Başlangıç ve Dan Brown’ın Dünyası

Başlangıç ve Dan Brown’ın Dünyası


Twitter'da Paylaş
0

“Karakterim bütün gün benimle konuşuyor.”
Dan Brown’ın son kitabını ya da bundan önce basılan ve iki yüz milyon kopyaya sahip kitaplarını okuyan herkes, onun bilgileri anlatıyla birleştirme konusundaki kendine özgü tarzını bilir. Yayımlanan son kitabı Başlangıç’ta da bu tarzı görmek mümkündür. Dan Brown’ın edebiyata genel yaklaşımı da böyledir aslında. Brown, edebiyatın yol gösterici ve idealde tam olarak icat edilmemiş bir alan olduğunu düşünür: “Ne kadar çok okursam o kadar çok öğrenirim diye hissediyorum.” Başlangıç, Brown’ın sekizinci kitabı. Ana karakteri artık hepimizin tanıdığı Harvard’ın zeki simgebilim profesörü Robert Langdon. Profesör Langdon yeni bir araştırması için kendini tehlikeli, heyecanlı ve bilgilendirici bir maceraya atıyor. Bu sırada birçok şey öğreniyor, bir sürü şifre çözüyor ve hepimizi meraklandırıyor. Kahramanımızın cevaplamaya çalıştığı soru ise: “Bilim, dini hükümsüz kılabilir mi?” Yani aslında Dan Brown’ın öbür kitaplarından pek farklı değil Başlangıç. Brown ise, “Bu tip bir kurmaca benim de okumayı sevdiğim türden” diyor. Elli üç yaşındaki Dan Brown kitabın araştırması ve yazımı için dört yıl çalıştı. Bir memur gibiydi, her sabah dörtte kalktı. Kendine yabanmersini, ıspanak, muz, hindistan cevizi suyu, çiya, kenevir ve keten tohumu içeren bir karışım hazırladı. Böylelikle her yeni güne dinç ve sağlıklı bir başlangıç yaptı. Beyninin her saatte altmış saniyeliğine donmaya programlı. Bu kısa sürede ise kalktı, yürüdü, oturuşunu dikleştirdi. Yani o sıra vücudu ne istiyorsa onu yaptı. Geceleri yazmayı bıraksa da aklından geçen düşünceleri durduramıyordu. “Bu tam bir delilik hali. Karakterim bütün gün benimle konuşuyor.” Brown, kitaplarından çok para kazandı ama onda o “zengin insan havası” yok. Kapıların arkasına saklanmış evi ise milyonerlerinki gibi gözükmüyor. Zaten evinin gösterişli olmasını da istemiyor. Ev daha çok fantastik bir dünya gibi. Kütüphane rafındaki bir düğmeye basıyorsunuz ve önünüze bir kitap geliyor. Evin her yanı resimlerle, heykellerle ve Brown’ın eşi Blythe Brown’ın yaptığı eserlerle dolu. Bu eserlerin hepsi ölümü çağrıştırıyor sanki, iskeletler, doldurulmuş hayvan resimleri… Brown, “Eşimde ölüm takıntısı var. Bir buluşmamızda beni mezarlığa götürmüştü, düşünün” diye açıklıyor durumu. Brown çifti yirmi yıldan fazla bir süre önce Los Angeles’ta tanışmış. Dan Brown, Exeter’de büyümüş, üniversite eğitimini ise Amherst College’da almış. Mezuniyetinden sonra Los Angeles’a taşınmış. O zamanlar Brown başarılı bir müzisyen değilmiş. Eşi ise ondan on yaş büyükmüş ve Söz Yazarları Ulusal Akademisi’nde sanatsal gelişim bölümünün başındaymış. İşyerindeki hiyerarşi farklılıklarından dolayı yedi yıl boyunca ilişkilerini gizli tutmuşlar. Dan Brown’ın kitabındaki gelecek bilimci ve girişimci karakteri Edmond Kirsch’le pek bir ortak noktası yok. Fakat bir tek arabaları aynı. “Aslında arabalardan pek anlayan biri değilim. Da Vinci Şifresi yayımlandıktan üç sene sonra hâlâ eski Volvo’mu kullanıyordum. İnsanlar da şaşırarak artık kendim bir Maserati almam gerektiğini söylüyordu. Yeni bir araba almak aklıma bile gelmemişti. Önceliğim bu değildi ki.” Yeni arabasını aldığında ise sarsıldığını hissetmiş. Dan Brown Başlangıç kitabını da annesine adanmıştı. İsminin baş harfleri C.G.B. kitabın kapağında da yer alıyor. Brown fen, matematik ve bulmacalara olan merakının ise babasında geldiğini belirtiyor. Annesi dindar bir kadınmış ama kilise politikaları yüzünden hayal kırıklığına uğramış. Annesinin etkisiyle dünyanın gizemlerini merak edip durmuş. Brown her ne kadar bilimi şiddetle savunsa da, hem kendi hayatında hem de romanlarında daha farklı, daha mistik bir şeyler olduğu ihtimalinden de vazgeçmemiş. “Büyük ihtimalle bu benim entelektüel zayıflığım. Fakat ne zaman yıldızlara baksam emin oluyorum ki oralarda bir yerde hepimizden yüce bir şey var.”

Çeviren: Deniz Saldıran

(NY Times)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR