Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Ekim 2025

Hayat

Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Politikaları Liberalizmin Adaletsizliklerini Örtbas Ediyor

Apolline Guillot

Paylaş

1

0


Amerikalı düşünür Susan Neiman: “Her kültür kendisini başka kültürlerden aldığı etkilerle inşa eder ve bu da, aslında kültürün ölümüne yol açan kültürel öykünme korkusundan kurtulmamız gerektiği anlamına gelir. ”

Liberal hükümetlerin başlıca yönetim aygıtları arasında yer alan çeşitlilik ve kapsayıcılık, ABD’de Trump yönetiminin saldırısı altında. Peki böyle bir atmosferde özel şirketler “woke” (toplumsal konulardaki aşırı duyarlılık) haline gelmeden kapsayıcı bir iş kültürü yaratabilirler mi? Bu soruyu Left is Not Woke (2023) isimli kitabın yazarı, Amerikalı düşünür Susan Neiman’a sorduk. 

Apolline Guillot: Aslında Amerika kökenli olan ve evrenselciliğin aksine kimlik farklılaşmasına dayanan bu çeşitlilik ve kapsayıcılık matrisi sizce nasıl oldu da neoliberal ekonomilerin hâkim olduğu günümüzde bu kadar yaygınlaşabildi? 

Susan Neiman: Neoliberal kapitalizmle tamamen uyum gösteren ve asıl gayesi neoliberal düzenin çarklarını döndürmek olan kimi kavramları çeşitlilik ve kapsayıcılık çatısı altında toplamaktan ziyade bunları “woke” kültürünün uzantıları olarak görmeyi tercih ediyorum. Şirketler açısından bakıldığında çalışanlarınıza adil davranmak yerine yönetim kurulunuzdaki üyelerin kimlik bakımından çeşitliliğini artırmak hem daha maliyetsiz hem de daha kolaydır. Bu sistemde sembolik hale gelmiş olan kimi politikalar, sistemde yerleşik olması gereken somut politikaların yerini alır. 

Farklı kültür ve kimliklerde gelen oldukça kapsamlı bir seçmen kitlesine hitap eden ve Yüksek Mahkeme’ye ilk kez siyahi bir başkan atayacağını söyleyerek oylarını artıran Biden da “woke” kültürünün bir uzantısıydı – bu da onun sonunu getirdi. Ketanji Brown Jackson’ın, yani hâlihazırdaki Yüksek Mahkeme başkanının nitelikleri konusunda herhangi bir tereddüdüm yok, hatta eminim çoğu meslektaşından daha nitelikli ama Biden bu açıklamayı 2020 Güney Carolina ön seçimlerinden hemen önce yaptı. Güney Carolina siyahi nüfusun çoğunlukta olduğu bir eyalet ve Biden’ın da bu bölgedeki seçimleri kazanması gerekiyordu. Ve atamayı bu açıklamadan sonra yaptığı için aslında Jackson’ın itibarına zarar vermiş oldu. 

Biden’ın özelliklerinden bir başkası da kendini “işçi dostu” olarak tanımlamasıydı ve bu doğrultuda grev hattının ötesine geçtiği bile oldu. 2022’de, Amerikan ara seçimlerinden hemen önce demiryolu işçileri grev ilan edileceğini açıkladığında müzakerelere dahil olanlar arasında bizzat Biden’ın kendisi de vardı. Söz konusu müzakereler sembolik bir artışla sona ererken işçilerin en temel taleplerinden biri olan ve pandemi döneminde bile kendilerine tanınmayan 5 günlük hastalık izni talebi hiçbir surette dikkate alınmadı. Bu durumun Avrupalılar açısından ne denli imkânsız bir şey olduğunun farkındayım ama düzen bu şekilde işliyor – hükümetler başları her sıkıştığında “çeşitlilik ve kapsayıcılık” kavramlarına başvurarak neoliberal kapitalizmin yarattığı eşitsizliği ve adaletsizliği örtbas ediyorlar. 

Geçmişte kimlik siyaseti olarak adlandırılan “woke” kültürünün devlet sosyalizminin sonuna denk gelmesi tesadüf değil çünkü o sıralar sürekli tekrarlanan bir mesaj vardı: Bütün sosyalizm biçimlerinin sonu gulaglara çıkar ve insanların ortak arayışı evrensel adalet gibi ilkeler değil, son çıkan IPhone’a sahip olmaktır. İlerici kesim de çareyi ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, homofobiye karşı çıkmakta buldu. Bunlar elbette istisnasız mücadele edilmesi gereken şeyler ancak kitabımda da belirttiğim gibi, ortak bir amaç olmadan hareket edildiğinde her biri münferit bir hal alarak hizipçi iktidar mücadelelerine dönüşür. 

AG: Peki şu an “woke” kültüre karşı hem Amerika’da hem de Avrupa’da görülen kitlesel tepki, bahsettiğiniz bu hizipçiliği aşmak ve kusurları düzeltmek için bir aşama olabilir mi? Sizce bu tepkilerden nasıl bir ders alınmalı? 

SN: Kesinlikle bahsettiğiniz gibi bir aşama değil çünkü bu tepkilerin arka planında sağcıların gündemini desteklemek üzere tasarlanan politikalar yatıyor ve aslında “woke” kültürüne yapılan itirazları sağın menfaatleri için kullanmak maksadıyla organize edilen kötü niyetli bir girişim. Yaratılan bu sahte gündem gerçekten de ırkçı, cinsiyetçi, homofobik ve liyakatle uzaktan yakın hiçbir ilgisi yok. Bir yandan Trump’ın çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık politikalarına karşı ağır ithamlarını işitip öte yandan onun Amerika tarihindeki en liyakatsiz kabineyi oluşturduğunu görmek gerçekten mide bulandırıcı. Savunma Bakanı Fox’un eski haber sunucularından biri ve sağcı bir fanatik. Eğitim Bakanı adayıysa güreş programı yapımcısı. 

Trump ve ekibi “woke” kültür hakkındaki eleştirileri kendi menfaatleri için kullanmayı başardılar ve sağ tarafından kullanıldığının nihayet farkına varan ilerici kesim kamuoyu karşısında bunu itiraf etmekten korkuyor. Bundan yalnızca şöyle bir ders çıkarılabilir: İlerici kesim gerektiğinde özeleştiri yapmazsa sağ bunu yıkıcı bir biçimde kendi lehine çevirmeyi bilir. 

Şu an cidden paralize olmuş durumdayız çünkü hemen hemen herkes “woke” kültürünün Solculukla eşdeğer olduğunu sanıyordu. (Burada Trump’ın “woke Marksistlere” yönelik saldırısının ne kadar saçma olduğunu da eklemem gerek çünkü bir Marksist’i “woke” kültürle ilişkilendirmek neredeyse imkânsız.) Amerikan siyasetini takip edenlerin tepki olarak gördüğü şey aslında sosyal adaleti sağlamaya yönelik girişimlere karşı yürütülen kasıtlı bir saldırı ve arka planda şirketlerin açgözlülüğünü besliyor. İlerici kesimse ne yapacağını bilme bir halde çünkü yıllardır gerçek solun ne olduğu konusunda kafamız karışık.

AG: Kusurlarından arındırılmış bir evrenselcilik, yani şu ana kadar kendisine yöneltilen bütün eleştirileri dikkate alan buna uygun surette değişiklikler yapan bir evrenselcilik kapsamında yeni bir çalışma kültürü oluşturabilir miyiz? Örneğin Merleau-Ponty, lateral evrenselcilikten bahseder. Souleymane Bachir Diagne ise evrenselciliği sömürge sonrasının bakış açısıyla ele alır. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? 

SN: Her iki düşünürün çalışmaları hakkında fazla bir bilgim yok, o yüzden detaylı bir izah veremem ama Diagne’den okuduklarım epey hoşuma gitti. Fakat sömürge sonrasını ele alan teorilerle sömürge karşıtlığını birbirine karıştırmamamız gerektiğini söylemeliyim çünkü bu çok sık rastladığım bir hata. Aydınlanma düşüncesiyle birlikte gelen evrenselcilik, sömürge sonrasını çalışan çoğu kuramcının söylediğinin aksine, sömürge karşıtıydı. Aydınlanma dönemi düşünürleri Avrupa merkeziyetçiliğini eleştirirken evrenselcilik kavramını icat ettiler ve Avrupalıları, genellikle Avrupa’nın kendisinden çok daha bilge olan öteki kültürlerden bir şeyler öğrenmeleri yönünde teşvik ettiler. 

Bu açıdan evrenselciliğin düzeltilecek bir yanı olduğunu düşünmüyorum; sadece doğru bir biçimde kavranması gerek. Rokhaya Diallo da benzer bir şey söylemiştir; sorunlu olan evrenselcilik fikrinin kendisi değil, bu fikrin asla kavranamamış olması. Sömürge sonrası hareket bize Aydınlanma dönemi düşünürlerinin gayet iyi bildiği kimi gerçekleri yeniden hatırlatır: Dünyanın merkezi Avrupa değildir ve başka kültürlerin bakış açılarını dikkate aldığımız takdirde bundan hepimiz fayda sağlarız. 

Her kültür kendisini başka kültürlerden aldığı etkilerle inşa eder ve bu da, aslında kültürün ölümüne yol açan kültürel öykünme korkusundan kurtulmamız gerektiği anlamına gelir. Bir diğer anlamıysa Avrupa kültürünün kanonlarını terk etme çağrılarının yanlış olduğudur çünkü yapılması gereken bu kanonların terk edilmesi değil, aksine genişletilmesidir. 

Sözlerimi Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri isimli kitabının son cümlesiyle bitirmek istiyorum – bu cümle onu sömürge sonrası teorisyenlerden biri olarak görenleri epey şaşırtacaktır:

“Avrupa için, kendimiz için ve insanlık için, yoldaşlar, yeni bir başlangıç yapmalı, yeni bir düşünce tarzı geliştirmeli ve yeni bir insan yaratmaya çalışmalıyız.”*

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

* Yazarın doğrudan Frantz Fanon’un kitabından yapmış olduğu bu alıntıda İletişim Yayınları, Şen Süer çevirisi kullanılmıştır. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Jane Austen Banknotları Kullanılmaya B..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Toprak Işık

14 Mayıs 2025

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa K..

İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. İsviçreli yazar Peter Stamm’ın, Gece Mavisi Bir Saatte adlı eserini Ufuk Tonka Türkçeleştirmiş ve Tudem markası altında yer alan Delidolu Yayınları ülkemiz okuru i..

Devamı..

Ölümle Randevumuz Var

Cüneyt Ayral

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024