12. Yılı Anısına, Ağbisi, Kâzım Koyuncu’yu anlattı: “Kısacık hayatına birçok şey sığdırdı."

12. Yılı Anısına, Ağbisi, Kâzım Koyuncu’yu anlattı: “Kısacık hayatına birçok şey sığdırdı."


Twitter'da Paylaş
0

Karadeniz Rock müziği ile bize kendini sevdiren, evrenselleşen, hepimizin kalbini fetheden Kâzım Koyuncu’yu, ölümünün 12. yılı anısına onu bir de ağbisi Hüseyin Koyuncu’dan dinledik. Hüseyin Koyuncu, Kâzım Koyuncu ile birlikte yaşadığı yıllardan bize çok güzel anlar, anılar aktardı.
Yaprak Sayın
Belki klasik bir laf olacak ama ben Kâzım’dan bahsederken “Kısacık hayatına birçok şey sığdırdı" demeyi çok doğru buluyorum.

İçimizdeki Kâzım özlemi hiçbir zaman bitmiyor. Özellikle ölüm yıldönümü yaklaştığında içimizdeki burukluk, hüzün artıyor. Tabii ki bu işin duygusal kısmı. Onu her zaman anıyoruz, anmadığımız, onu hatırlamadığımız gün yok. Sanatçı olmasının dışında Kâzım’ın kişiliği, duruşu çok aranıyor, biz onu her zaman arıyoruz. Yaşasaydı birçok şeyi değiştirebileceğine inanıyorum. Ülkemizde bir işi yapmak, hakkıyla yapmak çok kolay değil. Yaşarken sanatsal, kültürel anlamda yaptığı her şeyde çok başarılıydı. Belki klasik bir laf olacak ama ben Kâzım’dan bahsederken, “Kısacık hayatına birçok şey sığdırdı" demeyi çok doğru buluyorum. Karadeniz müziğinde Kâzım yeni bir dönemdi, karadeniz müziğine büyük katkıları oldu. Kâzım müziğine, sanatına çok bağlıydı. Para ve şöhret onun için hiçbir zaman önemli olmadı.

Küçük bir bakkalımız vardı, devrimci arkadaşlarımız dergiler, gazeteler bırakırdı, Kâzım da merak eder, hepsini okurdu.

Kâzım ile aramızda dört beş yaş var aslında ama onun çocuğundan gelen o duruşu, meraklı oluşu, zekâsı bambaşkaydı. Biz hiçbirimiz onun gibi değildik. Kâzım çok gezerdi, çok okurdu, çok araştırırdı. 12 Eylül döneminde Kâzım yedi sekiz yaşlarındayken babam cezaevine girdi. O dönemde hiçbir şeye dahil olmasanız bile bu tarz olaylar yaşanabiliyordu. Babam cezaevine girince Kâzım bize hep sordu: Ağbi babamı neden aldılar? dedi. Biz solcu bir aileden geliyorduk ve Kâzım da onun içinde yetişti. Ve babamın olayıyla da Kâzım'ın merakı iyice arttı. Küçük bir bakkalımız vardı, devrimci arkadaşlarımız dergiler, gazeteler bırakırdı, Kâzım da merak eder, hepsini okurdu. Çok zeki bir çocuktu. Biz kendi aramızda onun için küçük bir devrimci yetişiyor derdik. Kendini çok geliştirdi, çok okudu, çok araştırdı. Bilinçli bir devrimci oldu. Kâzım okuyarak devrimci oldu. Liseyi Hopa’da okudu, daha sonra üniversiteyi İstanbul’da kazandı ve İstanbul’a geldi. Ben Kâzım geldiğinde İstanbul’daydım ama beraber sadece üç dört sene kaldık. Daha sonra ben Hopa’ya geri döndüm. Kâzım İstanbul’da hayatını tek başına kazandı, tek başına devam etti. Üniversiteye bir sene devam etti, babam her zaman okumasını çok destekledi. 

Bir gitarı vardı, çalardı ama hiç söylemezdi, sesini hep gizlerdi. Biz daha sonradan keşfettik Kâzım’ın sesini. Müzisyen olacağı, müzik yapacağı hiç aklımıza gelmezdi.

O zamanlarda İstanbul'a gelmek bir lükstü. Kâzım tüm birikimlerini, aklını kullandı ve üniversiteyi kazanmasını İstanbul’a gelmek için bir köprü olarak kullandı. Beraber kalıyorduk ve koşullar çok zordu. O dönemlerde bekârlara ev bile vermiyorlardı. Ama çabaladık, çalıştık kendimize göre bir çevremiz oldu. Ali Elver ve diğer arkadaşları ile (Grup Dinmeyen) o dönemde tanıştı. Aliler, Kâzımdan beş altı yaş daha büyüktü ama Kâzım çok olgundu ve bir şekilde güzel bir arkadaşlık kurdular. İstanbul’da o dönemde yaşam zor da olsa hayatımızda bu tarz güzellikler de vardı. ’89 1 Mayısı’ndan önce bildiri dağıtıyorlar Topkapıda, Kâzım'ın üniversite dönemleriydi, o sıra yakalayıp cezaevine götürüyorlar. Altı ay kadar cezaevinde yattı. O zamanlar daha müzik pek yapmıyordu. Bir gitarı vardı, çalardı ama hiç söylemezdi, sesini hep gizlerdi. Biz daha sonradan keşfettik Kâzım’ın sesini. Müzisyen olacağı, müzik yapacağı hiç aklımıza gelmezdi. Ama çok zeki olduğu için, çok okuduğu için güzel şeyler yapacağından emindik. Cezaevine girdikten sonra bir şeylerin değişmeye başladığını fark ettik, orada okuyarak kendisini daha da geliştirdi.

Kardeşi Niyazi ile.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir yerlerde çalmaya başladı. İmkânsızlıklar içinde, Ali Elver ile birlikte Grup Dinmeyen'i kurdular. Kâzım o zamanlarda da solist değildi, gitar çalıyordu sadece. 2000’li yıllara geldiğimizde Kâzım tek başına müzik yapmaya karar verdi. Viya! albümünü çıkardı ve süreç öyle başladı. Kalabalık konserler değil, sahnenin önünde on kişi olsun onlarla sohbet edip onlara şarkı söylemeyi çok severdi. Babam ve Kâzım ile ilgili paylaşmak istediğim bir anım var. Babam biz Hopa’ya her gittiğimizde, Kâzım ne yapıyor, neden okumuyor, diye soruyordu. Çünkü Kâzım üniversiteyi bir sene okuduktan sonra bıraktı. Okumak istese o geçen sürede on üniversite okuyabilecek bir çocuktu. Ama o yıllarda müzik Kâzım için daha ağır basıyordu ve bambaşka hedefleri vardı. Maalesef babalarımıza o dönemde bunu anlatıp ikna etmek daha zordu. Aslında babam çok açık görüşlü, aydın bir adamdı ama yaşadığımız çevredeki insanların yaklaşımları nedeniyle bu konular pek rahat konuşulamıyordu. Kâzım saçını uzatmaya başladığında babam duyuyor ve bana neden saçını uzatmaya başladığını soruyordu. Kâzım o dönemde iki sene kadar Hopa’ya gelmedi çünkü babamın tepkisinin ne olacağını bilemiyordu. Aslında babam hiçbir şey demeyecekti sadece çevre baskısından dolayı Kâzım öyle düşünüyordu. Babam bir gün İstanbula benim yanıma geldi, Kâzım yok. Kâzım o zamanlar Grup Dinmeyen’le beraber Galata Kulesinin orada müzik yapıyordu. Babam Kâzım’ı sahnede görmek için çok ısrar etti ama Kâzım babamın geleceğini duyunca babamı müzik yaptıkları yere götürmemem için beni tembihlemişti. Babamın kızmayacağını biliyordum, götürdüm. Kâzım’ı gördü, Kâzım da babamı tanıdı çünkü babam hep şapka takardı. Hemen kucaklaştılar ve babam dedi ki: “Burası sana göre değil.” Ama bir yandan da biliyordu ki oğlu hiç yanlış yapmaz. Kâzım’a çok güvenirdi. O günden sonra Kâzım hep memlekete gelmeye başladı.

Kâzım en çok orkestrasında gayda olsun istiyordu.

Kâzım popüler kültüre karşıydı, sadece kişiliğiyle bu noktaya geldi. Kâzım halkçıydı. Kalabalık konserler değil, sahnenin önünde on kişi olsun onlarla sohbet edip onlara şarkı söylemeyi çok severdi. Ben en çok onun muhabbetini özlüyorum, Kâzım’ın muhabbeti çok tatlıydı. Canı sıkkın olduğunda hiç konuşmaz kendi kabuğuna çekilirdi ama keyifli anını yakaladığın zaman sohbetine doyum olmazdı. Kâzım en çok orkestrasında gayda olsun istiyordu. Çok isteyip de yapamadığı bir tek şey o oldu.

Hüseyin Koyuncu

Kâzım Koyuncu Doğum Tarihi: 7 Kasım 1971, Hopa. Ölüm tarihi: 25 Haziran 2005, İstanbul

Laz kökenli Karadeniz müziği ile Rock'n'Roll müziğinin sentezini oluşturarak kendi müziğini yarattı. Sz yazarı, oyuncu, aktivist. Otuz üç yaşında, testis kanserinin akciğerlerine yayılması sonucunda vefat etmiştir. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR