Şükrü ErbaşÖnce dinledim. Bu çok uzun sürdü. Sürer hâlâ. Herkes güzel konuşuyordu. Kıskanıyordum. Öfkeyle tevazu büyülü bir beşikti. Bunun hayranlık olduğunu bilmiyordum. O güzel sözleri söyleyenler de bilmiyordu. Cümlesi olmayanların canı sıkılmıyordu hiç. İnsan iyiliği öğrenmeden bilirmiş de, kötülük için zaman gerekirmiş. Şimdi bile kime söylesem, uzak uzak bakıyor. Yalnızlık böyle saçaklanıyormuş... Önce insana inanıyor insan. Sonra harflere, seslere, renklere. Akşamlar herkesi alıp götürürken sessizce büyüyor. Sabahlar bütün yatakların yaprak dökümü. Anne uzun ağlıyor. Baba tenhalar evliyası. Bahçe, ilk harfimiz, akasya hayal, kayısı sonsuz bir kader. İnsan erken öğreniyor gözyaşını. Harfler ıslanıyor. Renkler terk ediyor. Sesler çok eski bir mezar. Sonra gidip yazıyor. Şarkı söylüyor. Elini ocaklara tutuyor. Soğuduğu kim varsa ona tutunmaya çalışıyor. Hatta gülüyor. Kedere sığınıyor. Ölümü seviyor. Eşiği öpüyor. Kirpiği sonsuzluk sayıyor. Bir kadın bütün tanrıları doğuruyor. Bir çocuk bütün kadınları seviyor. Birden ışıyıveriyor, yazının hapishanesi yaşamanın hapishanesinden güzeldir, büyüktür. Sarkaç ağırlaşıyor. İçinde bir yatışmaz acı. Kalkıp bir çocuğun ellerinden tutuyor.
Aralık 2016






