Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Kasım 2022

Öykü

Çok Fit’siniz

Çiler İlhan

Paylaş

2

0


“Nereden geliyorsunuz?” diye sordu.

“Tıpkı sizin gibi beyefendiciğim, bir amdan” demek istedim her zamanki gibi. Gelgelelim oyunculuğum üstümdeydi, adam da efendiye benziyordu yoksa keyfim kaçıksa gökten zembille indim diyorum, gençten biriyse Sirius’luyum ben diyorum, gıcık kaptıysam bu soruyu sormanız ırkçılığa girer diyorum aman o zaman gör sen o mavi gözler yeşil gözler kuyu gibi nasıl da kararıp kalıyor başları derde girecek diye ama o gün fena değildi keyfim, tatlı tatlı, “tahmin edin bakalım!” diye cesaretlendirdim adamı. İtalya’dan girdi belli ki Polonya’dan çıkacak, taytını füze gibi her an fırlamaya hazır göğüslerinin altına kadar çekmiş Kim Kardashian popolu bir sarı kafa bize doğru batan gemiden mal mı can mı ne kurtaracaksa artık, öyle bir kararlılıkla yaklaşmasın mı? Adamı buruşuk dudaklarından öptü, bana kafasına yuvalanacak bit yavrusuymuş gibi midesi ağzında baktı ve cırlak bir sesle “ölçülmek istiyorum!” diye emretti.

“Hay hay, hemen!” dedim. Kendi ayağınla geldin, çık bakalım makinaya.

Üç dakika sonra Kim Kardashian dudaklarını büzerek suratıma bakıyordu; artık bit değil anlamlandıramadığı bir deniz yaratığıyım: vücudu, heybetle açılmış yekpare bir pelerinden ibaret, tek gözü tek kaşının üstünde, saydam derisinden iki kalbi dört ciğeri görünüyor.

“Ama nasıl olur?”

“Makine yalan söylemez!” dedim en masum gülümsememle.

Aklı olsa soracak; diyecek ki aklı, inanma. Ama ölüyor bitiyor kaslı ve seksi olsun diye. Susturdu içindeki goy goyu, on saniyede inandırdı kendini.

Hep bunu diyorum: “Çok fitsiniz.” Cümlenin devamı duruma bağlı. Bazen arkasından “olağanüstü kas yapmışsınız, bravo!” geliyor, bazen “oldukça zayıfsınız, epey kilo vermişsiniz”. Kimi zaman “vücut ağırlığınızdan biraz daha fazla kaybedecek olursanız bu enfes kıvrımlardan yoksun kalabilirsiniz” demek lazım oluyor. Bazen “kâğıt üstündeki yaşınızın tam on yaş altındasınız!” diyorum. İşte bunu bazı cingolozlar yemiyor. Bu durumda hemen resepsiyondaki yazıcıya doğru depar atıp geri dönüyorum: kaşla göz arasında raporunu basmış oluyorum. Tutuşturuyorum eline. Makineden çıkan yağ, kas, su ölçümlerini, makinanın bu ölçümlere göre hesapladığı yaşı görünce sevindirik oluyorlar, popolarını dönüp siktirip gidiyorlar.

On yıl bekledikten sonra girebildiğim ilk iş, bu. On sekizime yeni basmıştım ağabeyimle kuzeydeki ana kampa vardığımızda. Babam biz iki evladını buraya yollayabilmek için kendi babasından kalan bağı bahçeyi satmıştı, savaşın ilk yılıydı, şehirler köyler gökyüzü bozuk et yemiş de tepelerine kusmuş gibi değildi daha. Kaçakçılara bayıldık bütün parayı, kaçmak derken öyle hop olup bitmiş bir şey değil tabii. Dört ay Hatay, beş ay İstanbul, sonra Marmaris derken bu peynir kafaların memleketinde bizi aslına bakılırsa birkaç yıl iyi kötü rahat ettirecek o paranın hepsini yemiş olduk. Yedik derken aç günümüz tokundan fazlaydı tabii, lafın gelişi. On yıl beklettiler bizi krallıklarına kabul etmek için.

Nuh Tufanı çıksa direkt sular altında kalacak bu ülkenin orta yerinde, küçük bir köyde bize ev buldular, e eksik olmasınlar şimdi toptan kıymet bilmez de değiliz yani. Yerleştik. Ağabeyim Aziz Halep’teyken İngilizce öğretmenliği yapıyordu, o tecrübeyle köye yakın büyük bir şehirdeki mülteci merkezine alındı öğretmen olarak. Bizim gibi yıllar boyu kukumav kuşu gibi vatandaşlık bekleyen çocuklara ders veriyor. Ben de işte bu salak işi buldum.

Kışın götümdeki kıllar donuyor, hâlâ o kadar soğuk geliyor bana burası. Ama asıl yazını sevmiyorum. Batsın buranın yazı. Bu küçücük köyün, inat edip ağızdan düşmek bilmemiş zıttırık süt dişi kadar ufak kanallarını dolaşan tüm sikik botları batsın.

Yanlış beslenme tavsiyeleri vererek başladım, olaya. Aslında yasak tabii, burada her şeyin bir uzmanı var. Hani sokakta düşsen, dizinin çoksa kanayacağı tutsa, yakalasan birini desen ki kardeş tut şu çaputu da kanayan yere bağlayalım, aman ödü kopar. “Ben doktor değilim! Acil yardım eğitimi de almadım! Ya yanlış bir müdahalede bulunursak?” Tut kardeşim sorumluluk bende, böyle kanayan yaradan kim ölmüş laf olsun diye yapıyoruz zaten desen de arkasına bakmadan yağlar tabanları.

Bu işe girince bana bir aylık eğitim verdiler. Bayağı, günde sekiz saat. Görev tanımım: her şeyden önce müşterilere ayran budalası gibi gülümsemek, ortalığın daima derli toplu olduğundan emin olmak, makinenin neresine basacağını anlamayan avanaklara düğmeleri filan göstermek ve en fazla, bu ölçüm aletinin metallerini o bakımlı, toz toprak görmemiş avuçlarına tutuşturup ölçümlerini yapmak. Çok yoğunsak, salon kalabalıksa, tek müsait eleman bensem ve her arzusunun o an yerine getirilmesine alışık müşteri “şimdi, şimdi!” diye tutturursa, o da. Bu istisnada da bir prosedür var tabii: müşteri alete çıkacak, ölçümü yapılacak, ekrana dünyanın bütün zamanları onunmuş gibi bakacak, sorusu varsa daha sonra bilmem-neyin-uzmanına soracak. Yani benim ağzımı açıp bir şey demem aşırı yasak. Ama beni görüyorlar zayıf, ulan ben yemeğe fazla para vermeyelim de artırıp babamıza iki kuruş yollayalım diye bu hale geldim, ister istemez sormak geliyor içlerinden, canikom kilo veremiyorum haftada dört geliyorum buraya, acaba antrenman programımı mı değiştirmek gerekir yoksa yanlış bir şey mi yiyorum evet bok yiyorsunuz, koca insanlar çocuk gibi sürekli şeker çikolata yiyorsunuz gün boyu, yetmiyor üstüne çikolatalı süt içiyorsunuz, kahvenize o kaymağa benzeyen tatsız şeyden koyuyorsunuz slagroom diyorsunuz ya işte ondan, öğün yerine mideye indirdiğiniz patateslerden etlerden hatta brokolilerden karnabaharlardan şıpır şıpır yağ damlıyor ya ondan, demek istiyorum, tutuyorum kendimi.

Üstü açık kar beyazı arabasını camın salonun neredeyse içine girecek kadar dibine park etmiş o kadın da böyle deyince dayanamayıp kaşla göz arasında diyet tavsiyesi verdim, bir gün. O an, düşünmeden. İlk icraatım bu oldu. Kadın o günden sonra gözümüzün önünde şişti. Bir ay içinde üç defa alete çıkınca dedim ulan Ayşe, Aisha değil göz çukuruna koduğumun patronu, Hataylı anneannem gibi Ayşe, alfabenizdeki tüm o tuhaf harfleri gark gurk geğirecek osuracak gibi söylüyorsunuz da şu üç embesil harften sonra gelen bir e harfini mi çıkaramıyor musunuz bana seslenirken üşengeçler, dedim işte kadın üçüncü sefer binince makineye, kız Aisha ayvayı yiyeceksin şimdi, baldırı bacağı gökte gezen kendini bilmez bu kadının kilo aldığını bas bas bağıracak bu dingildek makine. Kadın aleti dördüncü kez inletmeden önce, can havliyle aklıma geldi makinenin ayarlarıyla oynamak. Ay bir dakika ayarlar bozulmuş, halledeyim öyle çıkın dedim dördüncü sefer koca ayaklarıyla makineye çıkmadan, kadın değil deve ayağı 41 numara maşallah. Hay aklımın kıymığını seveyim be. Makinelerden iyi anlarım ha bu arada, o da Allahtan. Allah filan yok bunu anladık tabii çoktan da, lafın gelişi. Halep’de dört kişilik mutlu mesut bir aileyken biz, daha kıçımı doğru dürüst silemezken evde ne bozulsa elime tutuştururlardı. Aklım bu işe iyi basıyor.

Salon, bu arada ben salon diyorum spor okulu diyorlar burada kirpiğimin okulu havaya bak ne okulu be okul mu görmedik en iyi okullarda okuyorduk zımbırık savaş çıkmadan önce bilmesek yutacağız, köyün en büyük su kanalının önüne kurulmamış olsa belki gemi bu kadar azıya almazdım ama o mayıs gelmiyor mu o mayıs, insanın bir damla daha yağarsa bileklerini kökünden doğramak isteyeceği nisan yağmurları biter bitmez kırmızı-beyaz-mavi bayraklarıyla küçüklü büyüklü bin tekne, hayır bu köyün nüfusu olsa olsa 600’dür bunca şişme bot, kayık, tekne, yat nereden çıkıyor, güneşi görür görmez şeker bulmuş karınca sürüleri gibi işgal ediyorlar kanalları. Köprüler tayyare gibi havaya kalksın, onca şişme bot, kayık, tekne, yat altlarından sarayını yıllarca terk etmek bilmemiş o İngiltere kraliçesi gibi aheste aheste geçsin, sonra o koca beton parçaları ipekten kumaşmışçasına nazlı nazlı tekrar yol hizasına insin, sen bu arada teneke tıngırtısı üçüncü el bisikletinin üstünde eve varmak için bekle babam bekle. Üşümüyor da lanet şeyler; o rüzgâra o neme rağmen nisandan ekim sonuna kadar su üstünde hepsi. Kaşınız gözünüz nem kapsın.

İşte ben topal sol bacağımla makineden makineye sekerken, Esad ruhun kör olsun buğday gözlü anamı aldın beni de böyle yarım bacak bıraktın, önümden sarı saçları beyaz dişleri altın tenleriyle durmadan geçmiyorlar mı. Deli oluyorum.

Çoğu da buraya geliyor ha; bizim salona, köy hepten toprak zengini ya. İçlerinden en alımlılarını, en varlıklılarını, en iflah olmazlarını manavdan karpuz seçer gibi seçiyorum lafın gelişi tabii elleyip tartmadan; sormadan saç teline dokunmak yasak burada, dava açarlar adama vallahi. Sonra diyorum ki “çok fit’siniz”. Altı aydır epey bir kadın şişmanlattım. İçiniz de şişsin.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024