Irak’ta yapılan seçimler başka bir inançsız demokrasiyi daha gözler önüne serdi.
Iraklılar parlamento seçimleri için 11 Kasım’da sandık başına gitti. Resmi olmayan sonuçlara göre Irak’ın mevcut başbakanı Muhammed Şia El Sudani liderliğindeki koalisyon zafer kazansa da gruplardan hiçbiri 329 sandalyeli parlamentoda iktidar olabilecek çoğunluğa yaklaşamadı.
Fakat Irak’ın bir sonraki hükümeti seçmen talepleri doğrultusunda değil, ülkeyi uzun süre diktatörlükle yöneten Saddam Hüseyin’in devrildiği 2003 yılından beri olduğu gibi elit kesimin pazarlıklarıyla oluşturulacak. Çünkü Irak seçimleri değişim için bir araç olmaktan ziyade süreklilik arz eden bir ritüelden ibaret.
2025 seçimlerine olan katılımsa (%55) önceki seçime (%36) oranla oldukça yüksek ancak bu artış çok daha vahim bir gerçeği arka planda bırakıyor: Irak’ta yaklaşık 32 milyon seçmen var. 2025 yılında bilgilerini güncelleyen seçmen sayısıysa sadece 21,4 milyon ve bu sayı 2021 yılındaki 24 milyon seçmenin gerisinde. Dolayısıyla seçimlere katılım oranı aslında öyle olmamasına rağmen artmış gibi görünüyor.
Asker, polis ve ülke dışında yaşayan 1,3 milyon kişiyse erken oy kullandı. Seçim komisyonunun açıkladığı verilere göre bu seçmen grubunun katılımı yaklaşık %82. İlk bakışta gayet makul bir oran olarak görünüyor ama geçmişteki genel katılım oranıyla kıyaslandığında görünüşü kurtarmaya yetmiyor. Son yirmi yılın istatistiklerine bakıldığında, 2003 yılındaki ABD işgalinden sonra yapılan ilk seçim olan 2005 seçimlerinde kayıtlı seçmenlerden %79’u oy kullanırken bu oran istikrarlı bir biçimde düştü ve 2010 yılında %62, 2018 yılında %44, 2021 yılındaysa %36 olarak gerçekleşti.
Bunun en önemli sebeplerinden biri halkın demokratik seçimlere olan inancını kaybetmesi. Çünkü hemen hemen her seçimde aynı elit simalar, aynı mezhepçi pazarlıklar ve aynı maddi menfaat ilişkileri görünür hale geliyor. Çoğu Iraklı için oy kullanmak gerçek bir katılım olmanın uzağında, yalnızca gösteriden ibaret.
Irak’ta oynanan bu seçim tiyatrosunda başrolse oldukça basit bir denkleme dayanıyor: Oy karşılığı iş. Ülkenin ekonomisinin temelinde petrol var ve yaklaşık 4 milyon kişinin istihdam edildiği bu sektörün kontrolü tamamen devletin elinde. Dolayısıyla devlet hem ülkenin en büyük işvereni hem de ülkedeki toplam gelirin ana kaynağı.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre Irak’taki iş gücünün %38’i (3,3 milyon kişi) kamu sektöründe istihdam edilirken federal sübvansiyonlarla ayakta tutulan devlet işletmelerinde çalışanların sayısı 600.000 ila 700.000 civarında. Irak’ta emekli aylığı alanların sayısı 3,1 milyon, sosyal yardım ödeneği alan hane sayısıysa 1,5 milyon. Bütün bu rakamları topladığımızda 2025 seçimlerinde oy kullanan 12 milyon kişinin büyük bir kısmının devletten maaş ya da sosyal ödenek alanlardan oluştuğunu görmek mümkün.
Böylesi bir sistem seçmenle çalışan arasındaki sınırı bulanıklaştırmakla kalmayıp aynı zamanda oy pusulalarını bir seçim aracı olmaktan çıkararak uyum mekanizması haline getiriyor.
Irak’taki siyasi partilerin genel tutumuysa bakanlıkları kendilerine ait özel bir şirketmiş gibi yönetmek ve destekçilerine idari sözleşmeler vasıtasıyla çeşitli menfaatler sağlamak. Kamu çalışanları da mevcut konumlarının, terfi ve tayin taleplerinin genellikle siyasi parti üyeliğine bağlı olduğunun gayet bilincinde.
Irak’ın eski başbakanı Haydar el-Abadi seçimden hemen önce ekim ayında verdiği bir röportajda bu durumu açıkça dile getirdi ve Irak’taki seçim sürecinin “oy satın alma” sürecine dönüştüğünü belirtti.
Tükenmişlik politikası
Irak 2019 yılında 2003 sonrası en büyük protesto hareketini yaşadı. Çoğunu gençlerin oluşturduğu binlerce Iraklı sokaklara inerek mezhepçiliğe ve yolsuzluğunu son verilmesini talep etti. Bu, değişime olan inancı kısa süreliğine de olsa yeniden alevlendiren bir halk hareketiydi ancak güvenlik güçlerinin gösterileri orantısız şiddet kullanarak bastırması sonucunda altı yüzden fazla protestocu hayatını kaybetti.
Sünni milletvekili adayı Sefa Meşhedani’nin Ekim 2025 seçimlerinden hemen önce suikasta uğramasıysa ülkedeki görüş ayrılıklarının aşırılığının bir kanıtı. Meşhedani, İran tarafından desteklenen milisleri açık sözlülükle eleştirdikten kısa bir süre sonra Kuzey Bağdat’taki bir kasabada, aracına bomba yerleştirilmek suretiyle öldürüldü. Analistlere göre bu olay seçimlerin hemen öncesinde Sünnilerin ve ıslahat talep edenlerin sesini bastırmak amacıyla düzenlenen hedefli bir saldırı.
Dolayısıyla ülkedeki politik iklim seçimleri ve seçimlere olan katılımı özellikle de gençler için anlamsız hale getiriyor. Araştırmalar Irak’ta yaşayan gençlerin %46’sının göç etmek istediğini, siyaseti de etkili bir değişim aracı olarak değil, taleplerini önemsemeyen, seslerini bastıran ve yaşamlarını tehlikeye atan bir mekanizma olarak gördüklerini ortaya koyuyor.
Seçimler hâlâ yapılıyor ama demokrasiye olan inanç artık yok. Irak’ta demokrasi yalnızca meşruiyet için yapılan, halk hareketinden ve halkın inancından yoksun basit bir koreografi olarak varlığını sürdürüyor.
2025 seçimleri hayal kırıklığının da ötesinde derin bir krizi gözler önüne serdi. Irak’taki temel problem, hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair duyulan içselleştirilmiş inanç. Psikologlar kişinin tekrarlanan hayal kırıklıkları sebebiyle kendi eylemlerine olan inancını yitirdiği ve ne yaparsa yapsın mevcut durumu asla değiştiremeyeceğine inandığı bu duruma “öğrenilmiş çaresizlik” adını veriyor.
Toplum bazında düşünüldüğünde böylesi bir döngüyü kırmaksa ancak köklü reformlarla mümkün. Irak’ın öncelikle petrol gelirlerine olan bağımlılığını azaltması ve kayırmacılığın ön planda olduğu kamu sektörünü küçültmesi gerek. Yakın zamanda başka bir mecra da belirttiğim gibi, elindeki bütün imkânlara rağmen sosyal devlet olamayan Irak’ın gerçek bir serbest piyasaya ve en alt kademeden en üst kademeye kadar bütün kamu idareleriyle ve yöneticilerinin hesap verdiği bir sisteme ihtiyacı var. Bu değişiklikler yapılana kadar Irak’taki seçimler boş bir ritüel olarak kalmaya devam edecek.
Petrol aksa da, maaşlar ödense ve oylar sayılsa da bütün bu demokrasi gösterisinin altında umut etmeyi unutmuş bir toplumun derin sessizliği yatıyor.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






