Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Temmuz 2021

Roman

Göz Kırptıklarımız

Özlem Akıncı

Paylaş

0

0


Yoksulluğu, emeği, emeğe verilen değeri, ölümü, yaşamı kapsayan muğlak ve geniş bir alanda geçen kitabı (1947) son on yılda üç kez okumuşum.

Elio Vittorini romanın sonuna eklediği notta, “ Bu küçük kitaba Ölüm Üstüne Bir Konuşma, ya da tam tersine Yaşamanın Önemi adlarını da verebilirdim, ” diye yazarak bir açıklama yapma gereğini niçin duymuş olabilir. Okurun dikkatini yaşam ve ölüm gibi uçsuz bucaksız iki konudan kaçırmayı düşünmüş olabilir mi. Bilemeyiz, belki. Kitabı her okuyuşumda ne ölüm ne de yaşam bu hikâyede birincil değilmiş gibi geliyor bana. Her ne kadar hikâyenin karakterlerinden birisi olan Katransurat ölmeden önceki son gecesini yaşamı iliklerinde hissettiği bir yoksul sofrasında geçirmiş olsa da; Fil diye söz edilen Büyükbaba aileye yük olmaya başlayacak kadar yaşlanmış ve yaşayanlara düşen ekmek payını azaltıyor olsa da bu hikâyenin kalbi başka. Çünkü asıl önemli olan iki karakterin yaşamla ölüm arasında birbirlerine göz kırpması. Evet, göz kırpması. Kitabın orijinal adı da Il Sempione strizza l’occio al Frejus, Türkçesi Semplon Frejus’a göz kırpıyor zaten.

“Göz kırpmak” benzer frekansla titreşen kişiler arasındaki görünmez bağı anlatabilmek için seçilmiş çok yerinde bir benzetme. Onlar ki  birbirlerini her yerde tanırlar, göz göze geldikleri anda aralarında sebepsiz bir yakınlık olur ansızın. Konuşmayı sevmeyen birisi bir bakarsınız şehirlerarası bir otobüste yanında oturan kişiye hayatını anlatıyor. Büyük ihtimalle yolları bir daha hiç kesişmeyecek olsa da, o engellenemez yakınlık nasıl olmuşsa olmuş birdenbire, çabasız bir akışla kuruluvermiştir.

Bu kesişme çoğu zaman hiç de boşuna olmaz. İki yabancı birbirine öyle şeyler söyler ki, bazen, yol değiştirtir, başka seçim yaptırır, yüzde yüz emin olunan bir inanç neler olduğunu anlamadan yerle bir olur. Esas olan o birlikte geçen zaman aralığında yalnızlığımız bir süreliğine yok olur.

elio vittorini

Zaman ve mekân net olarak belirtilmemiş olsa da, yoksulluğun dibe vurduğu bir dönemde geçiyor  hikâye, kimsenin masadan doyarak kalkmadığı, sadece ekmek tüketilen zamanlarda. Öyle ki ekmeğin yanına çayırdan çimenden topladıkları bedava yabanî hindibadan başka katık yok. Üstelik sadece bir gün de değil, her gün böyle. Hani ailede bir kişi eksik olsa ekmeğin yanına ayda bir et ya da hamsi alabilme imkânı doğacak. Nasıl da ürkütücü bir düşünce bu böyle. Bugünün bolluğundan bakınca anlaması hiç de kolay değil. Üç nesilin birlikte yaşadığı o evde kim fazlalık olabilir ki. Hikâyenin merkezindeki büyükbaba dev gibi bir adam ama konuşmaktan çoktan vazgeçmiş artık. Duymaktan da. Belki sadece işine geleni işiten birisi olmayı seçmiş de olabilir, bilemiyoruz. Bedeninin yükünü ellerine, ellerini bastonuna yaslayıp bütün günü hareket etmeden geçiriyor. Kızının ağzından onu dinliyoruz. Babasını ‘fil’ e benzetirken bir yandan yüceltir yere göğe sığdıramaz. Bir zamanlar nasıl da fil kadar güçlü, ağırbaşlı, sabırlı, korkusuz ve soylu olduğunu söyler. Öbür yandan da kızgındır. Daha ilk sayfadan şikayet eder. Düşüncesinden rahatsız olsa da, öyledir, ekmek kimseye yetmezken ve çocukları açken, Büyükbaba hâlâ günlük ekmek stoğundan pay almaya devam eden doymak bilmeyen yaşlı, dev gibi bir adamdır.  O bir fildir.

Kitabın Türkçesine adını veren alegorik anlatım ‘fil’ üzerinden yürür. Fillerin öfkesi, sakinliği, kızgınlığı, ölümü hissettiği vakit , günlerce aylarca yürüyüp fil mezarlığı araması, bulduğunda ölmesine kadar her şeyi, dünyada ona benzeyen her şeyi kapsar. Bu kapsama birbirlerini nerede görse tanıyan fillerin ortak özelliklerinin bütünüdür.

Kitaptaki öbür karakter ise Katransurat. Büyükbabayla yolu kesişecek olan öbür fil yani. Konuşabilmenin yolunu çocukluğundan beri hayvan büyücüsü olmak isteyerek ve kavalıyla öyle bir hava yakalamak istediğini söylerken kendisi gibi olan fillerle bir bağ kurma arzusunu anlatmak ister.  “Aslında büyücülük demek, doğru havayı bulmak demektir. Yılan oynatıcılarını bilir misiniz? Çıngıraklı yılan için çaldıkları hava başkadır, kobralar için çaldıkları başka. Her yılana göre bir hava vardır.” “Peki senin aradığın hava ne için olacaktı?” “Filler için tabii...İstiyordum ki, bambaşka, öbürlerine benzemeyen bir hayvan için bir hava bulayım.”  Çünkü Katransurat’ın dediği gibi, “Bu dünyada gerçekten konuşabileceğin insan o kadar az ki,...Kimse kimseyle doğru dürüst konuşmuyor aslında. Oysa ben birtakım sınırları aşıp konuşmak istemişimdir hep.” ( s 75)

İşte bu uzun hikâye Katransurat’la Büyükbaba’nın birbirlerine göz kırpmasını anlatıyor. Yolları Büyükbaba’nın evindeki yoksul sofrada kesiştiğinde ve Katransurat kavalını üflediğinde,  çıkan sesi herkes duyar ama sadece bir kişi anlar. O hiçbir şey duymayan, görmeyen Büyükbaba kavalı dinledikten sonra ne yapması gerektiğini anlar, mesajı alır. 

İşte böyle etkileyici bir uzun öykü, Fil. Tadına varmak için kendine bakmak gerekiyor. Zaten Elio Vittorini de kitabın sonuna yazdığı nota bir de şunu eklemiş; “Okurlarım anlattığım olayların sonunda ‘kıssadan hisse’ çıkarmaya alışmışlardır. Bu sefer işler değişiyor. Eğer bu hikâyeden alınacak bir ders varsa, o da kişilerin kendilerindedir, başlarından geçen olaylarda ya da davranışlarda değil.” 

Yoksulluğu, emeği, emeğe verilen değeri, ölümü, yaşamı kapsayan muğlak ve geniş bir alanda geçen kitabı (1947) son on yılda üç kez okumuşum. Elimdeki baskı Helikopter’in 2011 birinci baskısı. Kitabı hatırlamamı, yeniden elime almamı ve hakkında yazmamı sağlayansa buna benzer bir karşılaşmayı yakın zamanda yaşamış olmam. Bazen göz kırpışıyla kavalın sesini duymak arasında yıllar yıllar geçmesi gerekiyor. Elbette fil olmak şart değil burada. “Her şey olabiliriz, kaplan, köpek, pire, domuz, dağ, ırmak, mantardan küçük peri...İri yarı olmuşuz, ufak tefek olmuşuz fark etmez. “ (s 78 ) 

Elio Vittorini, Fil, Türkçesi; Gönül Çapan, Helikopter Yayınları, Ocak 2011

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Solgun Bir GülŞükrü Erbaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

C. Schwöbel-Patel

29 Eylül 2025

Rosa Luxemburg’un Kızıl Ekolojisi

Luxemburg’un ekoloji hakkındaki yazıları, politik ekonomi alanındaki çalışmalarının aksine, uzun bir süre hak ettiği değeri görmedi.Devrimci, anti-kapitalist ve anti-emperyalist düşünür Rosa Luxemburg’un ismi genellikle kırmızı güllerle ya da sosyalizmi ve işçi harek..

Devamı..

Zülfü Livaneli’yi Neden Okumalıyız?

Mehmet Dinç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024