Ülkemde insanlar kraliçenin ölümüne üzülürken yetmiş yıllık mesleğini, “Süper sürdürdü, kabul edelim,” diye överek işlediği insanlık suçlarını meslek gerekliliği başlığı altına toplayıp hafifseyen bu güruhun içinde okumuş etmiş insanların olmasını sadece ben yadırgıyor olamam herhalde.
Seksenine merdiven dayamışken nihayet kral unvanı alan Charles’ın, anasının kabuğunu terkinden emin olur olmaz kimseye çaktırmadan odasına gidip tüm kapı ve pencereleri kapadıktan sonra burnunu yastığa gömüp hüngür hüngür ağladığını hayal etmeye çalıştım. Çocukluğunda babasından ciddi baskı gören, ince ruhlu Charles’ın askerî okulda yaşadıklarını Netflix'in Crown dizisini izleyenler bilir. Diziyi seyrederken şunu düşünmüştüm: Evladına karşı bu denli gaddar olabilen tipler, bize neler yapmaz… Ellerine düşmediğimiz için şanslıyız. Ancak ellerine düşenler oldu, biliyorsunuz.
Sömürgeciliğin en vahşi ve acımasız yüzünü bu aile gibiler sayesinde gördük. Sistem değişti, her şey eskide kaldı, demeyin. O; insanın en derinindeki yeri ele geçiren acıklı his, bir yerlerde hâlâ yaşıyor. Normal kabul ediliyor. Geleceğin bir diğer kral adayı ve yeni Galler Prensi William’ı, bir taht üstünde omuzlarında taşıyan Jamaikalıların fotoğrafı 22 Mart 2022 tarihine ait. Aşağıda hissetmek, ikinci sınıf vatandaş olmayı kabul ederek içselleştirmek nasıl bir his ve nerede insan buna teslim oluyor, normal kabul ediyor?
İşte bu noktadaki eksiğimizi, zihnimizi açtıkça kalbimizi sıkıştıran ve aklımızdan hiç çıkmayan eserleriyle tamamlıyor bazı yazarlar. Bu yazarlardan en önemlilerinden biri, 2021 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Abdulrazak Gurnak. Gurnak’ın İletişim Yayınları etiketiyle 2016 yılında yayımlanan Terkediş adlı romanı, Martin Pearce adlı bir İngiliz ile Rehanna isimli yerli kadının aşkını anlatıyor. Okurken en ilgimi çeken şey, üç İngiliz’in Afrika ve Zanzibar hakkında konuştuğu bölüm olmuştu. Romanın en kötü karakterlerinden emperyalist Burton, İngiliz sömürgelerinde yaşayan tüm yerlilerden nefret eder. Onlara ırkçı nefretini kusar. Frederick ise onları aşağılar. Dışarıdan daha yumuşak görünse de hisleri Burton’la aynıdır. Sömürgeciliği savunurken, “Biz olmasaydık bu zavallılar zaten kendilerini yönetemeyecek ve haliyle gelişemeyecekti. İyi ki varız. Sayemizde medeniyetten bir şeyler öğreniyorlar. Yüce davranışımızı sürdürelim, onlara yardım edelim. Gelişsinler,” tarzında düşüncelerini yansıtırlar. Martin kurgu gereği iyi karakter olduğundan bir süre sonra Batılıların, yaptıklarının kötülüğünü anlayacağını düşünür. Ancak o bile bir süre sonra güzel Rehanna’yı terk ederek ülkesine dönecektir. Müslüman bir çevrede, bir İngiliz’le evlenerek adını kirleten kadını tek başına, hamile bırakmak ise en büyü kötülüklerden biridir.

Sosyal Medyaya Şuursuz Duygularını Faş Etmenin Hafifliği
Tüm bunları bilse bile nedenini anlamadığım bir şekilde bazı insanlarda bir kraliyet ailesi aşkıdır sürüyor. Ülkemde insanlar kraliçenin ölümüne üzülürken yetmiş yıllık mesleğini, “Süper sürdürdü, kabul edelim,” diye överek işlediği insanlık suçlarını meslek gerekliliği başlığı altına toplayıp hafifseyen bu güruhun içinde okumuş etmiş insanların olmasını sadece ben yadırgıyor olamam herhalde. İki dakika vicdanlarının sesini dinlemek yerine, sosyal medyaya şuursuz duygularını faş etmeleri, sadece benim gücüme gidiyor olamaz, değil mi? Bu nasıl bir kör hayranlıktır? Mavi kan kategorisiyle herhangi bir farkları olmadığı halde tüm insanlardan ayrılan bu sınıfın, sahte olduğu kadar planlı ve gerçeklik algısını eğip bükerek arzu nesnesi yaratan yaşam biçimlerine ve bundan kazanç elde etmeye yönelik davranış kalıplarına kanmak: Hâlâ ve hele bu devirde! Kendi içlerinden de olsa, bakınız Prenses Diana, hoşlarına gitmeyen ve planlarına uymayan en ufacık harekette, gözünün yaşına bakmadan yuvadan atılan kuşların kanının bir anda kırmızıya ve kaderlerinin sömürgelerde yaşayanların trajik hikayelerine evirilmesi? Burada da mı anlayanlar için bir ibret yok?
Yazımın başında “Charles odasına koşup siniri bozuk bir şekilde ağlamış mıdır?” diye sormuştum. Biraz evvel bir video izledim*. Kral III. Charles, annesi öldükten sonra ilk imza gününde... Masadaki kalem seti önünde duruyor ve hareketlerine engel oluyor diye saraydaki köleleri pardon yanında çalışanları bir el işareti ve mimikler yardımıyla fırçalıyordu. Nerede annesinin sahte nezaketi, nerede “her şey benim, hepiniz benimsiniz” ruh halinin sızdığı anlık boşlukların sinsi nobranlığı. Çocukluğu ve gençliğinden bugüne, daima eleştirilen, ezik ve mızıldanan karakter olan Charles’a sömürge imparatorluğunun şeytani tahtında mutluluklar diliyorum. Cehennem sırası herkese gelecek nasılsa.
* https://www.cnnturk.com/video/dunya/kral-3-charlesin-yardimcisini-uyardigi-goruntuler-sosyal-medyada-viral-oldu






