Kafadar Kuzenler ve Dev Robot kitabının en beğendiğim taraflarından biri de toplumsal cinsiyet konusundaki duyarlılığı...
Edip Cansever, “Manastırlı Hilmi Bey’e İkinci Mektup” adlı şiirinde çocukluk için şöyle der: “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk... Hiçbir yere gitmiyor...” Evet, çocukluğumuz her daim omuz başımızda... Özlemini duyduğumuz bir uzak ülke... Çünkü büyüdükçe merak etmeyi, şaşırmayı, küçük şeylerden heyecan duymayı unutuyoruz... Boşuna dememiş Nazım Hikmet, Şaşıp Kalmak şiirinde: “... Ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı... Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni...” Demiş ve yaşlanıp çocukluğu geride bırakmayı şaşırmayı unutmakla özdeşleştirmiş...
Fakat ümitsizliğe yer yok! Bu sefer, Zülfü Livaneli’ye kulak verelim:
“Birgün çok bunalırsan,
Denizin dibinde yosunlara takılmış gibi soluksuz...
Sakın unutma
Gökyüzüne bakmayı...
Gökyüzü senindir,
Gökyüzü herkesindir.”
Boşuna değil bu sözler... Demiştik ya, çocukluk hep yanı başımızda... Evet, çocukluk anılarımız bir daha geri gelmeyecek uzak bir ülkede, kilitli bir sandıkta... Ama o kilidin anahtarı yüreğimizde saklı... O anahtarı içimizdeki çocuk elinde tutuyor... Tek yapmamız gereken o çocuğa elimizi uzatmak... O zaman onun elinden tutup o kilidi açabilir ve şaşırma, merak etme dürtümüze yeniden kavuşabilir; belki de içimizdeki çocukla nice maceralar yaşayabiliriz.
Cenk Gündoğdu, yazdığı iki çocuk kitabında da çocukların maceraperestliğini konu alıyor. Sia Kitap’tan çıkan, Merve Kaya tarafından resimlenen Bir Doğum günü Partisi adlı kitapta küçük Elsa, doğum gününde kendine hediye edilen sihirli kaleminin peşine düşüyor. Çınar Yayınları’ndan dolaşıma sunulan ve Burcu Yıldız tarafından resimlenen Kafadar Kuzenler ve Dev Robot isimli kitapta ise iki kafadar kuzen Elsa ile Aras gizemli ışığın kaynağının peşinden gidiyorlar. Her iki kitapta da çocuk kahramanlar gizemi kendileri çözmeye çalışıyorlar. Sorular soruyorlar ve sorularının yanıtını bulmak için yetişkinlere, yani bir iktidar merciine başvurmuyorlar. Yetişkinler her iki kitapta da sadece çocuklara yardım eden konumundalar... Sorular soran, cevapları arayan da çocukların kendileri... Bu anlamda da çocuklar her iki kitapta da edilgen konumda değil, özne konumundalar... Yaşadıkları çevreyi merak ediyorlar ve inisiyatif alıyorlar... Çocuğun fikri sorulmasına gerek duyulmayan, “eksik insan” sayıldığı günümüz toplumlarında çocuğun özneliğini hatırlatmak kanımca çok değerli...
Her iki kitapta da çocuklar yetişkinlere “Biz de varız!” diyor. Öyle ki; Bir Doğum Günü Partisi kitabında Elsa ve arkadaşları, mahallerine müdahale ediyorlar. Sokakları binaların, arabaların gri sokaklarından hayvanların ve doğanın rengarenk sokaklarına çeviriyorlar. Böylelikle mahalle artık yalnızca insanların, arabaların, binaların değil; hayvanların, bitkilerin, derelerin, tüm fertleriyle koskocaman doğa ailesinin yaşam alanı oluyor. Yetişkinlerin o hep konuştuğu, ama nedense sadece belli günlerde, belli aralıklarda hayata geçirilen çocuk-dostu kent hayali çocuklara yetmez oluyor. Çocuklar, “Kentte bizim de sözümüz var” diyor ve kenti çocukların kenti yapıyor. Böyle bir dönüşüm de kenti koca bir parti alanına çeviriyor!
Kafadar Kuzenler ve Dev Robot kitabında ise çocuklar mahallerini keşfetmeye hakları olduğunu haykırıyorlar. “Büyüklerin bize sunduğuyla yetinmek zorunda değiliz” diyen iki kuzen, Elsa ile Aras gizemli ışığın nereden geldiğini merak ediyor ve mahallerinde bir keşif gezisine çıkıyorlar. Bu gezi elbette kolay olmuyor. Işığın kaynağını araştırırken türlü engellerle karşılaşan kuzenler, birbirilerini yalnız bırakmıyorlar ve dayanışmadan asla vazgeçmiyorlar. Cesaret, cesareti büyütüyor ve geriye unutamayacakları bir macera kalıyor.
Kafadar Kuzenler ve Dev Robot kitabının en beğendiğim taraflarından biri de toplumsal cinsiyet konusundaki duyarlılığı... Bilirsiniz; çocuk kitaplarında, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi yansıtılan şey, kız çocukları pasif ve zayıf iken, erkek çocuklarının kurtarıcı oluşudur. Bu temsilin yerini kitapta eşitlik alıyor. Aras sıkıntıya düştüğünde Elsa korkusuna yenik düşüp kaçmıyor. Korkusunun üzerine gidip kuzenini kurtarıyor. İki kafadar maceralarını beraberce tamamlıyorlar ve bu maceradan sadece soruların peşine düşmeyi değil; dayanışmayı ve arkadaşlığı da öğreniyorlar.
Kafadar Kuzenler ve Dev Robot kitabının okura bir sürprizi de var. Okura ülkemizin unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirasını kâh kitapta mekân olarak kullanılan sokağın ismiyle, kâh gizemli ışığın kaynağıyla hatırlatıyor. Ve büyük, küçük her okuru, çevresini keşfetmeye davet ediyor.
Benzer şekilde, Bir Doğum Günü Partisi kitabında da binalar ve arabaların işgaline uğrayan mahalle dokusu, her yaştan okura hatırlatılıyor. “Çevremize çocuk gözleriyle bir kere daha bakalım. Mahallemizin dokusunu yaşatalım. Göreceksiniz; keşfe değer neler neler var!” diyor.
Var mısınız, bu kitapları okumaya ve bu davete icabet etmeye?






