Prenses Leia'dan Öte, Carrie Fisher ve Çarpıcı Yaşamı
29 Aralık 2016 Kültür Sanat Sinema

Prenses Leia'dan Öte, Carrie Fisher ve Çarpıcı Yaşamı


Twitter'da Paylaş
0

Sinemaseverlerin kalbinde uzak galaksinin ikonik karakteri Prenses Leia olarak taht kuran Carrie Fisher, ne yazık ki hayatını kaybetti. Altmış yaşındaki ABD’li oyuncu geçtiğimiz hafta, Londra’dan Los Angeles’a giden uçaktaki yolculuğu sırasında geçirdiği kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Doktorlardan durumunun iyiye gittiği haberi alınsa da üç gün sonra, yani 27 Aralık akşamı, ailesi tarafından vefat ettiği duyuruldu. Başta dünyanın en büyük popüler kültür fenomenlerinden biri Star Wars hayranları olmak üzere, Carrie Fisher’ın ölümü tüm sanat dünyasını ve sevenlerini yasa boğdu. Ancak Star Wars'ın prensesi Carrie Fisher’ın aslında bizzat kendi hayatı da filmlere konu olacak cinsten. Oyunculuğu bir yana Fisher’ın yetenekleri, hayatı, ailesi ve karakteri de oldukça dikkat çekici. İşte Fisher ve çarpıcı yaşamı hakkında bilmeniz gereken gerçekler:

carrie2

1. Ünlü Ailesi

Fisher, aslında şöhretin içine doğmuş. Babası Eddie Fisher, Amerika’da albümleri milyonlar satan bir şarkıcı. Aynı zamanda kendi TV şovu da vardı ve 50’lerin ilk yarısının en başarılı pop şarkıcısıydı. Annesi Debbie Reynolds ise lisede öğrenciyken “Miss Burbank” isimli güzellik yarışmasında birinci oldu ve Warner Bros’la ilk anlaşmasını imzalayarak oyunculuk kariyerine başladı. Reynolds, tüm zamanların en iyi müzikallerinden biri olan Yağmur Altında’da (Singing in the Rain) Gene Kelly ile baş rolleri paylaştı. Carrie Fisher’ın babası Eddie Fisher, annesi Debbie Reynolds’ı, o dönem Reynolds’ın en yakın arkadaşı olan Elizabeth Taylor’la evlenmek için terk etti. Olay, dönemin en büyük skandallarından biri haline geldi ve halk tarafından pek de iyi karşılanmadı. Bu skandal, Eddie Fisher’ın kariyerine büyük bir darbe oldu.

carrie8

2. Yazarlığı

Carrie Fisher, oynadığı 40’ın üstünde film ve TV şovu bir yana, aynı zamanda bir yazar. Fisher’ın 5 romanı ve 3 otobiyografik kitabı bulunuyor. Birçok romanı çıktığı anda çok satarlar listesinde bir numara olan Fisher’ın oldukça güçlü bir kalemi var. Fisher, ilk romanı Yaşamın Kıyısından Karpostallar (Poscards From The Edge) ile “En İyi İlk Roman” dalında Los Angeles Pen ödülünü aldı.

carrie6

3. Senaristliği

Fisher’ın 3 tiyatro oyunu, 4 senaryosu var. Kendisi birçok film ve televizyon yayıncısına ve ekibine, yazılan senaryoyu düzeltmesi, yardım etmesi ve âdeta senaryoyu parlatması adına danışmanlık hizmeti verdi. Bu hizmet, Hollywood’da “script doctor” olarak adlandırılıyor ve Fisher Hollywood’un en iyi “script doctor”u olarak da anılıyor. Fisher’ın ilk yarıotobiyografik romanı Yaşamın Kıyısından Karpostallar’ı (Poscards From The Edge) kendisi senaryolaştırdı ve beyazperdeye uyarlanan filmin başrollerini Meryl Streep, Shirley MacLaine ve Dennis Quaid üstlendi.

carrie1

4. Uyuşturucu Bağımlılığı

Fisher, 2000’lerde, ABD’deki bir televizyon şovunda, uyuşturucu bağımlığını açıklamıştı. Kendisi, 13 yaşından beri marihuana ile başlayarak uyuşturucu kullandığını ve 21 yaşında LSD’ye başladığını söyledi. Fisher, 2013’de Herald-Tirbune’e verdiği bir röportajda, “Hiçbir zaman alkol alamadım. Her zaman alkole alerjim var derim, ki aslında bu alkolikliğin bir tanımı, vücudun alerjisi ve zihnin takıntısı… Yirmi bir yaşındayken, benim için LSD başladı. Kokaini sevmemiştim ancak hissettiğim şekilde hissetmemek için her şeyi yapabilirdim,” diyor. Fisher, 2010’da Wishful Drinking isimli otobiyografik kitabının turnesinde ise çok daha büyük bir itirafta bulunuyor ve Yıldız Savaşları Bölüm 5: İmparator’un çekimleri sırasında uyuşturucu aldığını açıklıyor. Fisher röportajında, “İmparator’un çekimleri sırasında, sette, buz gezegeninde kokain kullandık. Kokaini sevmiyordum bile. Yalnızca daha yükseklere çıkabilmek için bindiğim herhangi bir trendi,” diyor. Uyuşturucu ile imtihanı yıllar süren Fisher, 2010’da eğer bağlantılarına daha kolay ulaşabilseydi, çoktan ölmüş olacağını fark etmiş. Bir röportajında, “Kullandığım şeylere ulaşmak oldukça zordu. Eğer yalnızca âlem yapmayı seven bir alkolik olsaydım çoktan ölmüştüm. Çünkü onlara ulaşmak oldukça kolay. Ancak benim kullandığım şeyler yasadışıydı, daha doğrusu kullandığım miktarlar,” diyor.

carriefisher

5. Psikolojik Rahatsızlıkları

Fisher, uyuşturucu bağımlılığını itiraf ettiği dönemde, aynı zamanda kendisine bipolar bozukluğu olduğuna ilişkin teşhis konduğunu da söylemişti. Hatta 2001’de Psychology Today’e verdiği röportajında uyuşturucu kullananımı da bu hastalığa bağlıyor ve “Uyuşturucular bana kendimi normal birisi gibi hissettiriyordu,” diyor. Ancak uyuşturucu bıraktıktan sonra aslında manik-depresif ve bipolar bozukluğu olduğunu öğrenen ünlü oyuncu, “Kendimi yalnızca bir uyuşturucu bağımlısı sanıyordum, basit ve kısa. Yalnızca uyuşturucu almayı kendi iradesiyle bırakamayan biri. Ancak öğrendim ki, ağır bir şekilde manik-depresifmişim,” diyor. Fisher, 2008’de katıldığı The Late Late Show With Craig Ferguson isimli TV şovunda, bipolar bozukluğu için elektroşok tedavisi aldığını da söylemişti. Daha sonra, 2014’te, The Telegraph gazetesine artık tedaviye devam etmediğini açıkladı. carrie5

6. Feminist Duruşu

Fisher her fırsatta, özellikle Star Wars’da oynadığı dönemde kadın olmasıyla ilgili yaşadığı sorunları samimiyetle dile getirdi. 1983 yılında Rolling Stones’a verdiği bir röportajda, Prenses Leia’nın filmde lider olarak sunulmasının, “gerçekçi” bir filmde mümkün olmayacağına ilişkin şöyle diyor: “Filmler hayal ürünü! Ve sizi subliminal yollarla etkiliyor. Leia’yı yetenekli, özgür, duyarlı bir asker, bir savaşçı, kontrolü ele almış – tabii ki kontrol diyorum çünkü ‘master’ kelimesinden daha hafif – bir kadın olarak oynayabilirsin. Ancak bu tüm kadınsal önyargılarından arınmış, güç sahibi kadını, olsa olsa onu zamanda yolculuğa çıkararak, sihir katarak ya da bir masalın içinde resmedebilirsin,” diyor. Serinin Jedi’nin Dönüşü bölümü yayınlandığında, bir aile, Fisher’ın giydiği ve ikonik bir kostüm haline gelen metal bikini için sansür talebinde bulunmuştu. Fisher, konuyla ilgili Wall Street Journal’a verdiği röportajda olayı tiye alıyor ve şöyle diyor: “Bence bu çok aptalca. Bunu söyleyen baba, ‘Çocuğuma neden bu kıyafeti giydiğini nasıl açıklayacağım,’ falan mı diyor? Ona, koca bir canavar tarafından yakalandığımı, beni o aptal kıyafeti giymeye zorladığını ve ben de bu durumdan hiç hoşlanmadığım için onu öldürdüğümü, sonra da kulise gidip çıkardığımı söyleyin!” Fisher, konuyla ilgili Star Wars’ın son filmde yer alan yeni oyuncusu Daisy Ridley’e Interview dergisi röportajında, “Kıyafetin için savaş, benim gibi köle olma,” diyor. Fisher, bikiniyi giydiği Jedi’nin dönüşü bölümünde Leia’nın daha feminen, daha şefkatli olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Bu filmlerin bir erkeğin hayal ürünü olduğunu unutmamak gerek. Onu bu bölümde daha kadınsı yapabilmenin tek yolu da kıyafetlerini çıkarmak oldu,” diyor. [caption id="attachment_23203" align="aligncenter" width="800"]carrie9 Paul Simon ile.[/caption] Aynı zamanda Fisher’a, niçin Prenses Leia’nın da kendine ait bir kılıcı olmadığı sorulduğunda, “Biliyor musunuz, uzayda olsan, orada bile çifte standart var,” diyerek yanıtlamış.

7. Harrison Ford Aşkı

Tüm Star Wars severlerin aralarındaki kimyayı fark edip aklına gelmiş olan ve filmlerde hiçbir zaman uzun uzun izleyemediğimiz Han Solo ve Prenses Leila aşkı, meğer gerçekte doya doya yaşanmış. Fisher, Yıldız Savaşları Bölüm 5: Yeni Bir Umut’un çekimleri sırasında tuttuğu günlüklerine yer verdiği Kasım 2016’da yayımlanan son kitabı The Princess Diarist'de; Ford’la o dönemlerde, sette bir aşk ilişkisi yaşadıklarını açıklıyor. Fisher ve Ford’un birlikteliği, üç ay dolu dizgin devam ettikten sonra son bulmuş. Ancak bu durumun, ikilinin kırk yıllık dostluklarının devam etmesine engel olmadığı çok açık. Fisher üzücü ölüm haberinin ardından Ford, basın aracılığıyla onu her zaman özleyeceğini söyleyen, duygusal bir mesaj paylaştı. [caption id="attachment_23198" align="aligncenter" width="562"]carrie4 Bryan Lourd ile.[/caption]

8. Eşcinsel Eşi

Fisher’ın özel hayatı da pek güllük gülistanlık geçmemiş. 1977 yılında tanışarak ilişki yaşamaya başladığı müzisyen Paul Simon’la 1983 yılında evlendi. Yaklaşık on bir ay süren evlilikleri, boşanmayla sonuçlandı ancak boşanma sonrası ikili ara ara tekrar bir araya gelip ayrıldı. Daha sonra Fisher, bir ajans yöneticisi olan Bryan Lourd ile bir ilişkiye başladı. Fisher, Lourd’dan ikinci eşim diye söz etse de birçok kaynak, ikilinin resmi olarak evli olmadıklarını belirtiyor. Çiftin, 92’de Billie Catpherine adında bir kız çocukları oldu. Ancak Carrie’nin babası Eddie Fisher, Been There Done That isimli otobiyografik kitabında, çiftin, Bryan’ın Carrie’yi başka bir erkekle aldatması nedeniyle ayrıldıklarını yazdı. Fisher, otobiyografik kitabı Wishful Drinking'de Bryan için, “Bana daha sonra, benim onu eşcinsel yaptığımı söyledi, tekrar kodein ilacını aldığı için… Ben de bilirsiniz, prospektüsünde bunu okumamıştım dedim,” diyor. Bryan Lourd ise, geçtiğimiz ekim ayında, erkek arkadaşı Bruce Bozzi ile evlendi ve Fisher’le Bryan’ın kızı Billie Lourd, resmi Instagram hesabında düğün töreninden bir fotoğraf paylaştı.

carrie7

9. Köpeği

Evet, basit ancak Fisher’ın köpeği de oldukça ilginç bir ayrıntı. Tüm çalkantılı ilişkiler, uyuşturucu bağımlılığı ve psikolojik sorunların ardından Fisher, son dönemde oldukça popülerleşen, insanların geçirdikleri kötü dönemleri atlatmaları için doktorlar tarafından tavsiye edilerek alınan bir “terapi hayvanı” almış. Bir Fransız bulldog, Gary. Fisher’ın birçok davete ve röportajına getirdiği köpeği Gary öyle popüler ki, 90 binin üzerinde takipçisinin olduğu kendine ait bir Instagram hesabı bile var. [caption id="attachment_23197" align="aligncenter" width="800"]carrie3 Harvard'da yaptığı konuşma sırasında.[/caption]

10. Güçlü Karakteri

Dünyada bir fenomen haline gelen Star Wars’un en önemli oyuncularından biri ve halkın gözünde ikonik bir sanatçı olmasına rağmen, Fisher, konumunu ve popülaritesini, ruh sağlığının farkındalığı için kullandı. Birçok ünlünün yüzleşmeye ve yapmaya cesaret edemediği şeyi yaparak psikolojik rahatsızlığı ve bağımlılıklarını halk önünde açıkladı ve röportajlarının çoğunda, önemli olanın farkındalık olduğunu ve insanların hastalığını kabul edip tedavi için aksiyon alması gerektiğini söyledi. Otobiyografilerinde yaşadıklarını anlatarak aslında birçok insana ilham kaynağı oldu. 2016 yılında Harvard Üniversitesi Fisher'a her yıl verilen “Kültürel Hümanizmde Hayat Boyu Başarı Ödülü”nü (Annual Outstanding Lifetime Achievement Award in Cultural Humanism) verdi. Harvard Üniversitesi, Fisher’ı bu ödüle bağımlılık, psikolojik hastalıklar ve Agnostisizm hakkında yaptığı aktivizm ve açık sözlülüğü sayesinde, bu konular hakkındaki toplumsal tartışmalara yaratıcılık ve empati ile katkıda bulunduğu için layık gördüğünü not düştü.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR