Asıl problem bu testlerin şirketler tarafından aşırı ciddiye alınması ve çalışanların hayatını derinden etkileyen terfi ya da performans ölçümü gibi kararlarda bu testlere güvenilmesi.
Etrafımız kişilik testlerinden bilişsel uyaranlara kadar etrafımız nörobilimsel olduğu iddia edilen şüpheli kavramlarla, şüpheli ölçme araçlarıyla dolu. Nörobilim alanında doktora çalışmalarını sürdüren ve aynı zamanda klinik psikolog olan Albert Moukheiber ile hızla yayılan bu nöro-mitlerden bahsettik.
Alexandre Lacroix: Özellikle de profesyonel iş dünyasında belirgin bir “nöromani” yaşandığını düşünüyor musunuz?
Albert Moukheiber: Kesinlikle. Şu an iş dünyasında kullanılan pek çok kavram nörobilim alanından geliyor. Genellikle yanlış kullanılıyorlar ama sırf nörobilimin belli önyargılara çekici bir görünüm kazandırmasından dolayı hâlâ tercih ediliyorlar.
AL: Küçük bir örnek verebilir misiniz?
AM: Mesela “sürüngen beyni” olarak bilinen konsept 1950’li yıllarda Paul D. MacLean isminde biri tarafından ortaya atılan hayali bir teoriden geliyor. MacLean, temel evrim teorisini aldı ve beynin anatomisine uyguladı. Bu hayali teoriye göre beynin bazal ganglionları çok eski bir yapı olduğundan “sürüngenlerden” geliyordu ve limbik sistem iştah ve arzu merkeziyken memeli neokorteksi rasyonel anlamda kontrol sağlıyordu. Halbuki biz şu an bilişsel görevlerin limbik sistem tarafından yerine getirildiğini, beyinde her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu dolayısıyla da çoğu görevin hem iç hem de dış katmanları ilgilendirdiğini biliyoruz. Aynı sebepten ötürü sağ beynin sanatsal, sol beyninse matematiksel olduğu da bir nöro-mitten ibaret. Bu tarz ifadeler başarılı oldu çünkü “kim zaman dürtülerini kontrol etmen gerekir” ya da “bazıları analitik ve matematiksel düşünür, bazılarıysa sanata meyillidir ve daha yaratıcıdır,” gibi basmakalıp çıkarımlara sözde bilimsel bir hava kattılar.
AL: Çalışmalarınızda MBTI ya da Enneagram gibi kişilik testlerinin insan kaynakları alanında kullanımını da eleştiriyorsunuz. Niçin?
AM: Bu testler psikometrik özellik anlamında pek bir şey sunmaz. Mesela MBTI yalnızca on altı kişilik tipini tanımlamakla yetinir ki, bu sınıflandırma burçlardan bile daha az netlik taşır. O yüzden bu testin güvenilir olup olmadığı aynı kişiyi altı ay arayla teste tabi tutarak ve aynı yanıtların alınıp alınmadığı kontrol edilerek ölçülür. Sonuç mu? Elbette olumsuz.
Üstelik test sonuçlarını değerlendirenler de güvenilir olmaktan uzaktır. Testi yorumlayan uzman değiştiğinde sizin sonucunuz da değişir. Asıl problem bu testlerin şirketler tarafından aşırı ciddiye alınması ve çalışanların hayatını derinden etkileyen terfi ya da performans ölçümü gibi kararlarda bu testlere güvenilmesi. Çalışan açısından düşündüğünüzdeyse kariyer konusunda sizi yanlış yönlendirme potansiyeline sahipler. Diyelim ki hayaliniz satış profesyoneli olmak ama test size içe dönük bir kişiliğiniz olduğunu söylüyor ve siz de hayalinizden vazgeçip belki de hiç istemediğiniz bir alana yöneliyorsunuz.
Fakat tam da bu aşamada başka bir eleştiri daha getirmek istiyorum. Şirketler niçin çalışanların kişiliğiyle uğraşıyor? Bir insanın çalışma hayatındaki performansını ne zamandan beri kişiliğine göre ölçer oldunuz? Bir kardiyolog ya da bir pilotu işe alacaksınız, hangisi daha önemli diploması mı, deneyimi mi yoksa kişiliği mi? Ve işte başka bir problem daha: Evden işe gelirken her gün iki ya da üç saatini yolda, trafikte geçiren birini düşünün. Mutlu ve motivasyonu yüksek bir kişiliği olsa bile elbette yorgun olacak ve düşük performans gösterecektir. Umarım anlatabilmişimdir, önemli olan kişilikten ziyade çevredir.
AL: Zihinsel aktiviteyi artırdığı varsayılan “nootropik” maddelerin aslında ikna edici sonuçlar vermediğini söylüyorsunuz.
AM: En sık kullanılan nootropik maddelerden biri kahve. ABD’de ise Modafinil gibi ilaçlar çok fazla tüketiliyor. Bir de son zamanlarda yaygınlaşmaya başlayan ve elektrostimülasyon yoluyla beyni güçlendirdiği iddia edilen kasklar var. Fakat bu maddelerin ya da tekniklerin hiçbiri problem çözme ya da ezberleme konusundaki bilişsel kabiliyetlerimizi artırmayı başaramadı. Reçeteli ilaç kategorisinde olan Modafinil’in etkisi barizdir. Narkolepsi tedavisinde kullanılan bu ilaç kişideki yorgunluk hissini ortadan kaldırır, uyanık kalmaya yardımcı olur ve konsantrasyonu artırır. Sorun şu ki, psikolojik bağımlılık yaratır. İlacı kullanan kişiler bu ilaç olmadan asla çalışamayacağına inanır ve ilaca bağımlı hale gelir.
Aslına bakarsanız insanlardan sürekli verimlilik talep eden ve herkesin, her zaman üretken olması gerektiğini dayatan bu sistemle mücadele etmeye çalışıyorum. Zira çoğu insan yaratılan bu gerçek dışı vizyon yüzünden sürekli bir kaygı halinde yaşıyor. Bedelleriyse çok büyük, çalışanlara stres, tükenmişlik, mesleki bağların bozulması olarak dönüyor. Bütün bu mitlerle ya da kimyasal desteklerle uğraşmayı boş verip beyninizi biraz olsun rahat bırakmaya ne dersiniz?
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






