Babaların Zorbalığı kadınları güçsüzleştiren ve onlara kendi yaşam yollarını seçme fırsatını vermeyen zorba babalara karşı girişilen bir mücadele.
Felsefe tarihinde göz ardı edilmiş kadın figürlerden Arcangela Tarabotti (1604-1652) on altı yaşında babası tarafından zorla manastıra hapsedilen bir rahibeydi. Castello’daki Sant’Anna Benedictine Manastırı’nda rahibelik yemini etti ama ilk adımını attığı andan itibaren manastır hayatından açıkça nefret etti, dini kıyafetler giymeyi de saçını kesmeyi de reddetti. Nefretinin asıl sebebi manastırdaki eğitim eksikliğiydi. Tarabotti Paternal Tyranny’de (Babaların Zorbalığı) manastırdaki kadınların eğitimi hakkında şöyle yazıyor: “Başlarına mürebbiye olarak felsefe, hukuk ve teolojiyle ilgili hiçbir şey anlatmayan eğitimsiz bir kadın atayıp onlara ancak zar zor okuma öğretirsiniz. Kısacası abeceden başka bir şey öğrenmemelerini sağlarsınız (kendi deneyimimden biliyorum).”
Tarabotti’ye göre özgürlük kişinin kendi yaşam yolunu eğilimlerine göre seçebilmesiyle ilişkilidir, yaşam yoluna bağlı kalacak kadar istikrarlı bir ahlaki karaktere ve seçilen yolda sebat etmek için gerekli olan maddi koşullara (eğitime, yasalara) sahip olmayı gerektirir. Tarabotti zorbalığı, kişiyi seçtiği yoldan sapmaya zorlayan dış güçlerle ilişkilendirir. Saptırıcı güç bireyler tarafından doğrudan ya da gelenekler ve yasalar tarafından dolaylı olarak uygulanabilir. Zorba babalar kızlarını iradeleri dışında manastırlara kilitler, gelenekler ve yasalar kadınların kamusal alandan dışlanmasını sağlar.
Erken modern İtalya’da kadınları manastırlara kapamak ve kamusal alandan dışlamak için kadınların “kararsız” doğalarına işaret ederek onları kınamak geleneksel argüman biçimiydi. Tarabotti bu tür popüler görüşlere küçümseyerek saldırır. Gerçek gücün kişinin kendi tutkularını fethetmesinde yattığını kabul eder, ancak amacı kadınların tutkularını erkeklerden daha başarılı biçimde fethedebildiğini göstermektir. Erkekleri hedef alarak şöyle yazar: “Cesaret talihsizliklere ve hakaretlere katlanmakta yatıyorsa nedensiz yere başkalarının kanını dökmek, bir kelime ya da temelsiz bir şüpheye dayanarak masum hayatlar almak sizi nasıl güçlü yapıyor?” Tarabotti’ye göre, popüler görüşün aksine, birçok erkek aslında kadınlar için koydukları standartları karşılayamaz. Bu erkekler göz kırpmadan birbirlerini öldürür, mahveder ve incitir. Tarabotti bunun, erkeklerin genellikle “talihsizlikleri ve hakaretleri” toplumsal bir şeye dönüştürme konusunda daha az yetenekli oldukları, dolayısıyla cesaretten yoksun oldukları anlamına geldiğini savunur. Paternal Tyranny’de pek çok kez metanetin toplumsal yönünü vurgular: “Küstahlık güçle aynı şey değildir; kişinin direnmesi, sebat etmesi ve metanete sahip olması gerekir. Nasıl olur da böyle bir erdeme sahipmiş gibi övünürsünüz, oysa siz bütünüyle tutarsızsınız. Siz, ey yalancılar, metaneti kendinize mal ettiniz. Oysa insanlığı silahla yok edenlere güçlü denemez, ancak ve ancak bizim gibi, dünyayı çocuklarla ve iyi işlerle dolduranlara güçlü denebilir.”
Burada Tarabotti toplumsal ve toplum-karşıtı güç arasında açık bir ayrım yapar. Birbirini yok etmek için güç kullanmak toplumsal gücün temeli olamaz, bu yüzden öldürme gücüne “güç” demeyi reddeder. Gerçek güç acıyı toplumsal bir şeye dönüştürme gücüdür, (örneğin “iyi işler” yapmak). Bu yüzden cesaret özgürlüğün tanımı için çok önemli bir rol oynar. Özgürlük cesaretin iki yönüyle ilişkilidir: acıya dayanmak ve toplumsal ilişkiler/bağlar oluşturmak. Metanete sahip olmak misilleme fırsatı aramaksızın acıya dayanabileceği anlamına gelir, bu da kişiyi, seçtiği yolu takip etmesini sağlayarak özgürlüğünü dış müdahale olmadan kullanmaya yönlendirir. Yukarıdaki alıntının gösterdiği gibi, özgürlüğü kullanmak ve bir yola bağlı kalmak toplumsal ilişkiler ve bağlar yaratmaktan ve beslemekten ayrı düşünülemez.

Tarabotti kadın doğasının asaleti konusundaki argümanında metanetin iki yönünü kullanır. Kadınların, erkek söylemlerinin aksine, cesur olduklarını, büyük acılara dayandıklarını savunur. Daha asil bir doğa daha cesurdur; bu nedenle kadınlar daha asildir, çünkü erkekler aynı tür acılara dayanamaz. Asalet argümanını şu şekilde özetleyebiliriz: (Önerme 1) Kişinin asaleti cesaretiyle orantılıdır. (Önerme 2) Acıya dayanmak cesur olmanın işaretidir. (Önerme 3) Kadınlar erkeklerden daha fazla acıya dayanabiliyorsa bu, kadınların erkeklerden daha cesur olduğu anlamına gelir. (Önerme 4) Kadınlar erkeklerden daha fazla acıya dayanabilir. (Sonuç 1) Öyleyse kadınlar erkeklerden daha cesurdur. (Sonuç 2) Öyleyse kadınların doğası daha asildir.
Tarabotti erkeklerin kadınlara üstünlüğünü ve kadınların kamu görevlerinden dışlanması için kadınların daha az asil bir doğaya sahip olduğunu öne süren erkek düşünürlere karşı bu argümanı ortaya koyar. Erkeklerin doğası daha asilse, geleneksel argümana göre, erkekler kamu görevlerini kadınlardan daha çok hak ediyordur. Tarabotti’nin asalet argümanını gündeme getirmedeki temel motivasyonu kadınların aslında kamu görevlerini hak ettiklerini ve arzu ettikleri yaşam yollarını seçebilmelerini savunmak. Elissa Weaver da Annali d’Italianistica’daki “With Truthful Tongue and Faithful Pen” başlıklı yazısında buna benzer bir iddiada bulunuyor: “Tarabotti mağdur olduğu acınası muamelenin ve kadınların ezilmesine sebep olan diğer birçok uygulamanın altında kadınların aşağılık, tutarsız, ahlaki ve entelektüel açıdan zayıf bir doğaya sahip olduğu inancının yattığını gösteriyor.” Tarabotti kadınları kamusal alanlardan dışlayan bu uygulamalara açıkça değinir: “Sizi lanet laf cambazları, yalanlarınız tüm dünyayı kadınların kamusal alandan dışlanması gerektiğine inandırdı.”
Bununla birlikte, acıya dayanmanın pasif olduğunu ve bu nedenle cesaret içermediğini söyleyerek Önerme 2’ye itiraz edilebilir. Örneğin Rousseau’nun Emile’de savunduğu görüş budur. Rousseau kadınların nazik bir doğaya sahip olduklarını iddia eder, yani kadınlar doğaları gereği erkeklerin adaletsizliklerinden kaynaklanan acılara dayanma yeteneğine sahiptir, bu da onların erkeklerin hoşuna gitmesini sağlar. Ancak Tarabotti böyle bir acıya dayanma biçimini açıkça reddeder. Susan James’in Spinoza on Learning to Live Together’da dediği gibi, metanetle ilişkili dayanıklılık bireyi zayıflatan şeylerle mücadele etme gücünü içerdiği için aktiftir. Paternal Tyranny kadınları güçsüzleştiren ve onlara kendi yaşam yollarını seçme fırsatını vermeyen zorba babalara karşı girişilen bir mücadeledir.
Başlıktaki desen: Matteo Bergamelli






