Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ocak 2023

Kitap

Bulutlaraltı Caddesi

Hekîm Bayındır

Paylaş

1

0


Aşkı mekan ve imkan eyleyen yaralı özgürlüğün romanı olarak da okunabilir Bulutlaraltı Caddesi.

İçsel kışımızı diğer tabirle oradaki katmerli üşümelerimizi dışsal kışımızla buluşturarak geleneklerin akıntısıyla oluşan sosyal tortuları bir akarsuyun sabrıyla yonta yonta inceltme belki de yarma eğilimine girerek ışığa ve onun atmosferine içsel bahardan sosyal bahara ulaşmaya çalışır Bulutlaraltı Caddesi’nde yazar Seçil Duyan ışığa semah tutan eserin ana karakteri üzerinden. Bu çabayı toplumsal yaralara kaleminin özgünlüğüyle mercek tutarak zenginleştirir elbette. Yazar bu yolculukta yaraların hayatımızdaki iz düşümünün peşine düşerken aşkın derinleştirerek sağaltan enginliğinden beslenmeyi de ihmal etmez.

Aşk, burada bize yol kaybettirip kendisi bir yoldan çok yeni bir dünya olur; yaraları hafifletme ve dönüştürme ışıltısını biz okuyuculara fısıldayarak. Aşkta zaman, güneş saatine ayarlı olmadığı için bazen akşamının karanlığı daha erken ve daha koyu çökebilir kırıklıklarımızın enginliği ölçüsünde; üstelik zaman mevhumunu terk edercesine.

Bazen bir göz ya da bir bakış bizi teslim alabilmekte buradaki yolculukta; üstelik etkisinden çıkmak istemediğimiz bir teslimiyetin gizemliliğine de bizi taşıyabilir; güneşinin eksenine girmiş bir gezegen misali…

Cömertliğin “kaybederek” nasıl da sahibini derinleştirip zenginleştirdiğini içsel/ruhsal boyutta görüyoruz burada. Mertlikteki doğa ve doğallığın ve onun insandaki yaratıma olan zeminini incelikle okuyabilmekteyiz eserde.

Eser, yozlaştıran bir müdahil durumdan çok paylaşımın izleğinde bizi besleyen bir dokunmaya kapı aralamamızı, gölgelenmemiş ve bundan dolayı fakirleşmemiş yaşamın sırrına oradan erişebileceğimizi kulağımıza fısıldamakta.

Kendi kaderini çizen bir varoluşun gereksinimi ve zenginliğine işaret ederek kâr kavramı ve onun yaşamdaki pratiği üzerinde yeniden düşünmemizi sağlamakta eser.

Yazar, kar metaforu üzerinden biz okuyuculara yeniden doğum-özellikle kişilik doğumu-için zihinsel dönüşümün doğanın kodlarından beslenerek mümkün olabileceğini hissettiriyor.

Müdahaleye gelemeyecek kadar ateşidir özgürlük burada; öyle ki minnetin gölgesinden hem muaf hem de uzak… Müstakil bir varoluş yolculuğudur burada aynı zamanda özgürlük, dışarıdan yalnız görünen içerideyse katmanlı bir kalabalık hali içinde derinleşerek akan bir yolculuk hali ve mealinde.

Özgürlük, bazen de arınmaktır burada duyguya eşlik eden zamanın karlı hali eşliğinde; mahalli ve küreselleşmiş gölgelerin hükmü ve minnetlerin ağırlığı altında kanayarak da olsa özerkliğini özünün besleyiciliğinden alır zamana ve mekâna sığmayan içsel ışığı kabe edinerek.   

Şehir, yer yer de olsa içimizi içsel ve dışsal duvarlarla yoksullaştırarak şiddeti derinleştirmekte eserde; öyle ki burada yükselen hayat değil, onu zapt eden soğuk, sert ve duygusuz duygu duvarlarıdır. İçimizdeki duvarları etik ve estetiğin mayalandırdığı sorularla yıkarak doğanın arınmış hali kar gibi hayata ve onun ergin tonu bahara yol alabileceğimize dair alt okumalara da rastlamaktayız burada.     

Düşünmek, uyanmaktır; düşünmekle uyanır bir beden kendi içindeki baharın çağıran müziğine uyarak dedirtiyor yazar bize.

Çıplak öznenin hallerini gerçek yaşamda olduğu gibi burada da derin okumalarla gözlemleyip okuyabilmekteyiz. İnsan evladının hikayesindeki kişisel yerimiz rengimizin tonunu anlatır; öyle ki sade öznenin sırrında saklıdır buradaki derin inceliğimiz.  

Öfke burada bazen maruz kaldığı şiddeti yutarak gülümseyen iradenin inşa eden eliyle bize el salar. 

Bir gölgedir hüzün burada; bazen gözün coğrafyasında bazen de sözün şafağında kendini damıtan bir acının ince perdesinde seyreder.

Yabancılaşmış bir varoluşun gölgesinde seyreden hayatlar topallar burada; ayrıca soğuk ve sert gölgesindeki hakikat yaralı olup omuzları çöküktür gri gerçeğin sokak ve caddelerindeki özgürlüğün omuzlarının çöküklüğü oranında.  

Ölçüsünü kaçıran her duygu gibi temizlik duygusu da ölçüsünü kaçırır burada hijyenin şiddeti oranında; ölçüsünü kaçırdıkça duygu kıyımı yanında bedensel kıyımlara da yol açabilmekte; bir virüs misali temizlik adına karanlığı kutsama ayinine bile dönüşebilme riskini taşımakta.

Yaşamın semtine uğrayan her sözcük gibi bir parça ışığı gülümsüyor bu hikayedeki yolculuk. O ışık ki hislerin sağlığını zenginleştirip besleyen bir vicdanın köklerinden alır suyunu ve huyunu.

Yaşadığımız hayatın tonunu ve sınırlarını eleştirel bir seyirle bize hissettirmeye çalışır yazar ayrıca; benzeyerek yaşamanın bizi nasıl da yalnızlaştırıp yoksullaştırdığını da…

Doğanın değişen doğrularına yabancılaşmayan bir beden gibi yaşamın değişen doğrularına yabancılaşmayan bir karakterin de zayıf düşüp hastalanma olasılığının düşük haline tanık oluyoruz burada.

Yakınlık adına yapılan çoğu müdahale gibi zamanında gerçekleşemeyen müdahil olma durumlarının da soğuk ve kuru iz düşümüne tanık oluyoruz eserde ki bu da mesafeyi büyüten ve yıkılamayacak duvarlar yanında onarılamayacak yaralanmalara da yol açabilmekte.

Çevremizle olan ilişkimizin kodları, kendimizin kendimizle olan ilişkinin kodlarında saklıdır dedirtiyor yazar ki bunun yansımalarını anıların anlatısında da okuyabilmekteyiz.

Bazı geleneklerin tahammülden yoksun gölgesini yaramayan duygular, burada zamanla cılızlaşıp vakitsizce yaprak dökerler çoraklaşmış değerler toprağına.

Hayattan bazen beklemediğimiz “olumsuz” yanıtlar alınca şımarık bir çocuk gibi debeleniriz; oysa bize düşen o konunun mecrasına uygun şekilde demlenmeyi beklemek ve içimizdeki volkanik öfkeye teslim olmamaktır düşüncesini de ediniriz eserde.

Her yerde olduğu gibi burada da akortsuz duygular bölük pörçük oldukları için kendi bütünsel köklerinden beslenememekte ve mayalanmanın derinleştirerek besleyen mevsimini yaşayamamakta… Akortsuz bir kompozisyon gibi hayat metinlerimiz de akort edilmedikçe anlamsızlık hep iktidarda kalacaktır dedirtiyor eser kayıtsızlığımızın sığ, sağır ve soğuk cehenneminde…

Dışarıdan yara aldıkça duygular, içeriyi imkan eylerler burada; içeriye sızan kan iradeyle mayalandıkça orası olur karakterler için içsel bir mekan belki de meydan.

Kuru ve soğuk bir yalnızlığın anıtıdır şiddetin kıblesi burada hem de bir kara delik gibi yutan bir yalnızlık anıtı; öyle ki şefkati arar debisini besleyecek duygu nehirlerinden. Oysa şefkat rahmidir ışığın burada; akmaz karanlığa mahpus yüreklere. Ancak denize diğer ifadeyle özgürlüğe varışın kurtuluş olduğunu bilmez bu kara yürek…

Mülkiyeti yoktur her yerde olduğu gibi burada ışığa sancıyan bir acının. Ancak kendinin engin zenginliğinden vereceği çoktur; deniz gibi toprak gibi ve onun anası doğa gibi…

İtirazdır burada incinmenin bazı tonları… Aynı zamanda tinin evrenine çöken karanlığa da bir başkaldırıdır hem de ışık ışık…

Eserde olduğu gibi yoksul gerçeğin bedenine “mutlu gömlek” giydirmek biz yabancılaşmış insanlara özgü olsa gerek; mutsuzluğu “yasa dışı” ilan edercesine. Oysa ışığa gebe bir başkaldırının izleğinde yüreği atan asil bir mutsuzluk, kara ve köksüz bir mutluluktan daha besleyici değil mi ki?

Kendi zamirindeki yaşama adrestir yamalı yüz burada, her ne kadar hakim mevsimi güz olsa da; çünkü bu yüz metninin müellifi baharla yar olmuştur hep biraz ergin biraz erinç duygu semtlerinin ev sahipliğinde.

Kanadıkça bilinçaltına sızar burada kendinden beslenen bilinç. Azmin karakteri olan sabrın baharındaysa çiçek açar biraz bilinen daha çok da erişilemeyen tonda… 

En katı şiddettir, sesin mevsimindeki sessizlik dedirtiyor burada yazar. Nazarın egemenliğindeki duygu kazılarında rahatlıkla buna rastlayabilir iyi bir okuyucu.

Gürültüye gelmez gece, her zaman olduğu gibi burada da; acının rengi gibi tenha ve ıssızdır o, geciken ve geçmeyen zamanın ağırlığı bandında.

Solgun birer umuttur burada bazen hayatlar; bizi kara gerçeğin ülkesinden uzaklaştıran; bazen de zamanın kader adı altında hüküm giymediği bizi içsel bahara taşıyan buluttan bir yüzdür sağanak sağanak yağan...   

İçimizdeki kışın karlı gözleri, baharının tonunu müjdeler burada gecenin gündüzdeki iz düşümü gibi.  

İç dünyamızla anlam bulur dış dünyamız yine burada. Öyle ki dışımızdaki dünyaya yüklediğimiz anlam, iç dünyamızın köklerinden beslenen gövdenin dallarındaki yapraklarında saklıdır rengi ve tonuyla…

Düşten bir duştur burada sevgi, köklendikçe zenginleştirir iç küremizi. Aynı zamanda bir yolculuktur burada o, hesapsız ve kitapsız akar yöneleceğine hem de çöle çiseleyen yağmur sebatında ince ve narin bir o kadar diri ve derin…

Hayat hinterlandımızda sevginin yanında bir parça da umut olmalı duygusunu ediniriz burada. Umut olmalı ki bizi üşüten omzu düşük vakitlerde düşük yapmamayı öğrenelim ve hafızaya gebe kalmış içimizdeki kadim çocuğu büyütebilelim…

Sevgiyle mayalanır burada umut. Öyle ki karın yolculuğu misali özgürdür tini ve teni her ne kadar yaralı da olsa alevin ırkındandır özü gibi özlemi; yandıkça aydındır gözleri gibi yüreği...

Aşkı mekan ve imkan eyleyen yaralı özgürlüğün romanı olarak da okunabilir Bulutlaraltı Caddesi.

Yazar Seçil Duyan’ın Zamansız Edebiyat Yayınları’ndan çıkan okunmaya değer yaratımda ilk gözyaşı niteliğindeki kitabı raflarda okuyucusunu bekliyor.  

 

  

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Okurların Sevdiği, Eleştirmenlerin Kıy..Scotty Hendricks
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Maria Popova

21 Mart 2026

Einstein’dan Özgür İrade ve Hayal Gücü..

“Sezgiye ve ilhama inanıyorum. Kimi zaman haklı olduğumu hissederim ama bunun doğru olup olmadığını bilmem mümkün değil." Bizler savaşlar çıkarıp şiirler yazan, bunları yaparken de kendi benliğimizin büyüleyici illüzyonuna kapılan biyokimyasal..

Devamı..

Jafar Panahi ve Görünmez Kaza

Nedim Dertli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024