Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Kasım 2020

Öykü

Bak Herkes Mutsuz

Nilüfer Altunkaya

Paylaş

1

0


Sıradan bir yaz akşamı akıp gidiyordu dışarda. Kahveden çıkınca yüzüne çarpan serinlikle rahat bir nefes aldı.  Gecekondular ile yeni yapılan lüks siteleri birbirinden ayıran sokakta yürümeye başladı. Binalar içinde sıkışıp kalmış, kaldırımları daracık bir sokaktı bu.

İki kadın önünde yürüyordu salına salına. Kumral olan etrafına bakınarak konuşuyordu:

Aman be bu kadar takma Nesrin, bak herkes mutsuz. Evlisi, bekârı... Senin kafan rahat hiç değilse, adamdan kurtuldun, bir de beni düşün, çocukların derdi yetmiyormuş gibi Servet’in hizmeti, iki çeşit yemek yaparsın çorba yok mu der? Valla senin kadar güçlü olsam ben de kapıya koyarım ama bende yok o yürek.

Kadınların muhabbetine kulak vererek yavaşladı biraz. Yürümeye bile gücü yoktu aslında.

Esmer olan arkadaşının söylediklerini duymuyormuş gibi dalgın, dar kot pantolonunun içinde kıpır kıpır sallanan kalçalarıyla yürüyordu.

Ben çok mu güçlüyüm sanki? Mecburum, başka çarem yok; ayakta kalmaya çalışıyorum işte, dedi.

Öyle deme güçlüsün tabii, bak neler başardın.

Kumral olanın elbisesi ne güzel savruluyordu yürürken.

Şu yufkacı açıksa yufka alalım, dedi esmer olan, konudan sıkılmıştı belli ki. İbrahim, merak etti bu kadınların mutsuzluğunu. İyi giyimli, bakımlı kadınlardı. Başka bir dünyaya ait insanların başka dertlerle meşgul olduklarını düşündü.

Kadınlar ara sokağa sapınca onlara dair merakını hemen unutup peşine takılan sokak köpeğini fark etti. Köpek, dizlerinin dibinden sakin sakin yürüyordu.

Demek sen de bu dünyada yapayalnızsın, diye köpekle konuşmaya başladı. Şimdi akan trafiğin kıyısında ikisi de perişan görünen köpek ve adam yan yana daha huzurluydu. 

Adam uzun zamandır görmediği bir dostuyla dertleşir gibi anlatmaya devam ediyor, köpek de onu anlıyormuş gibi ara sıra göz ucuyla bakıyordu.

Sesinde tuhaf bir burukluk vardı adamın. Sesi, uzun zaman sert rüzgârlara maruz kalıp ufalanmış kayaçların kederini taşıyordu. Ucuz tütünün boğazında biriken tortuları ise onu öksürtüyordu. Öksürükle gelen balgamı hırsla tükürüp kaldığı yerden devam etti:

Köpek olmak, insan olmaktan iyidir şu dünyada. Bence sen benden şanslısın. En azından hor görüldüğünü bilmezsin. Çünkü köpeksin. Ama benim ağrıma gidiyor bu sefillik. Sen çöpleri karıştırırken utanmazsın ama ben utanıyorum. Çünkü işim vardı benim. Evime ekmek götürmeye alışkınım. Alışık olmasam neyse. İbrahim derim, kibirlenme de taştan çıkardığın gibi şimdi de çöpten çıkar ekmeğini. Bak oğlanın yaş günü. Borç üstüne borç ekleniyor. Her şeyi tükettik. Eşin dostun yardımlarıyla nereye kadar idare edilir ki? Dilensen koca adamsın, git çalış derler. İş yok desen, size de iş beğendiremiyoruz derler. Derler de derler...

Anlıyor musun, köpek olmak neden insan olmaktan iyidir? Hediyeyi, pastayı bırak bir paket makarnayla bayram etti gariplerim.  Adem’den borç aldım gene, ses etmedi sağ olsun. Dert etme sen abi, geçer bugünler, dedi. Dert etmemek mümkün mü? Çocuklar açken uyku tutar mı adamı? Tutmuyor. Ah köpek kardeş benim geceler hep karabasanlarla dolu. Gündüzleri hiç sorma. İşçi bulma kurumunun önünde aylardır bekliyorum. Çalmadığım kapı kalmadı be köpek.

Sen de mi inanmıyor musun bana? Hadi Ayşe iyice yüz çevirdi, kadın kısmı çabuk pes eder. Gerçi garibim çok sebat etti. Hele çocuklar...

Ağlamaklı oldu yine. Sustu. Ahmet’in yüzü geldi gözlerinin önüne.

Zayıfladı oğlan iyice biliyor musun? Baba yaş günüm ya bugün kola alsana bana, dedi. Oğlan benden yaş gününde hediye, pasta, oyuncak değil de kola istedi. Duyuyor musun beni?

Ayşe’nin dalıp gittiği uzaklardan boş boş bakışlarını hatırladı. Yüzü artık kaskatı bir yumruk gibiydi karısının. İbrahim onun ne düşündüğünü anlayamaz olmuştu.

Tamam oğlum, ben bir kahveye uğruyayım, kola alır gelirim, diyebilmişti kekeleyerek.

İbrahim aylardır içinde şeytanla boğuşuyordu sanki. Oysa inanırdı Allah’a. Allah deseydi ki, bak İbrahim bütün bunlar bir sınav, sen de tüm sınananlar gibi ödülünü alacaksın. Allah’a inan ve sabreyle. Her şeyin bir nedeni var elbet, elbet Allah’ın bildiği vardır, diye düşün. Düşün ki o gökleri ve yerleri yaratandır, senin dualarını duyup sırt çevirmez. Bu dünya sınavından hakkıyla geçenleri bekleyen cennette açlık da yok, işsizlik de...

İbrahim, cenneti napayım ben şimdi çocuklarım açken, diye düşünürdü. Tövbe tövde derdi sonra, içindeki şeytanı kovmak için hemen üç kuluvallah, bir elham okurdu.

Caddenin kıyısında köpek ve adam böyle yürürken, şeytan da belki onlarla yürüyordu. Belki İbrahim’i çağırıyordu yanına.

İbrahim artık köpeğin de onu dinlemediğini anladı. Köpek usulca başka yöne gitmişti çoktan. Yorgundu, başı ağrıyordu. Midesi acı çeken başka bir hayvan gibiydi gövdesinde. Susmak bilmiyordu. Sonunda marketten kola, kraker ve birkaç tane gofret aldı. Marketle ev arasındaki aynı yolu dönerken kimseyle konuşacak bir şeyi kalmadığını anladı. Böyle suskun yürüyüp eve vardığında Ahmet’le Serpil’in çocukça bir sevinçle kapıya koştuklarını duydu. Onlar elindeki poşeti alıp annelerine seslenirken İbrahim usulca kapıyı çekti. Tekrar caddeye çıktı ve bu kez ters yöne doğru yürümeye başladı. Hava soğumuştu ama hissetmiyordu. Artık kararını vermişti. Ana caddeden çevre yoluna açılan kavşağa geldi. Bu hareketin ve uğultunun içinde vızıldayan bir sinekti yüreği, konacak yer bulamıyordu.

Sağ omzundaki melek sorsaydı bugünkü amelini, meleğe yaptığı hesapları, içinden çıkamadığı borçları, aylardır yüzüne kapatılan kapıları, işsizliğin uzun sabahlarını anlatırdı. Yazmayı bırak benim amelimi artık, çocukları açken uyuyamayan babaların ameli olmaz, derdi, bir de küfür savururdu. Belki melek korkar, bakakalırdı; sen bu kafayla cennete zor gidersin İbrahim, derdi melek. Cennet senin olsun, derdi İbrahim.

Üst üste tövbeler çekerek aklını kaçırdığını düşündü ama bunun da bir önemi yoktu artık.

Suyun ve ateşin birbirine kavuştuğu yere varmıştı. Bunca çabadan, çırpınıştan, bunca emekten sonra.

Demek ki böyle yazılmıştı kaderi, yapacak bir şey yoktu o zaman.

Arabaların vızıltısına aldırmadan karşıya geçti. Benzinliğe yönelmiş arabaların arasından süzüldü. Sonunda çalışanlardan birine; bir bidon benzin alacaktım, diyebildi. Çocuk; araba yolda mı kaldı amca? diye sordu.

Evet evet.

Yakınlarda mı? 

Anlamadan baktı bir süre.

Araç yakındaysa ben sana iki litre veririm, işini görür.

Tamam, diyebildi. Heyecanlanmıştı.

Bir uzun korna sesiyle yerinden sıçradı. Sinirle kornaya basan kumral kadın yolundan çekilmesini bekliyordu. Kadının elbisesini tanıdı. Yeşilin üstünde serpiştirilmiş allı güllü çiçekleri seçebilmesine şaşırdı. Bak herkes mutsuz, diye düşündü. Benzin almak için yanaşan araçların önünü kapattığını anlayınca hızlıca çekildi kenara. Sırasını bekledi.

Sonunda bunu da halletmişti işte. Şimdi kendine uygun bir yer bulmalıydı. Elindeki bidonla daha da tuhaf görünüyordu. Ağır aksak yürürken cebindeki çakmağı kontrol etti.

İşte böyle cesur ol İbrahim, dedi gururla. Halinden memnundu. Bir ferahlık ya da yolun sonuna gelmiş olmanın huzuruyla hafifledi yüreği. İnsan kendini atacağı ateşi kendi yakabilirdi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024