Binaların Gizli Yaşamı

Binaların Gizli Yaşamı


Twitter'da Paylaş
0

Marc Yankus 1990’ların sonlarından beri binaların fotoğraflarını çekiyor olsa da kendisini mimari fotoğrafçı olarak görmüyor, zaten çekim teknikleri de bir mimari fotoğrafçınınkine pek benzemiyor. Fotoğrafçılar perspektifteki bozuklukları önlemek için özel lensler kullansa da Yankus bu etkiyi dijital yollarla sağlıyor. Metotlarıyla ilgili söylenebilecek tek şey de bu. Ona göre perspektifteki sırları çözmek “işin gerekliliklerinden”, bu sürecin gizemini sürdürürken fotoğrafların yanıltıcı ruhu için önemli bir konu. Yankus binaların etrafındaki alana kum rengi bir doku ekleyerek arka planının geri plana çekilmesini ve soluklaşmasını sağlıyor, böylelikle binaları başka şeylerden ayrı bırakıyor. Bu teknik, onun Manhattan sokaklarında yürürken birdenbire öne doğru eğilen ve “onunla” konuşan binalarla yaşadığı deneyimi yansıtıyor. Bu anlardan birini, “Binanın etrafındaki her şey yok oluyor ve bina sabit olmayan bir izdüşümü halini alıyor, bunu hissedebiliyorum,” diyerek anlatıyor. “Tuğlayı hissedebiliyorum, binanın sertliğini ve köşelerini hissedebiliyorum.” Bu hissi elde edince telefonuyla hemen bir fotoğraf çekiyor ve binanın adresini yazıyor. Sonra aynı gün, tuğlaların en iyi aydınlandığı anda oraya tekrar dönüyor. Binanın doğu tarafını öğleden sonra, batı tarafını ise sabahtan fotoğraflamayı tercih ediyor. Fotoğraflarının çoğunda insanları siliyor: “İnsanlar yapıya, tek parça bloğa, heykele ve soyuta verilen dikkati dağıtıyor.” Dahası, içinde gözüktükleri fotoğrafı tarihlendiriyor. Yankus ise fotoğrafa bakan kişinin zamandan ayrılmasını istiyor.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Marc Yankus, The Paris Review)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR