal zaman zaman keyifli sahnelerin üzerine karanlık ve soğuk gölgeler düşürür. Pepin Amca, Reinhard Heydrich’in ölümünün ardından dans ederken yakalanır ve bir toplama kampına gönderilmekten kıl payı kurtulur. Hanta’nın eski sevgililerinden biriyse o kadar şanslı değildir. Hanta onun Gestapo tarafından alınıp götürüldüğünü, Majdanek’te yakılarak mı yoksa Auschwitz’deki gaz odalarında boğularak mı öldürüldüğünü bilmediğini ama bir daha asla dönmediğini anlatır. Hrabal’ın karanlıkta attırdığı kahkahalar barbarlıkla kesintiye uğradığında ortalık uğursuz bir sessizliğe gömülür.
Hrabal 1983 yılında ciddi bir trafik kazası geçirir ve itiraf niteliğinde bir anı kitabı kaleme alır. All My Cats isimli bu kitapta kendi acılarını gözler önüne serer. Kitap bir yönüyle vahşi kedilerle kurduğu ilişkiy ve Prag’ın dışındaki kır evinde doğayla kurduğu bağı anlatıyor. Kedilerinden ayrı kaldığında kendisini “raydan çıkmış, korkmuş ve yalnız” hisseden Hrabal’ın acısı, istenmeyen yavru kedileri itlafa zorlanmasıyla zihinsel bir çöküşe dönüşüyor ve kitap, akı sağlığını korumaya çalışan bir adamın samimi anlatısı haline geliyor.
Hrabal’ın oluşturduğu karakterlerden kaçının gerçekten aklı başında olduğu belli değil. Bazıları içkinin etkisiyle, bazıları yalnızlıktan bazılarıysa sırf boş boğaz olduklarından susmak nedir bilmiyorlar. Ama hepsi, ustalıkla işlenmiş trajikomedilerdeki büyüleyici birer varlık.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






