Eski moda kapitalistler gibi spor araba koleksiyonları yok, bunun yerine kırsal bölgelerdeki çiftliklerde yaşıyor, sabahları yürüyüşe çıkıp bunun bile reklamını yaparak varoluşsal bir derinlik yanılsaması yaratmaya çalışıyorlar.
Stoacı bir yaşam tarzının nasıl olması gerektiğini anlatan kitaplar beyaz yakalı çalışanların, özellikle de finans ve teknoloji girişimcileriyle kişisel gelişim uzmanlarının dikkatini çekmiş gibi görünüyor. Peki nasıl oldu da Marcus Aurelius bir anda yöneticilerin gözdesi haline geldi? Ya da şu an iş dünyasının kendini meşgul etmek için kullandığı düşüncelerin gerçekten de Stoacı düşünceler olduğunu söylemek mümkün mü?
Yunan felsefesi alanında uzmanlaşan Humboldt Üniversitesi akademisyenlerinden Anna Schriefl bu konudaki sorularımızı cevapladı.
Helena Schäfer: Son yıllarda Stoacı felsefeden esinlenen kitapların sayısı oldukça hızlı bir biçimde arttı. Hatta aralarında Amazon’un çok satanlar listesine girenler bile var. Finans ve teknoloji piyasaları bu kitapları merakla okuyor. Peki Stoacı düşünce okulunu beyaz yakalı çalışanlar için çekici kılan ne?
Anna Schriefl: İlginç bulduğum bir fenomen. Eskiden benim yaptığım türden araştırmalara ilgi duyan çok az kişi olurdu – sonra bütün dünya birdenbire Stoacı düşünceden bahsetmeye başladı. Öyle ki, Stoacı felsefeyi temel alan bir kişisel gelişim kitabı yazmak bariz iş modeli haline gelmiş gibi görünüyor. Her hafta şaşırtıcı sayıda kitap yayımlanıyor ve yayımlanan bu kitapların bir kısmı da hızla Amazon listelerinde giriyor.
İşin doğrusunu söylemek gerekirse finans ya da teknoloji sektöründe çalışanların Stoacı düşünceye ilgi duymalarının tek sebebi başarılı olma takıntıları. En basitinden Stoacı felsefe onlara rol modeli olarak görülebilecek başarılı bir figürü, Roma imparatoru Marcus Aurelius’u sunuyor –etkili kişileri bünyesinde barındıran bir düşünce okulu hem çalışanlar hem de yöneticiler için her zaman çekicidir. Yunan filozofların yazdıklarını okumaz, hatta bilmezler bile ama imparatorun ağzından çıkan her sözü kelimesi kelimesine ezberler, sonra bunları toplantılarda, iş çevrelerinde kullanırlar. Zaten bütün bu pazarlama harikasının arkasında yatan sebep de bu değil mi? Mesela bu alanda popüler bir yazar olan Donald Robertson’un yayımlanan son kitabının adı Roma İmparatoru Gibi Düşünmek (2019).
HS: O zaman şunu söyleyebilir miyiz, Stoacılık geçmişte olduğu gibi bugün de zenginler ve güçlüler tarafından takdir edildiğine göre aynı zamanda eşitsiz servet dağılımını meşrulaştırmaya da hizmet ediyor. Nihayetinde Stoacılar dünyanın kendine özgü bir düzenle işlediğine ve insanın da kaderine boyun eğmesi gerektiğine inandılar. Bu motif günümüz edebiyatında bile karşımıza çıkmıyor mu?
AS: Teknoloji çevrelerinde Stoacılık konusunda tanınmış bir isim olan Ryan Holiday böyle bir yolun takipçisi. Ona göre kişinin kral ya da köle olması arasında bir fark yok, ister hapiste çürüsün ister özgürce koşsun, kral da köle de aynı zorluklarla karşılaşır. Bana kalırsa bir şeyleri epey yanlış anlamış. Ama yine de kendi dünya görüşünü temellendirmek için niçin Stoacı felsefeden medet umduğunu anlayabiliyorum. Stoacı düşünürler mutluluğun bir tercih olduğunu, en karanlık zindanda bile erdemli bir yaşam sürebileceğimizi çünkü ihtiyaç duyduğumuz her şeyin ellerimizde olduğunu söylerler. Fakat Stoacı felsefenin antik çağda üst tabakalara, örneğin Nero ve Domitian gibi imparatorlara karşı gelişen siyasi direniş hareketleri aracılığıyla yayıldığını unutmayalım. Mutluluk mu istiyorum? O zaman adaletsizliğe ya da sosyo-ekonomik koşullardaki eşitsizliğe karşı sesimi yükseltmek elbette bana düşer.
Bence dünyayı tanıdığını düşünen ve bununla övünen biri her şeyden önce çoğu toplumun adaletsiz olduğunu kabul etmeli. Ve toplumların bu şekilde yapılandırılmasının nedeni bir dizi tesadüf değil, bizlerin, yani insanoğlunun yaptıkları. Dolayısıyla Stoacı tutum dediğinizde bu, bütün güç ilişkilerini hiç sorgulamadan kabullenmek anlamına gelmiyor.
HS: Peki teknoloji ve finans yöneticilerinin Stoacı felsefeden beklentisi ne?
AS: Sanırım çalışanların kendini optimize etmesi. Ve bu iş yerinde daha üretken, daha rekabetçi olmak anlamına geliyor. Antik dönem stoacıları kişinin kendi karakterinden sorumlu olduğunu vurgularlardı. Silikon Vadisi ve Wall Street Stoacılarıysa kişinin kendi başarısından ya da başarısızlığından sorumlu olduğunu söylüyor. Çok da anlaşılmaz bir algı değil çünkü Stoacı ahlakın çoğu ilkesi beyaz yaka diline çevrilebiliyor. Yani yöneticiler açısından kendini optimize etmeyi sağlayan bir araç kutusu. Mesela az evvel bahsettiğimiz kitaplarda başarısızlık karşısında cesaretimizi yitirmememiz, bunun yerine soğukkanlılığımızı koruyarak -buna stoik karakter adını veriyorlar- azimle devam etmemiz gerektiği yazılı. Başarısızlıklarınızı “agresif” bir biçimde mi yönetmek istiyorsunuz, o zaman Stoacı felsefenin ilkelerini uygulayabilir ve mevcut yöntemler işe yaramadığında, Tamam o zaman, dersiniz, madem öyle, ben de bir sonrakine geçerim.
Bu yorumun başka bir yönü de zaman yönetimi. Tek bir dakikayı bile boşa harcamamak, günlerinizi mümkün olan en verimli biçimde organize etmekle ilgili. Oysa antik dönem Stoacılarının böyle bir kaygısı yoktu. Çok fazla para kazanmak için günü organize etmenin peşinde değillerdi. Ama Ryan Holiday’e göre beslenmenizi düzenlemeli, mümkünse aralıklı orucu denemeli ve e-postalarınıza sadece saat on birden sonra bakmalısınız. Aslında oldukça sıradan öneriler, yani bunları akıl etmek için birinin size söylemesine gerek yok ama konu Greko-Romen kökenlerle ambalajlandığında yeni bir icatmış gibi ilgi çekici hale gelebiliyor.
HS: Peki neden özellikle Greko-Romen?
AS: İncil ya da başkaca kutsal kitaplardansa bu döneme atıfta bulunmanın tesadüf olduğunu sanmıyorum. Batı kimliğinin inşasında Greko-Romen Antik Çağ her zaman Hristiyanlığın karşısında bir alternatif işlevi görmüştür. Şu an karşımızda da genellikle ateist olmakla gurur duyan, seküler bireyler var. Bu hep böyle olmuştur, kişi kendini ateist olarak görüyorsa ya da ateist olmasa bile dinle bir ilgisinin olmadığını vurgulamak istiyorsa kendini Hristiyan geleneğinin değil, Greko-Romen geleneğinin içinde konumlandırır.
HS: Fakat Stoacı felsefede ateizmden söz edemeyiz. Aksine, her şeyi kapsayan ve kozmosla bir olan ilahi akıldan bahsedilir. O halde Stoacı düşünceyle ateizm arasında niçin böyle bir bağlantı kuruldu?
AS: Stoacıların ateist olmadığı doğru. Ama görünüşe bakılırsa Stoacı felsefe günümüzdeki hâkim dünya görüşüyle gayet uyumlu. Bana kalırsa kurulan bu bağlantının sebeplerinden biri Stoacılığın çağdaş yaşamın gereklerine uyabilecek tarzda yeniden yorumlanmış olması. Mesela sık sık Stoacıların materyalistler olduğunu okuruz ama bu, yaygın olduğu kadar da yanlış bir teori. Doğru olan, onların düalist olmadığı. Platon’un duyu ötesi dünya fikrini reddederler. Fakat her ne kadar elle tutulur gerçeklikleri savunsalar da, her şeyin ilahi düzene ve akla tabi olduğunu kabul ederler. Stoacı düşünürlere göre kozmos organik bir bütün, canlı bir varlıktır. Ve bu ilahi akla “Zeus” adını verirler. Dolayısıyla dini tamamen irrasyonel bir fenomen olarak gören günümüz ateistleriyle antik dönem Stoacıları arasında bu açıdan hiçbir ortak nokta yok.
HS: Stoacı felsefe etik, fiziksel ve mantıksal kavramlardan oluşan kapsamlı bir düşünce sistemi sunuyor. Peki Stoacılığı bu kozmolojik çerçeveden çekip çıkardığımızda ondan geriye kalan ne?
AS: Stoacıların Sokrates’in ölümünden yıllar sonra felsefeyi -ve onun birlikte fizikle mantığı- alıp Platon ve Aristoteles’ten farklı bir yöne götürerek felsefi düşüncenin yayılmasını sağlamış oldukları gerçeği bile başlı başına etkileyici bir başarı. Fakat görünen o ki, birinin felsefesini alıp istenmeyen tarafları ayıkladıktan sonra kalanı benimsemek kimileri için işlevsel bir yöntem. Benim için buradaki asıl soru, bütün bunların eski Stoacılıkla bir ilgisinin olup olmadığı. Bence burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Ryan Holiday’in sunduğu ve teknoloji dünyasının da hiç sorgulamadan benimsediği şeylerin gerçek Stoacılıkla hiçbir ilgisi yok. Bunlar yalnızca Stoacı düşünürlerden yapılan alıntılarla süslenmiş, çoğunlukla da saçma sapan uygulamalara yol açan kişisel gelişim kitapları.
Elizabeth Holmes örneğini ele alalım. 2015 yılında kan testine dayanan bir biyoteknoloji girişimiyle tarihin en genç milyarderi haline gelen Holmes, yanında sürekli Marcus Aurelius’un Düşünceler kitabının bir kopyasını taşıdığını övünerek anlatıyordu. Şimdiyse dolandırıcılıkla hem müşterilerini hem de yatırımcılarını aldatmakla suçlanıyor ve yargılama neticesinde onlarca yıla mahkum olabilir. Geliştirdiği sözde devrim niteliğinde tekniğinse baştan sona yalan olduğu ortaya çıktı. Stoacı ahlak anlayışından bu kadar uzak bir şey daha olamaz. Holmes için her şey, onu vizyoner bir girişimci gibi göstermeye yarayan basit birer araçtı. Oysa sırf bu bile, dünya hakkında yanlış bir yargıya varmamak için öncelikle bilgiye ulaşmayı öngören Stoacı erdem ilkesinin tam aksi.
Bununla birlikte olumlu örnekler de var. İnsanların kendini Stoacı olarak gördüğü tek alan finans ya da teknoloji değil. Öyle insanlar var ki, bunlar gerçekten de Stoacılığı mümkün mertebe kendi hayatlarına uygulamaya çalışıyor. Mesela Stoacı düşüncenin duygulara olan yaklaşımını düşünelim. Çoğu insan için işe yarar çözümler sunabilecek bir konu – tabii olması gerektiği gibi idrak edilirse. Duygularımızın temelinde yatan şeyin aslında görüşlerimiz olduğunu ve görüşlerimizi de değiştirebileceğimizi anlarsak şunu da anlamış oluruz: Görüşlerimizi değiştirmek bizim elimizde olduğundan kendimizi mantıksal herhangi bir temeli bulunmayan acı, korku ve arzulardan kurtarabilir, kıskançlık gibi olumlu tek bir yanı bile olmayan duyguları hayatımızdan çıkaracak gücü kendimizde bulabiliriz. Üstelik bunu yapabilmek için Stoacı mantık hakkında her şeyi bilmemiz gerekmez. O yüzden kendini Stoacı olarak gösterenlerin savunduğu gibi sistemin nasıl olması gerekiyorsa öyle olduğunu ve ondan kurtulmak için elimizden hiçbir şeyin gelmediğini iddia etmek bence gerçek bir küstahlıktan ibaret. Somut örnek görmek isterseniz Bilişsel Davranışçı Terapiye (BDT) bakmanız yeterli. Bu terapi Stoacı ahlak felsefesinden alınan belli ilklere dayanır ve doğrusu gerçekten iyi sonuçlar verir.
HS: Silikon Vadisi ya da Wall Street dışındaki bu modern Stoacılar kim?
AS: Amerika Birleşik Devletleri’nde bu başlık üzerine tartışanların çoğu gayet sıradan insanlar. Mesela New York City Stoics adında bir forum grubuyla tanışma fırsatı buldum. Teknoloji ve finans tarzı Stoacılığın oldukça uzağındaydılar. Hatta tamamen kişisel başarıya odaklanan bu sözde harekete “S” yerine dolar işareti kullanarak “$toicism” adını veriyorlar. Bir başka ayırt edici yönleri de, Stoacılığı benimsediğini söyleyenler arasında hızla yayılan ve beyaz erkeğin üstünlüğüne dayanan “bro-icism” hareketinden kendilerini ayırmaları.
Bahsettiğim New York City Stoics bünyesinde farklı kişilikler barındıran bir grup. Mesela Pierre Hadot’yu ve Stoacılar üzerine yapılmış akademik çalışmaları tartışmaya açıyorlar. Ayrıca bir de Stoacı düşüncenin ilkelerini kendine temel alarak insanların dayanışmasını sağlayan çevrimiçi gruplar var. Diyelim ki, biri ailesinden birini kaybetti. Bununla ilgili bir mesaj yayınlıyorlar ve grup üyeleri mesaja ölümü bir trajedi olarak değil de doğal bir süreç olarak algılamanın önemini vurgulayarak yanıt veriyor. Kimse kişisel detayları merak etmiyor. Biten bir dostluğa ya da ilişki sorunlarına olan biten meseleler üzerinden değil, konunun özü bağlamında yaklaşıyorlar. Çevrimiçi alanlarda gördüğüm bu dostane ve yapıcı zihniyet beni gerçekten çok etkiliyor. En nihayetinde hepsi birer psikolojik destek grubu ama farkları Stoacı düşünürlerin tavsiyelerini temel almaları.
HS: Peki Stoacılığın yalnızca kişisel gelişim boyutuna odaklanmak onu sisteme hizmet eden bir araç haline getirmez mi? Bu haliyle insanları kendi durumlarından memnun olmaya ve daha üretken olabilmek için yollar aramaya teşvik etmiyor mu? Eğer öyleyse neoliberalizmin Stoacılığı asimile ettiğini söyleyebilir miyiz?
AS: İş modelinin her zaman aynı olduğu doğru: Okurları motive etmek ve onları daha iyi birer tüketici haline getirmek. Ve bütün bu pratik yaşam kılavuzları aynı zamanda kapitalizmin bozuk imajını düzeltmeye çalışıyor. Bu bariz bir problem çünkü son yıllarda şirketlerin en büyük derdi, kapitalizmi daha kabul edilebilir hale getirmek. Greenwashing (Yeşil Yıkama) hadisesi bunun en iyi örneklerinden biri. Retoriklerinin tek amacı size sattıkları ürünler konusunda kendinizi kötü hissetmemeniz. Şu kremi mi kullanıyorsunuz, şirket size o kremin ekolojik prensipler doğrultusunda üretildiğini söylüyor. Ya da ayağınızdaki Nike ayakkabı durup dururken sürdürülebilir hale geliyor çünkü o ayakkabının üretiminde okyanustan çıkarılan bir pet şişe kullanılmış.
Ryan Holiday tarzı Stoacılığın da bundan farklı olduğunu sanmıyorum. Aslında o ve onun okurları ortalama birer kapitalistten başka bir şey değiller. Satmak istedikleri ürünlerden para kazanmak istiyor ama bu ürünleri ticari bir meta olarak göstermek kaba saba geldiğinden onları anlamlı bir yaşam tarzının parçası olarak sunuyorlar. Eski moda kapitalistler gibi spor araba koleksiyonları yok, bunun yerine kırsal bölgelerdeki çiftliklerde yaşıyor, sabahları yürüyüşe çıkıp bunun bile reklamını yaparak varoluşsal bir derinlik yanılsaması yaratmaya çalışıyorlar. Yoga kampları ve meditasyon inzivaları hangi maksatla pazarlanıyorsa Stoacı felsefe de aynı maksatla pazarlanıyor. İnsanların psikolojik sorunlarının sebebi çoğunlukla çalışma koşulları ama hiç kimse bu koşulları değiştirmeye yanaşmıyor. Çünkü iş kanunlarını insani hale getirmek yerine çalışanları akşamları yoga ya da meditasyona atölyelerine davet etmek daha kolay.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






