Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Nisan 2025

Hayat

Kriz Haline Gelen Orta Yaş

Matthew Redmond

Paylaş

0

0


Shakespeare bile orta yaşı endişelenecek bir zaman aralığı olarak görmez.

Miranda July, 2024 yılında yayımladığı All Fours’un önsözünde ilham kaynağının kendisine yakın birkaç kadınla yaptığı “orta yaşta yaşanan fiziksel ve duygusal değişim” üzerine konuşmalar olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Kitapta bu gerçek sohbetlerin izine pek rastlanmasa da, yazmamı gerekli kıldılar.”

Roman, evden ayrılmayı tercih eden orta yaşlı bir annenin kendini aramak için ülkenin bir ucundan öteki ucuna seyahat etmesini konu alıyor. Kulağa biraz basmakalıp mı geliyor? Muhtemelen öyle çünkü sırf bu yüzden yaklaşık otuz dakika sonra pes edip yoldaki köhne motellerden birinde duruyor ve 321 no’lu odada zamanı geri almaya çalışıyor. 

Ne var ki, bu şahsiyetsiz ortamda onu bekleyen fiziksel ve ruhsal bir uyanış var – zamanın müziğiyle yapılan bir dans. Yeniden düzenlemekte çekince göstermediği motel odası,  araç kiralama acentesinin çalışanlarından biriyle yaşadıkları; Miranda July’nin sürekli nefes alıp vermekten söz eden kahramanı nihayetinde ihtiyaç duyduğu yaşam soluğunu kendi kendine üflüyor. 

All Fours orta yaşı güçlü, sıkıntılı, tek bir seferde en ince ayrıntısına kadar duyumsanan ve yeniden hissedilmesi gereken duygular olarak çerçeveliyor. 

Söylemek yapmaktan çok daha kolay. Kimi klişelerin öylesine güçlü çekimleri olur ki, aşırı beceriksizce ele alınmadıkları sürece herkes için anlamlarını korurlar. Orta yaş meselesi de bunlardan biri. Saçların beyazlamaya başlaması, kariyer sorunları ya da zamanın gıcırtılı tekerleklerinin bir sonun gelişini haber verircesine ağır ağır işitilir hale gelmesi gibi kırklı ya da ellili yaşlarla ilişkilendirilen bazı değişimler çoğu zaman yaşlanmanın kendisi kadar kaçınılmaz görünür. Yine de yaşlanma üzerine yaptığım araştırmalar bana gösteriyor ki, orta yaşlar artık eskiden olduğu gibi değil – ama günün birinde olacağı gibi de değil. 

Orta yaşları keşfetmek 

Orta yaş meselesinin tarihi okumak kadar eskiye uzanır. Klasik Batı edebiyatında hayatın ortası görkemli bir biçimde yaşama ve ardından da ölme vakti olarak tasvir edilir. Mesela Yunan destanlarında Odysseus ve Ajax, her ikisi de orta yaşlıdır ve ikisi de sürekli hayatları boyunca yapmış oldukları seçimlerin doğru olup olmadığını, yeteneklerinin azalıp azalmadığını düşünmekten uykusuz kalır. Homeros ise bu adamların nasıl olup da bu hale geldiğini aktarma konusunda pek hassas davranmaz. Sanırsınız ki, Odysseus’un kurnazlığı doğuştandır. Benzer biçimde erken dönem Anglo-Sakson edebiyatı kahramanlarından olan Beowulf da ne zaman ki, bir ejderhayı genç bir adamın yardımı olmadan öldüremeyeceğini anlar ancak o zaman yaşlandığının idrakine varır. Orta yaşları böylesine görmezden gelmek hakikaten utanç verici. Çünkü bu eserlerin çoğunda aslında kahramanlar orta yaşlardadır ve insanın en çok kendisi olduğu, hayatın kendisine bahşettiği beceri ve amaç bolluğundan en çok faydalandığı zamanları aktarırlar.

Hatta Shakespeare bile orta yaşı endişelenecek bir zaman aralığı olarak görmez. Nasıl Hoşunuza Giderse’de insanın yedi yaş dönümünden biri de orta yaşla bağlantılıdır ve hemen hemen “adalet” kısmına tekabül eden bu aşamada kişi, hafif göbekli, biraz antika ama halinden memnun olarak tasvir edilir. Büyük bir değişimin meydana gelmesi ve yaşam kalitesinin gözle görülür bir biçimde azalmasıysa ancak altıncı yaş dönümünde gerçekleşir ki, eserin 16. Yüzyıla ait olduğunu düşünürsek günümüzde bu süre muhtemelen doksanlı yaşlara denk düşer. 

Orta yaş ne zaman bir krize dönüştü? 

Fakat sonra bir anda her şey değişti. Sanayi Devrimi burjuva sınıfının ortaya çıkmasına sebep oldu ve bu sınıf – piyasadaki dalgalanmalardan etkilenmediği zamanlarda – keyfe keder harcayabileceği vakte ve paraya sahipti. 

İnsanın doğuştan sahip olduğu aristokratik zevklerin aksine üst orta sınıfın boş vakti genellikle kişinin durmaksızın bu dünyadaki yerini aramasından onu bulmanın getirdiği göreceli durgunluğa kadar vites değiştirmeyi gerektiriyordu. Ve bu tür bir arayış eğrisi orta yaş krizinin doğmasına sebep oldu: kişinin o vakte kadar elde etmiş olduğu başarıların değeri, bir bütün olarak varoluşunun anlamı ve yaklaşmakta olduğunu ilk kez hissettiği ölüm kaygısı. 

 “Orta yaş krizi” ifadesi kelimesi kelimesi ilk kez 1965 yılında, 48 yaşındaki Kanadalı psikanalist Elliot Jacques tarafından kullanılsa da, bu buhranlı dönemin doğuşu 18 ve 19. yüzyıllara kadar uzanıyor. Hayatlarını sırasıyla 25 ve 29 yaşlarında kaybeden John Keats ve Percy Shelley gibi romantik şairler insanlara ömrün baharına imrenmeyi öğretirken yaşlılığı işaret eden en ufak rahatsızlık bile zaman içinde korku uyandırmaya başladı. 

Muhtemelen bu duygular Britanya İmparatorluğu’nun sonluluğuyla birleşti ve imparatorlukları gibi kendilerinin de sonsuza kadar genç ve dinç kalamayacağını fark eden Viktoryenler bu romantik korkuyu kendilerinden bir sonraki kuşaklara taşıdılar. Mesela Charles Dickens’ın 1853 tarihli Küçük Dorrit romanında 41 yaşındaki Arthur Clennam, adeta romanı yazdığı esnada kendisi de 41 yaşında olan Charles Dickens’ın kendisidir ve romanda sürekli o vakte kadar neler yaptığını ve yaptıklarının ona ne denli az şey kazandırdığını düşünür. 

“En genç günlerimin mutsuz baskılarından, onları takip eden katı ve sevgisiz evden, yollara düşmemden, uzun sürgünümden, dönüşümden, annemin beni karşılamasından, o zamandan beri onunla ilişkimden, bugün zavallı Flora ile geçen öğleden sonrasında,” dedi Arthur Clennam, “ne buldum!”*

Daha büyük bir amaç için aile şirketindeki pozisyonunu bırakan yorgun tüccar Clennam için hayatın muhasebesini yapmak acı verici olduğu kadar da gerekliliktir. Üstelik bir de yalnızca kendisinin değil, Londra’daki pek çok yaşıtının orta yaş krizinin temsili olan finansal krizden kurtulmak için o da yaşıtları gibi bir saadet zincirine yatırım yapmış ve farklı türde bir hisse senedine sahip olmuştur. 

Yaklaşık bir nesil sonra Amerikalı yazar Theodore Dreiser’ın 1900 tarihli Kız Kardeşim Carrie isimli romanı yayımlanır. Dreiser bu romanda, çalışmanın gerçek değerini sorgulamayı bırakacak denli uzun süre çalışan başarılı iş insanı George Hurstwood’un hayatının çalışmayı bıraktığı anda nasıl çözülmeye başladığını anlatır. 

Hem Clennam hem de Hurstwood sonlara doğru yirmili yaşlardaki kadınlarla birlikte olurlar ve içlerinden biri bu ilişkiyle yeni bir hayata adım atarken öteki hayal kırıklığı içinde ölüme yaklaşır. 

Gelecekteki orta yaş 

Peki 19. yüzyılda kadınlar nasıl bir orta yaş dönemi geçiriyordu?

Onlardan pek bahsedildiği söylenemez. Eleştirmen Sari Edelstein, 2019 yılında yayımlamış olduğu Adulthood and Other Fictions isimli çalışmasında bu dönemde yetişkinliğin, biyolojik bir olgu olarak değil de, ABD’de bazı insanlara, özellikle de beyaz erkeklere tanınırken ötekilerden, yani kadınlardan ve beyaz olmayanlardan esirgenen bir siyasi haklar ve ayrıcalıklar bütünü olduğunu belirtir.

Irk, sınıf, medeni durum gibi kimi faktörler her ne kadar kadınların orta yaş deneyimlerini etkilemiş olsa da yüzyılın büyük bir kısmında adeta değişmez kabul edilen kurallar geçerliydi: Kadın, yasalar nezdinde tam ehliyetli bir yetişkin olarak kabul edilmiyordu. Tasvir edilişleri de bu şekilde oldu. The Lamplighter ve The Wide, Wide World gibi popüler romanlar, hâlihazırda bir hayli sınırlı olan kadın yaşamını onaylamakla yetinip mevcut sınırları kendi kurmaca dünyalarına da taşıdılar. Hiç evlenmeyen ya da bir şekilde sonradan bekâr kalan kadınlar kendi nam ve hesaplarına işletme ya da mülk sahibi olabiliyorlardı ancak bu kadınların edebiyattaki temsili çok nadirdi. İkinci dalga feminizm hareketi başlayana ve Doris Lessing’in 1974 tarihli Son Aydınlık Yaz romanı gibi eserler yayımlanana kadar orta yaş kadının kâğıt üzerindeki temsili hep aşırı sınırlı kaldı. Fakat sonrasında verilen emek sayesinde en azından İngilizce konuşan dünyada orta yaşın ürkütücü ve yalnızlaştırıcı bir kriz olduğu fikrinden büyük ölçüde vazgeçildi. 

Bu muhtemelen biraz da orta yaş krizi olarak adlandırılan duygu durumunun esnekliğinden, kültürel bağlam ve yeni sanatsal formları karşılama biçiminden ileri geliyor. Üstelik başka pek az konu gerek sayfalarda gerekse ekranlarda memnuniyet yaratan bir esere bu denli rahat dönüşebiliyor. 

Orta yaş bir kriz değilse nedir? 

Muhtemelen daha evrensel bir duruma açılan bir kapı. 

Zira All Fours’un anlatıcısı, yaşadığı onca sıkıntı ve bıkkınlığa rağmen kriz kelimesini kullanırken temkinli ve her seferinde kelimeyi tırnak içine alma ihtiyacı hissediyor – kim bilir, belki de başka tür bir orta yaş için direniyordur. Aslında Miranda July’nin anlatıcısının evrenin sonsuzluğuyla kendi sonluluğu arasında gidip gelen bilinci, yenilenmekten çok daha fazlasını yapıyor. Yükselip alçalan, kimi zaman Azize Terasa olup aniden Lady Machbeth’e dönüşen bu karakter aynı anda hayatın hem coşkusunu hem trajedisini kucaklıyor ve her defasında daha fazla güçleniyor. 

Bu bir kriz değil, bu bir dönüşüm. 

*Yazarın Charles Dickens’ın Küçük Dorrit romanından yapmış olduğu alıntıda Alfa Yayınları, Turgut Berkes çevirisi kullanılmıştır. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Jaws’a alternatif isimlerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

26 Temmuz 2025

Arjantin’den Türkiye’ye… Anılar ve Kit..

Patricio Rago bize kitapları, sahafları, müşterilerini anlatırken aslında dünyayı anlatıyor. Ve biraz da yazmaya giden yolu.Tamamen kitaplara dair bir kitap okudum ve okuduğum günden beri yazı yazmak için avuçlarım kaşınıyor. Hayatta en..

Devamı..

Bir Ada İhtimali ya da İnsanlığın Sonu..

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024