Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Aralık 2016

Öykü

Çağatay Yılmaz • Boşluk

Çağatay Yılmaz

Paylaş

37

0


Bir süre sonra evler seyrekleşti. Araları daha da açılıp yok oldular. Dikiz aynasında peş peşe değişen sahnelerin yerine puslu geniş düzlükler yerleşti. Adam frekansların birbirine karıştığı radyoyu kapayıp ambalajını yeni açtığı CD’yi taktı, radyo sunucusu gibi, Bunu seversin sen, dedi. Kadın ambalajın kapağına baktı, gülümseyip tekrar cama döndü. Sahipsiz çalan parçalar arabanın içinde sıkıntıyla dolaştı, dördüncüsü başlamadan adam CD’yi çıkardı. Gece bir yerde mi kalalım, yoksa bastırayım, sabaha karşı orada mı oluruz, diye sordu adam. Tarlaların ortasında dev direkler güç birliği yapmış, başsız gövdeleriyle gerilim hattını yolun karşısına taşıyordu. Kadın yükselip alçalan hattın üstlerinden geçip geride kalışını izlerken adamın yüzünü gördü. Başparmağını şakağına bastırmış, pergel gibi açtığı dört parmağıyla alnını ileri geri ovuşturuyordu, Başın mı. Geçer şimdi, hafifledi. Sen iyi misin. Sanki biraz – Kapıya not gibi bir şey yazsaydık keşke, o takıldı aklıma. Adam aldığı nefesi daha uzun sürede verip, Bir süre evde yokuz mu deseydik, öyle bir şey mi? Yok, ne bileyim, beş on gün sonra döneceğiz falan deseydik. Neyse, bakma sen. Bir yerde kalmadan gidersek diyordum, sabah orada oluruz ama yorulurum dersen. Ne konuştunuz, bilmiyorum ki. Şu saatte orada oluruz diye bir şey söylemedim, yoldan bir yerden ararız dedim. Sen ayarla artık, nasıl olursa. Kalabiliriz de. İri bir böcek cama tok sesle çarpıp yapışınca ikisi de irkildi. Kanatları rüzgârda kısa süre titredi, bir tanesi kopup uçtu. Silecekler böceği sıvaştırıp sonraki turunda temizledi. Radyoda Remonn’dan ‘Tonight’ çalıyordu. Parçanın özelliği yoktu, yalnızca cep telefonu çaldığında çalan parça oydu, benzer adlı yüzlerce parçadan biri. Telefonu, adama her zaman hitap ettiği tek sözcükle açtı. Çalışıyorum, dedi. Kanepede doğrulup sesinin tuhaf geldiğini söyledi. N’olduğunu sordu. Telaşlandı. Kötü bir şey mi var, deyip ağlamaklı oldu. Kanepeden fırlayıp kalkarken laptop kucağından düştü. Yatak odasına koştu, Hemen hazırlanıp iniyorum, dedi. Bahçe kapısına beyaz bir arabayla aynı anda geldi. Tanımadığı arabanın içinden adam inip kadının yanına koştu, sarıldı. Kadın, adamın eliyle omzu arasına sıkışan başını kurtarmaya çalışırken, Söylesene, kötü bir şey mi oldu, diye tekrar sordu. Sürücü koltuğunda oturan beyaz gömlekli adam güneş gözlüğünün arkasında kaskatı duruyor, gergin iki koluyla direksiyonu kavramış bekliyordu. Kadın sırtına aldığı hırkanın kayıp düşen omzunu el yordamıyla aradı, bulduğu yakayı çekiştirip omzuna oturtmaya çalışırken arabaya bindiler. Bilmiyorum, diyordu adam, Oraya gidiyoruz şimdi. Ne zaman aradılar, yeni mi, diye sordu kadın. Az önce aradıklarını söyleyip kravatını gevşetti, camı açıp derin soluk aldı, avucuyla alnını tutup şakaklarını sıktı. Olay yerine gittiklerinde adamla kadın arabadan sendeleyerek indi, güvenlik şeritlerinin önünde bekleyen polisleri aşmak isterken, Nerede, diye bağırdılar. Kısa bir süre cevap gelmedi. Sonra bir görevli, okul servisinin denize uçtuğunu, dokuz öğrencinin kurtarılırken üçününse kayıp olduğunu, bulmak için her şeyin yapıldığını, aramaların devam ettiğini söyledi. Kadın olduğu yere yığıldı. Çocuklarının bulunmasını beklediler. Adli Tıp’ın kırk üç gün sonra bulunan iki küçük cesetten birinin ona ait olmadığını bildiren raporunu aldıktan sonra da beklemeye devam ettiler. Yedi yıl geçti. Arada canına kıymak istedi, atlattılar. Kadın tekrar çeviri yapmaya başlayınca, bir ara hayata bağlanır gibi oldu, adam da kendisini işine verdi. Kaybolduğunda dokuz yaşından üç ay beş gün almıştı, üzerinde okul formasıyla hatırlıyordu. O sabah atkuyruğu saçlarına sayısız toka arasından seçtiği başı pembe fiyonklu Hello Kitty’sini takmıştı. Birini ona benzetmese, yetmiş sekiz yıl önce birbirini kaybeden ikiz kardeşlerin buluşma haberini seyretmemiş olsa, yasını tutmaya başlayacaktı. Uğultuyla camın arasından giren rüzgar kadının topladığı saçlarından birkaç tutam çözüp yüzünde ve boşlukta dolaştırdı, adam camı kapayıp kendi camını araladı. Kadın kendisine gelmiş gibi gülümsedi, saçlarını alnından ensesine avucuyla toplayıp tokasını taktı, Dalmışım, dedi. Vadiye bakan ince kütük korkuluklu seyir terasında mola verdiler. Ahşap terasın dikmeleri altından çıkan, üzerine uzamış gölgelerinin düştüğü yeşillik düzensiz tümsekleri kaplayarak dik yamaçtan ırmağa iniyordu. Arkalarından gelen güneş vadi boyunca ırmağı yatağından taşırıyor, çevresindeki birikintilerde yansıyıp ışınlar saçıyordu. Irmağın sola dönüp kaybolduğu vadi bitiminde kayalar birbiri sırtında bulutların içine girmiş, yüksekliği belirsizdi. Aniden gelen düdük sesinin geldiği yöne baktılar. Görevli, korkuluktan aşarmış gibi kameraya poz verip kendilerini çeken genç grubu uyarıyordu. Grup şamatayla dağılırken aralarından biri yürüyüş parkurunun başlangıcındaki ferforjeye asılı sis çanını çaldı, azgın seslerle gülüşüp tur otobüsüne yöneldiler. Kadın yıllar önce seyrettiği bir sahneyi bölük pörçük hatırladı. Film, kaybolan çocuğunu unutamayan bir kadının kocasıyla inzivaya çekildiği dağ evinde geçiyordu. Kasabanın din görevlisi mi yoksa emekli bir doktor mu, birisi, çocuğunu özlediği zamanlarda çalması için kadına küçük bir el çıngırağı veriyor, bunu yapmasının acısını hafifleteceğini söylüyordu. Kadın çıngırağı günün değişik saatlerinde çalarken sonrasında aralıksız çalmaya başlıyor, son sahnede elinde çıngırak, giysileriyle su dolu küvete giriyordu. Hatırlayamadığı, kadının bir nedenle çıngırağı çalamadığıydı. Suyun içinde mi çalamamıştı, yoksa su yutmaya başlayıp küvetin içine doğru kaymıştı da o yüzden mi, çok net değildi. Gecelemek için, yol boyunca reklamını gördükleri tek katlı ahşap evleri de olan otelde kalmaya karar verdiler. Yön levhasından anayolu terk edip orman yoluna saptılar. Lastikler, dişleri arasına alıp savurduğu mıcırı şaseyle çamurluğa çarptırıyor, tanıdık bir parçanın ritmini yakalar gibi oluyordu. Tırmandılar. Sıcaklık düşmeye başladı. Adam araladığı camı kapayıp klimayı açtı. Karanlık bastı. Önündeki ışık huzmesine tutunmuş gidiyor, far ışığının abarttığı tümsekleri ve çukurları beklemediği kadar az sarsıntıyla geçiyorlardı. Küçük bir tümseğin çevresine sarılarak çıkarken adam ani frenle durdu, arkalarından gelen kırmızı toz kümesi üstlerinden geçip önlerindeki ışıkta eridi, N’oldu? Sesi duymadın mı. Hayır, ses falan duymadım. Adam el frenini çekti, torpidodan feneri alıp indi, temkinle arabanın önüne doğru yürüdü, iki elini gözlerine siper yapıp eğildi tampona baktı, sonra fenerle arabanın altına, çevresine, geride bıraktığı yola baktı. Arabaya bindi, tampondaki kan izinden söz etmedi, Bana öyle gelmiş, dedi onun yerine. Verandada ahşap şezlongda uyuklayınca üzerini örttü. Adam örtülen battaniyeyi boynuyla kıstırıp sarındı, diliyle damağında sesler çıkarıp yutkundu. Kadın uyuklamaya devam eden adamı uzun süre izledi. Yedi yıl sonra yüzünde ilk defa gördüğü huzurun derinliğini, yaşadıkları acıdan adamın payına düşen parçanın kabuk bağlamaya başladığını, kendisininse taşıdığı acısıyla yalnız kaldığını hissetti. Uyuyabildiği seyrek zamanlarda yüzünün nasıl göründüğünü zihninde canlandırmaya çalıştı ama göz kapaklarını hayalinde bile uzun süre kapalı tutamadı. Orman tarafına baktı. Gördüğü karanlık algılanamayacak kadar büyük ve belirsizdi. Verandanın basamaklarından inip karanlığa yürüdü. Aydınlatma lambasının pusunu arkasında bıraktığında gökyüzünü boydan boya saran samanyolunun ışık tozlu izini, parlayan yıldızları gördü. Başı döndü. Derin bir nefes alırken başını daha da kaldırıp gözlerini kapadı. İçinde olduğu zamanın bölündüğünü, ikisi arasında yer değiştirmeye başladığını hissetti. Çıkardığı seslerin üzerine basarak yürürken karanlık aşağıya doğru eğrildi, boşluğa döküldü.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Modern Dünyanın Anlatı KriziStuart Jeffries
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Farklı kültürler tanımak ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, bütçenizi yormayan bir tatil için Türkiye’den vizesiz gidilen ülkeleri tercih edebilirsiniz. Hem kolay hem de ekonomik yurt dışı tatili için sadece pasaport ve kimlik kartıyla gidilen çok sayıda yer b..

Devamı..

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

Çağnam Erkmen

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024