Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Temmuz 2021

Söyleşi

Çiler İlhan ile Nişan Evi Üzerine Söyleşi

Serkan Parlak

Paylaş

0

0


Çiler İlhan’la Everest Yayınları etiketiyle yayımlanan ilk romanı Nişan Evi hakkında konuştuk.

Serkan Parlak: Çiler Hanım, kültür-sanat hayatımıza nitelikli katkılar yaptınız. Devamı nasıl gelir diye düşünürken geçtiğimiz yıllarda Hollanda’ya yerleştiniz. Bu dönemi ve yazın ilk günlerinde yayımlanan ilk romanınız Nişan Evi’nin ortaya çıkış sürecini nasıl değerlendirirsiniz?

Çiler İlhan: İstanbul’da hep çok yoğun bir kurumsal hayatım oldu. Hollanda’ya 2017’de taşındık. Taşındığımız zaman yedi yaşında olan kızımız Eva’nın her şeyiyle yeni bu ülkeye uyum sağlamasında ona elimden geldiğince destek olmak ve edebiyata yoğunlaşmak istediğimden burada başka bir işe girmedim. Taşındığımız yaz Sürgün’ün Hollandaca baskısı çıktı, dolayısıyla panellere, edebiyat festivallerine yazar/konuşmacı olarak sıklıkla davet edildim. Bu arada olabildiğince kitap yazıları yazmaya, antolojilere katkıda bulunmaya devam ettim. Nişan Evi, 2013’te bambaşka bir formatta yazıp bırakmış olduğum bir metinden doğdu.

SP: İlk iki kitabınız öykü türündeydi. Nişan Evi kısa olmasına karşılık bence hem form hem içerik olarak romana karşılık geliyor. Öykü ve roman türlerinin benzerlik ve farkları hakkında hem yazar hem okur olarak neler düşünüyorsunuz?

Çİ: Okur ve yazar olarak ikisinden de vazgeçemem. Bazı hikâyeler daha uzun, daha derinlemesine anlatılmak istiyor, bazısında biçem veya dil öne çıkıyor, öyküye daha çok yakışıyor. Benim açımdan bunu belirleyen, konunun içeriği, yoğunluğu, nasıl bir biçimsel formla anlatılmasının yakışık alacağı. Bir de “bunu anlatırken nasıl bir türün, formatın altından kalkabilirim?” sorusu. Roman bana daha geniş ve derin sularda yüzmek imkânı verdi; karayı görmesem de okyanusa cesurca atılmak imkânı... Bu anlamda yazma aşamasında kendi önyargılarımla, korkularımla da yüzleştim, bu romanda bana kapı aralayan imkânlardan bahsediyorum yoksa kendimizle yüzleşmemiz asla bitmeyen bir süreç. Nişan Evi’ni kısa roman olarak yazmak istediğimden, metni tekrar ele aldığımda emindim.

SP: Romanınızın anlatıcısı son ana kadar muğlak ve bir şeyler olacağı hissi de son kadar canlı kalıyor. Romanınızın temel bileşenlerine -kurgu, olay akışı, kişiler, mekân, atmosfer, zaman- nasıl çalıştınız, taslağınızı nasıl geliştirdiniz?

Çİ: O “gerilimi” kurguyu bozmadan canlı tutabilmek en önemli meselelerimden oldu yazarken. Devamlı not alarak ilerledim; şuralarda şu ipucunu ver, burada bunu şöyle belirt ama çok da belli etme, şurada okur bir tık şüphelensin sonraki bölümde biraz daha aç… Bayağı harita çizer gibi. Kurgu ve olay akışı bu bağlamda gelişti. Malum romanın çıkış noktası 2009’da Güneydoğu'da bir köyde gerçekleşmiş bir olay, ne yazık ki akıl almaz bir katliam. Bu kadar ağır bir yaşantı edebiyat aracılığıyla nasıl daha “şiirsel” anlatılabilir sorusundan yola çıktım; olayın elbette şiirsel bir tarafı yok asla bunu demek istemiyorum, zaten olaydan çok etkilendiğim, düşündükçe öfkelenip kahrolduğum için bu romanı yazdım fakat bu sorunun cevabına kafa yorarken, biraz da yazma aşamasında oluştu mekân ve dil. Metin bazen fantastik ya da sürreal anlatıya meyletti fakat dümeni hep tekrar yakalamaya çalıştığım o masalsı, şiirsel anlatıma kırdım.

SP: Romanınızın temel izleği kan davası. Bu can yakıcı meseleyi namus, aile ve evlilik, kadınlık ve erkeklik durumları, Doğu’ya özgü meselelerle -koruculuk, göç, toprak mülkiyeti- açımlayarak kurmacanın imkânları doğrultusunda çarpıcı biçimde ele almışsınız. Neden bu izlekleri seçtiniz?

Çİ: Aslında kan davası öteki meselelerin doğurduğu, koruduğu bir alt sistem olarak yer alıyor romanın göbeğinde. Bahsettiğiniz her şeyin ana şemsiyesi bana göre devletin özellikle Doğu’yu yönetme stratejisi, iç içe geçmiş bütün bu unsurlar. Bilinçle oluşturan, teşvik edilen, göz yumulan acımasız bir sistem bu. Araştırma yaparken aynen romanda okuduğunuz şekilde muğlaklıklar çıktı karşıma, zaten form da buradan doğdu. Koca bir ip yumağı; bir yerinde tutuyorsunuz, çözülmek yerine karışıp kalıyor.

SP: Dil ve anlatıma yoğun çalıştığınız çok açık. Birbirinin tekrarı gibi gelen ritimli kısa, bazen mecazlı ve devrik cümleler, bağlama uygun olarak kullanılan atasözleri Nişan Evi’ne şiirsellik katıyor. Böylesine can yakıcı bir meseleyi ele alırken şiirsellik çabanızın nedeni neydi?

Çİ: Böylesine can yakıcı bir mesele olduğu için bu yöntemi seçtim. Medyadaki tarafsız ya da tam tersi ajite edici dile, hızlıca tüketilen haberlerin geçici doğasına aykırı bir üslup olsun istedim.

SP: Çiler Hanım, Nişan Evi metinlerarasılık bağlamında G.G.Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanıyla iletişime geçiyor ve yepyeni okumaların önünü açıyor. Ne dersiniz? 

Çİ: Haklısınız, yola çıkarken aklımda olan kitaplardan biri buydu. Yaşanmış bir olaydan yola çıkması, unutulmaz bir edebiyat eseri olması genç yaşlarda okuduğum bu romanı gönlümde ayrı bir yere koymuş demek ki. Hiçbirimiz yoktan var etmiyoruz, hepimiz birilerinin paltosundan çıktık. Dünya sanat mirasına ufak bir katkımız olabiliyorsa, Nişan Evi bu bağlamda yeni okumalar açabiliyorsa ne mutlu bana.

SP: Başucu kitaplarınız hangileri, son günlerde neler okudunuz? 

Çİ: Başucumda daima beni bunalıma sürükleyecek kadar çok kitap var. Kurmaca dışında yakın tarih, siyaset, sosyoloji, psikoloji, güncel bilim kitaplarını okumaya da çok meraklıyım o yüzden her obur okur gibi bazen hiçbir şeye yetişemiyorum hissini yaşıyorum. Son zamanlarda okuyup çok etkilendiğim birkaç kitap söyleyeyim en azından, Shuggie Bain (Douglas Stuart), Seneler (Annie Ernaux), İstanbullu Rumlar ve 1964 Sürgünleri -Türk Toplumunun Homojenleşmesinde Bir Dönüm Noktası (derleyen İlay Romain Örs), Almanya’da yaşayan ve Almanca yazan Fatma Aydemir’in Hollandaca çevirisinden okuduğum müthiş kitabı Ellebogen, amansız bir hayranı olduğum Ayfer Tunç’un son kitabı Osman ve okuduğum hiçbir şeye benzemeyen, Hollandalı yazar Esther Gerritsen’ın bir manastırda geçen etkileyici kitabı De Trooster.

SP: Çiler Hanım salgın günleri nasıl geçiyor? Masanızda neler var, önümüzdeki dönemde sizden neler okuyabiliriz?

Çİ: Seyahat ve her türlü etkinliğin kısıtlı olduğu bu salgın günleri normalden daha yoğun spor ve yogayla, her zamanki kadar kitap ve filmle geçiyor. Masamda bitmeye yakın bir roman var, aslında Nişan Evi’ni onu nadasa bıraktığım zaman yazdım, sanıyorum bir sonraki kitap o olacak. Kafamda ve bilgisayarımda olmayı, gerçekleşmeyi bekleyen bir roman taslağı, öykü ya da roman adayı iki uzunca metin, talep üzerine yazılıp çekilmemiş, ne yapsam diye düşündüğüm uzun metrajlı bir film senaryosu ve doğmak için kıyasıya yarışan birkaç fikir daha var. Kuvvetli olan kazansın!

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yerli Turist, Yersiz AdamEmrah Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

3 Haziran 2025

Mişima Efsanesi

Mişima’nın romanları kurtarıcı bir umut duygusuyla ilgilenmezler. Ama böyle bir umudun varlığı veya olmayışı değil, bahsinin hiç edilmeyişidir söz konusu olan.Yazarların hayatlarını, daha yaşarlarken veya ölümlerinden sonra, geriye doğru değerlendirmek kusursuz bir biyografi ve benzer..

Devamı..

Bir Rus Bütün Gerçekliği Nasıl Değişti..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024