Kurşun Yılları
21 Mayıs 2018 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Kurşun Yılları


Twitter'da Paylaş
0

Firar siyasi polisiye kavramının içini dolduran bir roman. Dominique Manotti, hapishaneden firar eden iki mahkûm üzerinden İtalya siyasi tarihinin ‘kurşun yılları’nı anlatıyor...
A. Ömer Türkeş

1942 yılında Paris’te doğan Dominique Manotti, Çağdaş Ekonomi Tarihi öğretmenliği yaptı. Geçmişinde aktif olarak sendikal mücadele içinde yer almış olan yazar, ilk romanı (ikamet izni olmayan kaçak göçmenler meselesini ele aldığı) Karanlık Patika’yı 1995 yılında yayımladı. Ardından (kara para aklama sorunu üzerine) Atlarımıza!, (silah kaçakçılığı sorununu işleyen) Şahane Paralı Yıllarımız –ki bu romanı Bir Devlet Meselesi adıyla sinemaya uyarlandı– geldi... 2008 yılında Lorraine Şebekesi adlı kitabıyla International Duncan Lawrie Dagger ödülünü kazandı. Ardından 2010 yılında Sabıkası Kabarık isimli romanı, Fransızca yayımlanan kara romanlar içinde büyük bir başarı elde etti. 2011 yılında DOA (Dead on Arrival- Fransa’da adını gizleyen bir yazarın kullandığı mahlas) ile birlikte yazılan Onurlu Toplum ile polisiye konulu yazının Büyük Ödülü’nü kazandı.

Kaderler Kesişince

1987 Şubat’ında, bir cezaevinde başlıyor Filippo’nun hikâyesi. O turistleri soymak, darp etmek, kaçak sigara satmak gibi ufak çaplı suçlardan hüküm giymiş genç bir adam. Bir gün hücre arkadaşı Carlo’nun kaçışına tanık olur ve ansızın verdiği kararla Carlo’nun peşine takılıverir. Carlo, 70’li yıllarda silahlı mücadeleye katılmış, hareketin önemli isimlerinden birisi haline gelmiş ve terör suçundan mahkûm edilmiş bir devrimci. Filippo, hayat hikâyesini dinlediği Carlo’ya hayranlık duyuyor. Niyeti onun peşinden gitmek. Ancak kaçış gerçekleştikten sonra Carlo yanına almıyor Filippo’yu. Eline Fransa’daki sevgilisine yazdığı bir mektup verip kendi yoluna gidiyor. Yalnız başına kalan Filippo ne yapacağına karar vermekte zorlanırken okuduğu bir gazete haberiyle sarsılacaktır. Zira Carlo’nun bir banka soygunu sırasında çatışmaya girdiği ve öldürüldüğü yazılıdır gazete haberinde. Polisin kendisini de bu olayla ilişkilendireceğinden korkan Filippo İtalya’yı terk edip Paris’e gitmeye ve Carlo’nun karısından –Lisa’dan– yardım almaya karar verir. Ne var ki Carlo’nun ölümüyle sarsılan, dahası onun bir silahlı eyleme karıştığına hiç inanmayan Lisa, siyasetle hiç ilişkisi olmayan Filippo’ya kuşkuyla yaklaşacaktır. Yine de onun bir eve yerleşmesine yardım eder. Carlo’nun ölümü, daha doğrusu öldürülüş biçimi, Fransa’daki eski arkadaşları arasında tartışmalara neden olmuştur. Kızıl Tugaylar’ın silahlı eylemlerin özeleştirisini yapıp yeni bir çizgi izlemeye karar verdiği bir dönemde Carlo’nun başarısız soygun girişimi tepkiyle karşılanacaktır. Buna karşılık bu eylemin provokasyon olduğunu ve Carlo’nun tuzağa düşürüldüğünü savunan Lisa iddiasını kanıtlamak için araştırmaya koyulur. Ama Paris’te yeni bir hayat kurmaya çalışan Filippo’nun yazdığı roman işleri iyice karıştıracaktır. Zira Filippo kendisinin de içinde yer aldığı soyguna dair çok inandırıcı bir hikâye kaleme almış, kitap yayımlanmış ve Fransız edebiyat dünyasında ilgi de uyandırmıştır. Gerek Lisa’nın araştırması gerek Filippo’nun yazdıkları, olaylarda parmağı bulunan karanlık grupları harekete geçirecektir...

Devrimci Polisiya ya da Yeni Kara Roman Bir tarafta Carlo ve arkadaşlarının 60’lı yılların sonlarından 80’lerin başına kadar süren siyasi mücadeleleri, diğer tarafta Carlo’nun anlattıklarından ve coşkusundan etkilenen ama aslında bu mücadeleyi kavrayacak donanıma sahip olamayan Filippo’nun hayat hikâyesi... Romanın bu iki ana eksenini birleştiren Dominique Manotti, bir yandan İtalya’da 70’li yılların büyük işçi mücadelelerinden doğan radikal sol grupların önce bir araç olarak benimsedikleri şiddeti sonra nasıl da amaca dönüştürdüklerini, derin devletin tuzağına nasıl düştüklerini tartışırken, diğer yandan şiddetin sıradan insanlar üzerindeki etkisini tartışırken belki de en uygun türü seçmiş; siyasi polisiyeyi. Çünkü Fransız ‘devrimci polisiye’leri ya da ‘yeni kara roman’ akımı tam da Dominique Manotti’nin anlattığı dönemin, Mayıs 68’in ve Mayıs 68 sonrasının katıksız bir ürünüdür. Manchette’in başını çektiği Fransız yeni kara roman akımının genel eğilimi, “bir bütün olarak toplumun, devlet ve aygıtlarının, polisi ve özel hafiyeleri de dahil olmak üzere radikal biçimde sorgulanmasıdır”. Ernest Mandel’in sözleriyle devam edelim: “Her zaman türün başlıca karakteristiği olan şiddet artık casusluk romanlarında olduğu gibi ne her şeyden önce suça yönelik ve münferit ne de istisnaidir. Kategorik biçimde yerilen dışlanmışların ihmal edilebilir nitelikteki mini şiddetiyle karşı karşıya gelen gündelik kurumsal şiddettir – doğrusunu isterseniz devlet terörizmi.” Mandel, bu kategoriye dahil olan yazarların, kurumsal şiddete karşı bireysel başkaldırıya dair hikâyeler anlatan ‘heyecan romanları’ yazarlarından farklı olduğunun altını çizer. Zira devlet terörüne karşı bireyin ya da küçük grupların başkaldırma şansının olmadığının bilincindedirler. Dominique Manotti’nin Firar’ı bu bilinçle yazılmış. Polisiye kurguyu siyasetin en karanlık köşelerini aydınlatmak için büyük bir başarıyla kullanan Manotti, içinde bulunduğumuz toplumu ekonomik, sosyal ve politik bir prizmadan bakarak eleştiriyor.

Kendi Roboskilerini Anlatırlar

Dünya genelinde büyük ilgi gören ve saygınlığı hızla yükselen siyasi polisiyelerin geçmişin kirlerini deşmek, hatırlamak, yüzleşmek konusunda çok önemli bir anlatı türü olduğunu düşünüyorum. Topluma, düzene, düzenin mağdur ettiği insanlara bakmasını bilen, vicdan sahibi ve ‘iyi’ yazarların ürettiği bu tarz polisiyeleri mutlaka okuyun. İster bir Güney Amerika ülkesinde yazılsın isterse Uzakdoğu’da, anlatılan bizim hikâyemizdir. Dipnot Yayınları’nın polisiye dizisinin danışmanlığını yapan Merih Cemal Taymaz da siyasi polisiyelerin ayırdedici özelliklerini ve ‘bizimle’ olan ilişkisini çok güzel ifade etmiş: “Hiçbir zaman ‘politik doğruluk’ peşinde değildirler. Polisiye romanlarda genellikle başvurulan, gerçeği farklı yansıtma, saklama ve geciktirme yöntemine rağbet etmezler. Yenilgileri anlatırlar ya da en fazla, ağır yenilgiler içinde kazanılmış küçük zaferleri. Bizim gibidirler ve anlattıkları bizim hikâyelerimizdir. Kendi Roboski’lerini anlatırlar bu kitaplarda. Yıllar önce kazılmış toplu mezarlardan çıkardıkları kemiklerin, giysi parçalarının, yüzük ve saç tokalarının kimlere ait olduklarını bulmaya çalışırlar. Onların da Cumartesi Anneleri vardır ve işkencede öldürülen kızlarının, oğullarının subaylar ve polisler tarafından kaçırılıp, kimlikleri değiştirilen çocuklarını, kendi torunlarını ararlar. Dersim’in kayıp çocukları gibi. Şili’de Kazak kökenli bir işkenceciye de rastlarız bu kitaplarda, Fransa’da mağrip kökenli komünarlara da. 16 mart bombası, Beyazıt’tan önce Bologna’da patlar. Çoğu zaman polisiye okuyacağımızı düşünerek başladığımız bu kitaplarda bizim geçmişimize ve bugünümüze çok benzeyen yakın tarih anlatılarıyla karşılaşırız. Ve bu dünyada yalnız olmadığımızı anlarız.”

Dominique Manotti, Firar, Çeviren: Hüseyin Saygılı, Dipnot Yayınları, 2018 230 s.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR