Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Nisan 2020

Edebiyat

Bir Adım Geriye Freud: Edebi Kurgu En İyi Terapi

Salley Vickers

Paylaş

4

0


Kurgu, sosyal izolasyonu yıkar ve aidiyet hissini yaratır.

Benim üniversitede edebiyat öğretmeniyken söylediğim sözlerden biri de şuydu: “İyi bir roman sadece bizim anlayışımızı geliştirmekle kalmaz, daha da önemlisi, o bizi anlar.” Daha sonraları psikoanaliz eğitimimi alırken birinin, insan psikolojisinin inceliklerini Freud, Adler ya da Jung’dan ziyade edebiyattan daha çok öğreneceğini iddia ederek öğretmenlerimi kızdırıyordum. Bu, psikolojinin önde gelen bilgelerini küçümsemek için değildi ancak yıllarca edebiyat öğretmek, kurgunun bilinçdışımızın saklı girintilerinin aydınlanmasında teorinin koz olarak kullanıldığına beni ikna etmişti.

Okumanın iyileştirici etkilerine dair henüz bir kanıt yok. The Reader Organisation’ın düzenlediği The Shared Reading projesi, grup hâlinde okumanın özgüveni ve özsaygıyı önemli derecede artırdığını, sosyal ilişkiler inşa ettiğini, ufku genişletip insanlara aidiyet hissi kattığını söylüyor (bu organizasyonda psikolojik problem yaşayan insanlar bir araya getiriliyor.) Kronik yalnızlık ve izolasyon, şimdilerde sosyal sorunların yerine geçiyor ancak bu sorunları iyileştirmede rol alan bir kitap için bu okuma gruplarından birinin parçası olmak gerekmiyor. JD Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar’ında kurnaz ve yabancılaşmış Holden Caulfield’in dediği gibi “Beni gerçekten çaresiz bırakan şey bir kitabı okumayı bitirdiğimde, yazarının yakın arkadaşı olup onu istediğim zaman arayamıyor olmam.” Bence birçoğumuz bazı kitapları yakın arkadaş olarak sayabiliriz. Ve hiçbir şekilde temel düzeyde okumanın bizi eğlendirerek fayda sağlaması dişe dokunmaz bir katkı değildir. “Eğlendirmek”, “izin vermek, değer vermek ve misafir olarak kabul etmek” anlamına gelir ki kitaplar, sosyal izolasyonu bozabilir ve bozar da—Caulfield’in de dediği gibi okuru bir parçası olacağı hayalî dünyaya davet ederek. Kurgusal bir toplumun içerisine çekilmek, gerçek toplumda yer alma ödüllerinin birçoğunu teşvik ediyormuş gibi gözüküyor: diğer faydaların yanında, benlikten uzaklaşmayı teşvik eder ancak hiçbir şekilde gerçeklerden kaçmaz. Kendi kişisel egomuzun kozasından dışarı çıkmak özgürleştirici bir deneyim ve kelimelerle başka bir evrene giriş yapmak daha güvenli olabilir ya da pratikte mümkün – yaş almış, hapsedilmiş veya duygusal açıdan hassas kişiler için fiziksel temas gerektirmeyen bir yol olabilir.

Kurgusal olanlar şaşırtıcı bir şekilde sıkça bizleri sevse de diğer insanları teşvik eden engin bilginin edebî bir manzara ile karşı karşıya kalındığında daha faydalı olduğundan emin değilim. İşte edebiyat tarafından verilen bu “anlayış” iyileştirici bir şeye dönüşüyor. Tolstoy’un Anna Karenina’sının açılışındaki “ Bütün mutlu aileler birbirine benzer; ama her mutsuz aile kendine özgü bir mutsuzluğa sahiptir,” sözü, ailelerden daha fazlasını anlatır. Tüm mutsuz insanlar da kendi biricik mutsuzluklarını yaşarlar. Bunun nedeni kendini açığa vurmak hiç kolay değildir; kendini anlayış ve buna dair kelimeler pek bulunmaz. Ancak kurgusal duyarlılıkların kavranmasında yardımcı olabilir.

Charlotte Brontë’nin Geçmişin Gölgesinde Villette’sini örnek alalım. Kahramanı, duygusal olarak bastırılmış Lucy Snowe – sade, yalnız, kızgın ve çaresizce başarılı olmak için çırpınan—bir Belçika okulunda İngilizce öğretmenliği yaparken yalnızlıkla geçen haftaların sonucu olarak acı veren bir çöküntüden mustariptir. Kendi profesyonel bilgilerimden yola çıkarak, Brontë karakteri muazzam bir doğrulukta anlatmıştır diyebilirim; yazarın kendi deneyiminin derinliğini okura iletmekle kalmaz, aynı zamanda benzer ıssızlıktan, sıkıntılı dönemden geçmişlerle objektif bir bağ kurarak aslında bu dünyada yalnız olunmadığını anlatmada rol oynar. Benzer bir şekilde, ailede uyuşmazlıklar yaşamış ve yabancılaşmanın yaralayıcı deneyimlerine sahip herkes Kral Lear’da veya Marilynne Robinson’un Home’unda bu alakayı bulabilir.

Belki de daha şaşırtıcı ve radikal bir şekilde, bir kitapta kendimizin gölgede kalmış yönlerini keşfedebiliriz, hatırlamakta ya da anlamakta güçlük çektiğimiz yönler... Çok azımız kendimizi potansiyel bir katil olarak hayal etmiştir. Ama Suç ve Ceza’yı okumak, cinayete teşebbüste haklı olduğunu düşünen Raskolnikov’un işkence görmüş bilinçdışına girmemize yetmeyebilir ya da onun ıstıraplı cezasıyla empati kuramayabiliriz. Dostoyevski, karakterinin örneğiyle beraber idrak etmede fazla savunucu olabileceğimizi açığa çıkarıyor: bizim uygarlaşmış benliğimiz, ölümcül bir cephaneyi, potansiyel gaddarlığı halının altına süpürebilir ve bu ideoloji uğruna öldürmeyi aklayanlar, inandığımız kadar yabancılaşmış olmayabilir.

Özetle, okumak her zaman mevcut acıdan bir kopuş ya da ayrılma değil, aynı zamanda evrenimizi, sempatimizi, bilgeliği ve deneyimi genişletir. Diğer bir varlığın, cinsiyetin ya da cinsel oryantasyonu farklı olan birinin, sosyal grubun, politik görüşün veya dini mezhebin bilinçdışına giriş yapmak, dar görüşlülükten ve sabit fikirlerden vazgeçemeye önayak olur. Endişelerimizin artması tarihte başka bir döneme ya da başka bir yere gitmeyi gerektirebilir. Eğitim, insanoğlu tekrarlamaktan yorulmadığı sürece, başka bir faydaya işaret eden bir önderlik sürecidir: daha önce bilinmeyen bir yeri okuyarak öğreniyoruz.

(The Guardian)

Çeviren: Gizem Erkol

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Oggito'da 2018'de En Çok Okunan 10 İçe..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sam Leith

21 Ekim 2025

Dan Brown’dan Sırların Sırrı

Baştan sona saçmalık… Dan Brown’ın şifre kırma konusunda kendini kanıtlamış kahramanı Robert Langdon, yeraltı laboratuvarları ve bilincin doğası üzerine yeni düşünceler içeren başka bir komplo teorisi romanıyla raflardaki yerini aldı.Nihayet döndü. Dan Brown’ın son on yıl..

Devamı..

Beyaza Beyaz: Anlam Patikalarının Kırı..

G. Z. Tunçok

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024