Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Temmuz 2022

Edebiyat

Bir Adının Olması

Metin Yetkin

Paylaş

0

0


Zira hayat bir yol olarak görüldüğünde durmak ya da gitmek arasında bir yerde konumlanır düşmek.

Aynur Kulak’ın "Adı Olmayan İkinci Öykü" adlı öykü kitabı İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. Birbiriyle bağlantılı sekiz öyküden oluşan kitap hayata uyumlanmak zorunda kalan bireyin varlık mücadelesini odağına almakta.

Adı Olmayan İkinci Öykü giriş olarak görebileceğimiz başlıksız bir bölümdeki “Düştüm” cümlesiyle başlıyor. İleriki sayfalarda okuduğumuz üzere yazarın düşmek eylemine yüklediği anlamlar çeşitli. Bu eylemi hafızayla, dille, varlıkla ilişkilendirmiş Kulak. Zira hayat bir yol olarak görüldüğünde durmak ya da gitmek arasında bir yerde konumlanır düşmek.

Bu bağlamda, Adın isimli kahramanın hatırına sıkça gelen on beş sene önceki düşüşü hayatın akışına başkaldıran, ne durmak ne de gitmek, yalnızca kendi varlığına dönebilmek isteyen bir karakterin sembolik bir hatırası olarak okunmalı. Zira, tekdüze aile hayatında yer alan bireyleri gözlemleyerek, çalışma hayatının yapaylığına uyumlanarak, toplu taşıma yolculuklarında diğer insanları inceleyerek belli bir bilinç seviyesine ulaşmış Adın. Nitekim, aile bireylerini de onun tespitleri üzerinden tanımakta okur: Ailesini geçindirmek için Almanya’da senelerce emek veren fakat en büyük endişesi vakit namazlarını nerede kılacağı olan, Allah’tan bir çocuk zihniyle korkan bir baba. Onun yokluğunda canını dişine takıp dört çocuk büyüten, majör depresyon tanısı konan ve ardından kansere yakalanarak hastalığını yenen bir anne. Askerde düşünecek vakti olduğu için hayatı sadeleştirerek mutlu olabileceğini düşünen fakat düşüncelerini eyleme geçiremeyecek mizaçta olan bir kardeş. Etkisi olmayan diğer aile üyeleri; büyük abla, küçük abla, babaanne ve yavan bir hayat. Başka bir ifadeyle, hayattan korkan ve yalnız bireylerden örülü bir yaşam alanı…

“Sanki sorumluluklarım vardı, sanki kurtarmam gereken birileri vardı, bana ait olmayan korkularım vardı. Ben de bu sahnede tiratlar atıyordum sık sık. Ben de göstermek istiyordum kendimi. Bağırmak isteyip de bağıramayanlardandım ben de. Ben de korkmak istemiyordum hayattan. İçim koşuyordu ama ben duruyordum.” (s.25)

Adın, yukarıda ifade ettiği gibi içinde koşma isteği olan fakat eyleme geçme noktasında kriz yaşayan bir karakter. Onun için bilhassa babası araba sürerken hissettiği yolda olma ve gitme hisleri önem taşımakta. Başka bir ifadeyle, yolu “nefes” olarak nitelendirmesi tesadüfi değil.  

Kahraman bakış açısıyla yazılan öykülerde olayları onun gözünden görmekteyiz. İlk öyküler genellikle aile hayatının kısır döngüsüne odaklanırken sonraki öykülerde modern yaşamın çıkmazları ele alınıyor. Gündelik hayatın içerisinden sıradan sahneleri gözlemliyor Adın. Toplu taşımaya binen, elindeki şeffaf poşetinde simit olan bir adam mesela. Onun ne iş yaptığına kafa yoruyor, ne zamandır simit yemediğini, simidi pahalı bulup bulmadığını düşünüyor. Mesleğini, biraz sonra rapor sunup sunmayacağını, aklından taksiye binmeyi geçirip geçirmediğini tahmin etmeye çalışıyor. Bunu yaparken, insanların çaresizliğini, geçinmenin zor şartlarını vurguluyor. Öte yandan plaza hayatını da tasvir etmekte. Kartlı geçişler, yüksek katlar, insanı küçümseyen, kibirli yöneticiler, iş görüşmesinde başvuranın özel hayatına dair sorular. Nitekim, işinden memnun olmasına rağmen daha iyi bir maaşa kavuşabilmek için boş zamanında başka bir kurumla iş görüşmesine giden Adın, ismiyle ilgili ısrarcı sorular karşısında ufak çapta bir kriz geçiriyor. Hayatın bu derece zor olmasını kendine yediremeyen bir karakter var karşımızda. Bir yandan da karakterin isminden anlaşılacağı üzere ad meselesi de öykülerde önemli bir yere sahip. Bu mesele pek çok şekilde irdelenebilir. Ad, ilkin bir mülkiyet emaresidir. İnsanın ailesi tarafından belirlenen bir etikettir aslında. Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Evcil hayvanlarımıza da isim koyarız, hem ötekilerden ayrı olsunlar hem de bize ait oldukları belli olsun diye. Öyle ki pek çok evcil hayvanın tek heceden gayrısını anlamadığını unutarak uzun isimler veririz onlara. Bir ada sahip olmak biricik olmak gibi görülür, özünde kibir de taşır. Adsızlık ise bunun tersidir, mütevazı olmaktır. Herkesin içinde erimektir, kolektiftir. Öyle ki bazı mutasavvıflar bu yüzden mezar taşlarına dahi isim yazdırmazlarmış çünkü amaçları hiçlik mertebesine ulaşmakmış. Böyle bakıldığında son sayfalardaki adsızlık merkezli varlık sorunsalı daha anlamlı gelmekte. Öte yandan karakterin isminin “ad” sözcüğünün ikinci tekil şahıs iyelik ekiyle çekimlenmesi, bir ada sahip olmanın modern hayata uyumlanmakla iç içe olması gibi noktalar da bu sorunsal dahilinde düşünülmeli.

“Adlarımız her şeyimiz ve adlarımız hiç kimse. Boşuna yazdım, dahi diyemiyorum. Boşuna yaşadım. Bir Ad’a, bir isme, bu beni bağlayan insafsız şeye her hücremle boşuna bağlı kaldım. Yazık! Mecburen hiç kimseyim, mecburen yalnızım.” (s.76)

Son olarak, yazarın bazen dolaylı olarak okura seslenmesi ve son metinlerdeki kurgu oyunları birbirlerinden farklı izlekte akan ama anlamsal izlekte birbirleriyle bağlı olan öykülere hem oyunsu hem de deneysel bir hava katıyor. Bu özellikleriyle Adı Olmayan İkinci Öykü modern hayatın çeşitli veçheleri içerisinde var olmaklığı sorgulayan, okuru da bu sorguya davet eden bir kitap olarak karşımıza çıkmakta.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2017’yi İple Çekmenize Neden Olacak 16..Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024