Hangi Tür Romanları Niçin Okumalıyız?

Hangi Tür Romanları Niçin Okumalıyız?


Twitter'da Paylaş
0

Anlatımı yoğun edebi romanlar okumayı alışkanlık haline getirenlerin algısı daha kuvvetliyken popüler romanlar okuyanların algısının daha zayıf olduğu gözlemlenmiş.

Gillian Flynn’in beyazperdeye de uyarlanan Kayıp Kız romanı 2012’de yayımlandığında, Flynn’in sürükleyici hikâyesi için “gerilim romanı değil, edebi gerilim romanı” denmesi Amerika’daki yayıncılarda ve kitabevlerinde tartışmalara neden olmuştu. Çığırından çıkan şiddetli bir evliliği anlatan romanın “edebi” kategorisine girebilmesinin nedeniyse Flynn’in yalnızca hikâyenin olay örgüsünü değil, aynı zamanda karakterlerin iç dünyasını da özenle işlemiş olmasıydı. Aslında bir romanı kategorize etmek oldukça zor. Kurmaca, insanın zihninde hayal ederek oluşturduğu, gerçek dünyadan farklı bir dünya yaratma işi elbette. Ancak konu romanlara geldiğinde kategorilere ilişkin tartışmalar baş gösteriyor. Konuyla ilgili Amerika’da yayımlanan birçok makalede ayrımın “genre fiction” (tür kurmacası) ve “literary fiction” (edebi kurmaca) olarak yapılabileceği yazılmış. Sözü edilen “tür kurmacası”, konularına göre başlıklara ayırabileceğimiz, anlatımdan çok hikâye odaklı romanları içeriyor. “Edebi kurmaca” ise anlatımı yoğun, edebi içeriği güçlü romanlar diyebiliriz. Huffington Post’tan Steven Petite, “Bazı romanları polisiye, korku, romantik, fantastik, bilimkurgu gibi birçok alt kategoriye ayırmak mümkün. Ancak edebi romanları sınıflandırmak çok daha zor,” diyor ve ekliyor, “basit bir şekilde açıklarsak, herhangi bir türe ait olmayan metinlere edebi roman diyebiliriz.” Kendilerini gerilim, macera, polisiye ve benzeri türlerde hikâyeler yaratma sanatına adamış kimi kurmaca yazarları, hikâyeyi baltaladığı için metindeki edebi üstünlüğe karşı çıkıyor. Öte yandan, bu kategorilere ait romanların edebiyata katkı sağlamaktansa yalnızca birer pazarlama ürünü olduğuna ilişkin tartışmalar da yıllardır sürüyor. Ancak Amerika’da sosyal araştırma okulu New School’daki akademisyenlerden David Kidd ve Emanuele Castano’nun yürüttüğü yeni bir araştırma tartışmaları yeniden alevlendirdi. Yapılan çalışma, “edebi” etiketi taşıyan romanların, okurlara çok daha özgün faydalar sağlayabildiğini söylüyor.

Okudukları kitaplar arasında edebi romanlar çoğunlukta olan okurların diğer insanların duygularını algılamada daha başarılı olduğu görülüyor.

Çalışmada binden fazla katılımcıya öncelikle “yazar tanıma testi” uygulanmış. Bu aşamada katılımcılar, birçok tür kurmacası ve edebi kurmaca yazarının bulunduğu listeden tanıdıkları, okudukları yazarları seçiyor. İkinci aşamada ise “gözlerden zihin okuma testi” uygulanmış. Bu aşamada katılımcılara, kendilerine gösterilen fotoğraflardaki yüz ifadelerinin hangi duyguları yansıttığı soruluyor. Sonucunda edebi roman farkındalığı ile duygusal zekâ arasında pozitif korelasyon olduğu gözlemleniyor. Katılımcıların empati kurma düzeylerinin de incelendiği çalışmada, okudukları kitaplar arasında edebi romanlar çoğunlukta olan okurların diğer insanların duygularını algılamada daha başarılı olduğu görülüyor. Araştırmaya ilişkin Guardian’da yayımlanan raporda Kidd, “Yaptığımız araştırmada kurmaca okumanın insan zihninin işleyişine katkıda bulunup bulunmadığı sorusuna odaklanmıştık. Ve katkısı olduğuna dair kanıtlar bulduk. Anlatımı yoğun edebi romanlar okumayı alışkanlık haline getirenlerin algısı daha kuvvetliyken sıklıkla popüler romanlar okuyanların algısının daha zayıf olduğunu gözlemledik,” diyor.

Edebi kurmacanın farkı burada ortaya çıkıyor. Çünkü bu romanlar gerçeklerden kaçmanızı değil, gerçek dünyayı daha iyi anlamanızı sağlıyor.

Huffington Post yazarı Petite konuyla ilgili yazısında şöyle diyor: “İnsanların tür kurmacası okumasının temel sebebi sürükleyici bir hikâyeyle eğlenmek ve gerçek dünyadan kaçmak. Edebi kurmacanın farkı burada ortaya çıkıyor. Çünkü bu romanlar gerçeklerden kaçmanızı değil, gerçek dünyayı daha iyi anlamanızı sağlıyor ve yarattıkları duygusal tepki çok daha sahici. Evet, birçok çoksatar kitap yazınsal anlamda noksan ve daha çok tür kurmacası kategorisinde. Ancak elbette bu, tür kurmacası yazan tüm yazarların yavan eserler ortaya çıkardığı anlamına gelmiyor. Stephen King, Thomas Harris, Michael Crichton, Neil Gaiman, George R.R. Martin ve diğer birçok yazarın oldukça iyi birer yazın dili var ve yazdıklarıyla insanın nefesini kesebiliyorlar. İnsanları oldukları yerden alıp kendi kurmaca dünyalarına çekebiliyorlar. Ancak günlük hayattaki deneyim ve sıkıntılar vasıtasıyla gerçeğin içinde kalmanızı sağlayarak duygusal dünyanızda unutulmayacak bir tecrübe yaşatıyorlar mı? Benim fikrime göre hayır. Tür kurmacası yazarlarının çıkardığı en iyi iş, eğlence ve kaçış olabilir. Öte yandan David Foster Wallace, Jonathan Franzen, Haruki Murakami, Cormac McCarthy, Zadie Smith, Don DeLillo ve daha pek çok çağdaş yazar ile Hemingway, Fitzgerald, Faulkner, Joyce gibi 20. yüzyılın büyükleri okura çok daha farklı bir açıdan dokunuyor. Gerçeklerden kaçmaktansa tam olarak gerçeğin içine sürüklendiğiniz bir açıdan ‘ciddi’ bir kitabın üstesinden gelmenin hazzını veriyorlar. Bu etki bazen günlerce, aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor, ta ki roman sizi aynı büyülü tecrübenin içine geri çekene dek.”

Karakterler edebi romanlarda bize meydan okurken, popüler tür romanlarında hikâyede ne olup bittiğini bir an evvel anlamamız için kullanılıyor.

Akademisyenler, araştırmanın sonucunun yanlış anlaşılmaya mahal vermemesi adına edebi romanların diğerlerinden üstün olduğuna ilişkin bir iddiada bulunmadıklarını özellikle belirtmiş. Kidd konuyla ilgili, “Bu, popüler tür romanlarını okumak keyifli olamaz ve yararlı değildir, demek değil. Keyifli ve yararlı olduklarından şüphemiz yok,” diyor. Castano ekliyor: “Söylemek istediğimiz yalnızca şu: Bir hikâyeyi anlatmanın farklı yolları var ve bu yollar sosyal gerçekliği anlamamızda farklı etkiler yaratabiliyor. Karakterler edebi romanlarda bize meydan okurken, popüler tür romanlarında hikâyede ne olup bittiğini bir an evvel anlamamız için kullanılıyor. Bunlar da sosyal dünyayı, kültürel ve ulusal kimliğimizi öğrenme şeklimizi etkiliyor.” Elbette herkes dilediğini okumakta özgür ve her romanın bireye bir katkısı olacaktır. Akademisyenlerin tek umudu ise bu bulguların edebiyata ve edebiyat eğitimine faydası olması.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR