Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Nisan 2025

Kitap

Şam’ın Uykusuz Zürafası: Savaşın Karanlığında Hikâyelerle Direnmek

Adalet Çavdar

Paylaş

0

0


Alrez’in kalemi, masalsı bir gerçeklik yaratıyor; zürafanın kehanetleriyle gerçeği hayalle buluştururken, savaşın ağırlığını yer yer ince bir alayla hafifletiyor.

Son bir aydır memleketin hali malum. Demokratik taleplerimizi dile getirmekten başka bir şey yapmıyoruz ama karşılığında sessizlikten ve duymazlıktan başka bir şey bulamıyoruz. Her sabah başka bir gerginlikle uyanıp akşamına yeni bir hayal kırıklığıyla yatağa giriyoruz. Sokaklarımız, şehirlerimiz içlerine kapanmıyor; aksine, içlerine kapatılıyorlar. Sesimizin yankılanacağı her alan giderek daralırken, öfkemiz de büyüyor. İşte tam da böyle zamanlarda bir kitabın kapağını açmak, sayfalar arasında öfkeme bir yoldaş bulmak, biraz nefes almak gibi geliyor bana. Khalil Alrez’in Şam’ın Uykusuz Zürafası, savaşın tam ortasında hikâyelerle, masallarla, düşlerle direnmenin romanı. Birkaç gün önce bitirdim ve içimde hâlâ usul usul konuşuyor. Kitapla birlikte soruyorum kendime: İnsan savaşın ortasında bile umudu buluyorsa, biz, kendi coğrafyamızda, demokratik haklarımızı talep ederken umudu nasıl diri tutamayız? Direnmek için illa büyük bedeller mi ödemek gerekir, yoksa bazen hikâyelerimiz bize yeter mi?
Khalil Alrez, 1956’da Suriye’nin Rakka kentinde doğmuş, Şam Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı okumuş; sonra Moskova’da Rus Dili ve tiyatro eğitimi almış, Çehov’un öykülerini Arapçaya çevirerek iki kültürü buluşturmuş. 1984’ten 1993’e kadar St. Petersburg ve Moskova’da yaşamış; gazetecilik yapmış, radyo programlarıyla sesini duyurmuş. 1993’te Suriye’ye döndüğünde Kültür Bakanlığı’nda çalışmış, ama iç savaşın kaosu onu da vurmuş. 2015’te önce Türkiye’ye, sonra Yunanistan’a, en sonunda Belçika’ya sürüklenmiş. Sürgünde bile kalemini bırakmamış; dokuz roman ve bir tiyatro oyunuyla çağdaş Arap edebiyatında güçlü bir yer edinmiş. 

Kitabı Türkçeye çeviren isim ise Eyyüp Tanrıverdi. 1972 Siverek doğumlu Tanrıverdi, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından İstanbul Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamış bir akademisyen. Arap dili, belâgatı ve Semitik kültürler üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. 
Şam’ın Uykusuz Zürafası, Şam’ın doğu ucunda, kurgusal bir Rus Mahallesi’nde geçiyor. Bu mahalle, Suriye İç Savaşı’nın yıkımı altında, tarafsız kalmaya çalışan bir avuç insanın ve onların hayvan dostlarının sığınağı. Roman, savaşın uzaktan gelen uğultusuyla başlıyor; Gûta’ya düşen bombalar, mahallenin duvarlarını titretiyor. Sakinler, “bize bir şey olmaz” umuduna tutunarak günlük hayatlarına devam ediyor. Alrez, bu sahte huzuru öyle ustalıkla resmediyor ki, bir yandan mahallenin canlılığını hissediyorsunuz, bir yandan da yaklaşan felaketin gölgesini.

Hikâye, Rus Mahallesi’nin hayvanat bahçesinin çatısında yaşayan genç bir çevirmenin, isimsiz anlatıcımızın gözünden açılıyor. Onun yakın dostu Nonna, örgüleriyle mahalleye renk katıyor; bir de uzun boyunlu bir zürafa var ki, her akşam yeşil soğan yiyerek mahalleyi sessizce izliyor. Mahalle, savaşın dışında kalmış bir vaha gibi; Ebû Alî Süleymân öğrencilerine Fransızca öğretiyor, Victor İvaniç hayvanları besliyor, Rashida uduyla kabareyi şenlendiriyor. Ama bu canlılık bir yanılsama. Gûta’dan gelen patlama sesleri, mahallenin huzurunu yavaş yavaş kemiriyor.

Savaş, mahalleye sızmaya başlıyor. Bir gün yakındaki bir patlama, herkesi sarsıyor; sonra bir roket mahalle sınırına düşüyor. Mahallenin cesur delikanlısı İsâm, bu kaosta hayatını kaybediyor. Artık herkes anlıyor ki, savaş kapılarında, susmak mümkün değil. Nonna ve anlatıcı, zürafayla daha çok vakit geçiriyor. Zürafa, felaketi sezen bir bilge gibi huzursuz; adeta yaklaşan trajediyi haber veriyor. Mahalle sakinleri, korkularına rağmen hikâyelerle direniyor. Herkes kendi öyküsünü anlatıyor; bu öyküler, savaşın dehşetine karşı bir kalkan gibi.

Mahalleli, sessiz kalmanın yetmediğini fark ediyor ve barışçıl bir yürüyüşe karar veriyor. Zürafa önde, Nonna, anlatıcı, Victor, Rashida ve diğerleri arkada, Şam’ın kalbindeki Ümeyye Meydanı’na yürüyorlar. Ama meydanda trajediyle yüzleşiyorlar: Masumiyetin simgesi zürafa, herkesin gözü önünde vurularak öldürülüyor. Nonna’nın gözyaşları, anlatıcının çaresizliği, mahallelinin feryadı… Roman, anlatıcının bu anıyı kayda geçirişiyle kapanıyor; mahallenin akıbeti belirsiz, ama hikâyeleri yaşamaya devam ediyor.

Romanın kahramanları, Rus Mahallesi’nin renkli dünyasında bir araya geliyor. İsimsiz anlatıcımız, hayvanat bahçesinin çatısında yaşayan genç bir çevirmen; gözlemci, düşünceli yapısıyla mahallenin nabzını tutuyor ve tarafsızlıktan direnişe uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Onun en yakın dostu Nonna, örgüleriyle yaratıcılığı, zürafayla kurduğu sıcacık bağla merhameti temsil ediyor; zürafanın yeşil soğan sevgisini ilk fark eden o oluyor, bu küçük detay bile onun hayvanlarla derin bağını hissettiriyor. Zürafa ise romanın kalbi; konuşmuyor, ama uzun boynuyla masumiyetin sessiz simgesi gibi duruyor, ta ki Ümeyye Meydanı’ndaki trajik sonuna kadar. Victor İvaniç, hayvanat bahçesinin bilge müdürü, Rus geçmişiyle mahalleye derinlik katıyor, sakinliği ve şefkati savaşın soğukluğuna bir cevap gibi. İsâm, mahallenin cesur delikanlısı, bir halk kahramanı, ama savaşın kurbanı oluyor; ölümü, mahallelinin uyanışı, cenazesi ise tarafsızlığın sonu gibi. Ebû Alî Süleymân, Fransızca öğretmeni ve esnaf, geleneksel ama kırılgan, öğrencileriyle ilişkisi savaş öncesi hayata dair bir hüzün taşıyor. Rashida ise Faslı ud sanatçısı, müziğiyle neşe, geçmişiyle hüzün katıyor, savaşın kültüre darbesini onun kabaresinde hissediyorsunuz. Her biri, mahallenin kolektif ruhunun bir parçası, savaşın gölgesinde hikâyelerle direniyor.
Şam’ın Uykusuz Zürafası, 2020 IPAF finalisti olarak uluslararası çapta yankı uyandırmış. Alrez, Suriye İç Savaşı’nı, Gûta bombalamalarının gölgesinde, sıradan insanların gözünden anlatıyor. Ama bunu yaparken büyük laflar etmekten kaçınıyor, savaşın anlamsızlığını, masumiyetin nasıl kolayca yok edildiğini gösteriyor; ama aynı zamanda hikâyelerle direnmenin mümkün olduğunu fısıldıyor.

Alrez’in kalemi, masalsı bir gerçeklik yaratıyor; zürafanın kehanetleriyle gerçeği hayalle buluştururken, savaşın ağırlığını yer yer ince bir alayla hafifletiyor. Mesela, zürafanın huzursuz davranışlarıyla felaketi sezdiği sahneler, büyülü bir atmosfer yaratıyor; ama aynı zamanda savaşın kaçınılmazlığını hissettiriyor. 

Romanı okurken, gerçek hayattan bir hikâye geldi aklıma: Suriye İç Savaşı sırasında Halep’te ambulans şoförlüğü yapan Mohammad Alaa Aljaleel’in hikâyesi. Alaa, terk edilmiş kedilere bakmaya başlayarak savaşın ortasında sessiz ve güçlü bir direniş başlatmıştı. Zamanla bu çabası büyüyerek devasa bir kedi sığınağına dönüştü. Savaş, bu sığınağı bombalayarak yok ettiğinde bile Alaa vazgeçmedi. 2019 yılında Halep’in batısında yeni bir sığınak kurdu; üstelik sadece kediler için değil, savaşın travmasını yaşayan çocuklara da ev sahipliği yapan bir yer oldu burası. Alaa’nın hikâyesi, “The Cat Man of Aleppo” adlı bir çocuk kitabına dönüştü ve dünyaya yayıldı. Savaşın gölgesinde, insaniyetin, merhametin ve umudun var olabileceğini gösterdi hepimize. Tıpkı Rus Mahallesi gibi, Alaa’nın hikâyesi de bize şunu söylüyor: Bazen direnmek, silahlanmak demek değildir; bazen masumiyeti korumak, hayvanlara, hikâyelere tutunmak anlamına gelir.
Eleştirmenler, romanın yenilikçi anlatımına hayran. IPAF jürisi, “Küçük hikâyelerle büyük etkiler yaratıyor” diyerek övmüş. Al Akhbar, romanı “akıllıca ve derin” bulmuş; Independent Arabia ise “büyüleyici bir fantezi filmi gibi” demiş. Bu benzetmeye bayıldım, çünkü okurken gerçekten bir filmin içinde gibi hissettim. Rai’ Al Youm, eseri “son yılların en zarif anlatılarından biri” olarak tanımlamış; Al Ketaba ise estetik zenginliğini bir tabloya benzetmiş. 

Bugünlerde romanı düşünürken, zürafanın Ümeyye Meydanı’nda yitip gidişi, masumiyetin nasıl kolayca yok edildiğini düşünüyorum. Türkiye’de yaşadığımız bu son bir ayın içinden geçerken, belki bizim de tutunduğumuz tek şey hikâyelerdir. Çünkü hikâyeler, gerçeklerden daha güçlü, daha dayanıklıdır. Onları anlatmaya devam ettikçe, umut da bizimle kalacaktır.

Khalil Alrez, Şam’ın Uykusuz Zürafası, Çeviren: Eyyüp Tanrıverdi, Timaş Yayınları, Nisan 2025, 288 s

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bilim İnsanlarının Yazdığı Bilimkurgu ..Scotty Hendricks
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Helena Schäfer

27 Ekim 2025

Silikon Vadisi Bize Yogayı Sattığı Gib..

Eski moda kapitalistler gibi spor araba koleksiyonları yok, bunun yerine kırsal bölgelerdeki çiftliklerde yaşıyor, sabahları yürüyüşe çıkıp bunun bile reklamını yaparak varoluşsal bir derinlik yanılsaması yaratmaya çalışıyorlar.Stoacı bir ..

Devamı..

Süpermarketler: Çağdaş Edebiyatın Tuha..

Clémentin Rachet

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024