Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Kasım 2025

Edebiyat

Herkesin Aşkı Kendine

F. Berna Uysal

Paylaş

0

0


Bir Aşk, bildiğimiz aşk romanlarından çok farklı bir yerde duruyor. Ne kurtarıcı bir aşk anlatısı sunuyor, ne romantik bir kaçış fantezisi.

Sara Mesa günümüz İspanyol edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri. Romanlarıyla ilk olarak 2017 yılında İstanbul’daki Cervantes Enstitüsü’nün Álvaro Mutis Kütüphanesi’nde tanıştım. Okuma kulübünün o ay seçtiği kitap Cicatriz’di. Mesa’nın anlatımının sadeliğine ilk o kitapla vuruldum. Sonra da kitaplarını takip etmeye devam ettim. İnsan ilişkilerindeki gizli gerilimleri, toplumsal sınırları ustaca anlatan yazarın karakterler arasındaki sessizlikleri akıllıca kullanması anlatımının gücünü kanıtlar nitelikteydi. Çağla Soykan’ın çevirisiyle SEL Yayıncılık tarafından yayımlanan Bir Aşk’ın ise hissettirdiği samimiyet, yalınlık ve netlikle bende apayrı bir yeri var. Roman, şehirden kopup taşrada bir kasabaya yerleşen münzevi çevirmen Nat’in ait olmaya ve aşkın bilmediği doğasına dair kendini sorguladığı bir hikâye.

Bir Aşk’a çok sıcak ve boğucu bir İspanya gününde, biraz serinlemek için girdiğim sıradan bir kitapçıda rastladım. Fazla düşünmeden, Mesa’nın kalemine de güvenerek kitabı çantaya attım. Hemen kendime bir park buldum ve sayfaları kurcalamaya başladım.

Romanın merkezinde, şehir hayatından uzaklaşıp kurak, tozlu bir kasabaya yerleşen çevirmen Nat (Natalia) var. Mesa ilk satırlardan itibaren okuru kasabanın boğucu sıcakları, suskun sıkıcı insanları, tozlu atmosferiyle kavrayıveriyor. Canlı betimlemeleri sayesinde kendinizi kasabanın sokaklarında dolanırken, evleri, insanları gözlemlerken buluyorsunuz. Romanın ilk otuz sayfası hikâyenin zeminini hazırlıyor. Anlatım bazen dingin bazen de derinden akan bir titreşimle dolu. Mesa bu iki ayrı kutbu, sakinlik ve tedirginliği bir arada tutabilen, üslubunda dengeli bir gerilim yaratan ender yazarlardan biri. Durağanlığının ardında sürekli nabız yükseliyor. Sanki her an kasabadaki sessizlik bozulacakmış gibi. Anlatım sadeliğini koruyor ama ardındaki netlik bazen insanı ürkütecek kadar keskinleşiyor. Anlayacağınız roman çok gerçek

Fazla karakter yok. Olaylar büyük kalabalıklar ve dramatik sahneler yerine birkaç kişi arasında, çoğun iç monologlarla, gözlemlerle şekilleniyor. Mesa’nın şimdiki zaman kipini kullanması da bir film sahnesini izlermişçesine kendisine bağlıyor. Özellikle Nat’in merceğinden izlediğimiz olaylar genelde tek bir perspektife sıkışıyor ve bu durum anlatıya güvenilmez bir hava katıyor. Nat’in anlattıklarının ne kadarının gerçek ne kadarının kaygı ve yalnızlığının ürünü olduğundan emin olamıyoruz. Nat, benim arkadaşım olsaydın, seni bir güzel sarsmak isterdim. Karakterler çok gerçek.

Romanın ilerleyen bölümlerinde kasabadaki sessizlik en nihayet bozuluyor. Nat’in Andreas ile kurduğu ilişki romanın esas gerilimini oluşturuyor diye düşünürken, aslında bu ilişkinin Nat’in büyüme sebebi olduğunu fark ediyoruz. Andreas’ın basitliği, Nat’in incelikli, detaylara duyarlı iç dünyasıyla tezat oluşturuyor. Nat, bağlam kurmaya bayılıyor, niyet okuyor çünkü ona göre hiçbir şey aslında o kadar da basit ve net değil. Andreas’la aralarındaki ilişki bir yandan fiziksel bir yakınlık içerirken, Nat büyükçe bir duygusal yükün altına girdiğini zamanla idrak etmeye başlıyor. Nat en başından beri kasabada yabancı. Orada geçirdiği hayatı, zamanı kendisine ait hissetmiyor, sanki başka birinin hayatını sürdürüyormuşçasına, yaşadıkları da ona ait değil gibi davranıyor. Sanki tüm yasakları yasaklıyor. Kendi hikâyesinin başrolünü oynamaya ve sınır tanımamaya hazır. Romanın asıl gücü de burada yatıyor sanırım: Sara Mesa, aşkı aitlikten ve güven duygusundan soyutlayarak okuru bu tutkunun daha karanlık ve rahatsız edici bölgelerine, bizi midede bıraktığı yumru hissini bildiğimizden cevaplarını duymak istemediğimiz soruların beklediği bölgelere çekiyor. 

Mevsim geçişleri romanın genel atmosferinde önemli bir yer işgal ediyor. Mesa kasabadaki yaz sıcaklarını, tozlu yolları öyle canlı betimliyor ki, sayfaları çevirdikçe kuraklığı, tozu, nemi ve bunaltıcı havayı duyumsuyorsunuz. Ardından serin, nemli sonbahar gelirken anlatıya hafif bir ürperti ekleniyor. Doğadaki değişim Nat’in iç dünyasında da yankılanıyor. Özellikle romanın sonlarına doğru, havanın soğuması ve yağışların başlamasıyla Nat’in kıskançlıkla dolu yüreği içinizi üşütüyor. O kıskançlık ve mahcubiyet anları öyle canlı, öyle tanıdık... Evet, ne anlatmak istediğini biliyorum.

Romanın yarattığı yoğun etki sinemaya da taşındı. 2023 yılında Isabel Coixet tarafından filme çekildi. Film, metindeki atmosferi büyük ölçüde koruyor, Nat’in iç dünyasındaki karmaşayı da görsel dile aktarmayı başarmış. Romanın bıraktığı belirsizlik ve rahatsız edici tedirginlik hissini tam yakalayamasa da Mesa’nın anlatısını seyirlik boyuta taşıması bakımından izlenmeye değer bir uyarlama...

Romanın çevirmeni Çağla Soykan ayrı bir takdiri hak ediyor. Sara Mesa’nın anlatımından hiç kopmadan, uzaklaşmadan sözcüklerin dokusunu dilimize aktarabilmek gerçekten büyük başarı. 

Bir Aşk, bildiğimiz aşk romanlarından çok farklı bir yerde duruyor. Ne kurtarıcı bir aşk anlatısı sunuyor, ne romantik bir kaçış fantezisi. Aksine, insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan ve oynak, güç savaşımının ise ne denli belirleyici olduğunu sahicilikle aktarıyor. Sara Mesa bu romanıyla beni aşkın sadece bir yakınlaşma değil, aynı zamanda bir yalnızlık, bir kırıp dökme ve dökülme olabileceğine ikna etti. Nat’in dökülenleri toparlamaya karar vermesiyse bir çıkış yolunun hep olduğunu gösteriyor. Bir Aşk aslında bir aşk hikâyesinden ziyade bir büyüme hikâyesi. Büyüyen bir çocuk değil, yetişkin bir kadın. Onun kendini yeniden bulma ve unuttuğu ya da hiç bilmediği yönlerini keşfetme, hatırlama hikâyesi. Eh, herkesin aşkı kendine.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Zamanın Önüne Geçmiş, Görmeye Değer 25..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Matthew Redmond

17 Nisan 2025

Kriz Haline Gelen Orta Yaş

Shakespeare bile orta yaşı endişelenecek bir zaman aralığı olarak görmez.Miranda July, 2024 yılında yayımladığı All Fours’un önsözünde ilham kaynağının kendisine yakın birkaç kadınla yaptığı “orta yaşta yaşanan fiziksel ve duygusal değişim” üzerine konuşmalar olduğunu belir..

Devamı..

Neredesin Momus, Sana İhtiyacımız Var

Bora Ercan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024