34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Onur Çizeri usta karikatürist, gazeteci Tan Oral Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi, aynı bölümde üç yıl Sedad Hakkı Eldem’in asistanlığını yaptı, ancak askerlik dönüşü göreve alınmadı. Oral; karikatür, resim, film, çizgi film ve afiş çalışmalarına yöneldi. Nitelikli dergi ve gazetelerde karikatürleri yayımlandı, kişisel sergileri açıldı, çok sayıda ulusal ve uluslar arası ödüllere layık görüldü. 1964 yılında Erdek’te pek çok karikatürünün yer aldığı “Yürüyenler” sergisi ve 1999 yılında Metis Yayınları tarafından yayımlanan aynı adlı yapıtı alanında başyapıt olarak kabul edilmektedir.
Çizerler bazen sayfalar dolusu yazıyı, yalın birkaç çizgi aracılığıyla vurucu biçimde anlatabilir. Böğrünüze yumruk yemiş gibi olursunuz ya da boğazınız düğümlenir. Tan Oral’ın geçtiğimiz yılın sonlarına doğru MD Basım etiketiyle okurla buluşan son kitabı Hüzüntü biraz da bu bakış açısıyla okunabilir. Bir çizerin altmış yılda kâğıtların, çizimlerin, gazetelerin kenarlarına alınmış notları; hayata, insana, dünyaya dair özlü sözlerini ve şiirlerini dura dinlene okuyoruz. İmla kurallarına uymuyor Oral, kendi ürettiği uydurma sözcükler var metinde kitabın adı gibi. Özgün tasarımı sayesinde sayfalara notlar alabiliyor, çizimler yapabiliyoruz; okuru aktif kılan, kışkırtan bir tür açık yapıt var elimizde. O; hayatın yalınlığı hakkında çiziyor, okuru üzerine çöken ağır yükten kurtarmak , anlık da olsa ferahlama yaratmak ve durup düşündürmek istiyor. Buna karşılık hiçbir şeyi abartmıyor, mizahi üslubu dengeyi sağlıyor. İşi, çizgisi ve yazısı aracılığıyla asıl olan hayattır diyor açıkçası Tan Oral.
“Hüzüntü’deki özlü sözler taze ve diri, bugünü kucaklıyor, okuru tartışmak için kışkırtıyor. Usta çizer Tan Oral aslında tartışma ustası bir yazar aynı zamanda. O hep okurları ezberleri dışında düşünmeye, kalıp ve önyargıların ötesine bakmaya davet eden bir söz ve çizgi işçisi.” (Elif Aydoğdu Oral )
Hayat, özgürlük, yalanlar, kurmaca, erdem, yalnızlık, yaratıcılık, lider, savaş, barış, düşman, vatan, korku ve cesaret… Öncesinde o kadar çok şey birikir ki kelimeler, cümleler, deneyimler, anılar. Bazen söylemek yerine yazmak ve çizmek iyi gelebilir; az, özlü ve akıcı biçimde. “Söze birkaç yalanla başlamak istiyorum, inanırsanız…” Yalanlarla başlıyoruz. Yeni yalanlara ihtiyacımız var. Sanatçılar kurmaca ürünlerini okur ve izleyiciyle paylaştıkları an ölürler aslında. Yazarın ölümü. Ama yine de yalan olduğu bilinen inandırıcı sözler kurulabilir. Kurmaca için inandırıcı yalanlar söylenmeli. Söylediğin yalanlara inanmalısın ki okur da inansın. Yalanlar bittiğinde kurmaca da bitecek. Gerçekler tek başına sıkıcı olabilir, hayata katlanmak için yetersiz kalabilir, gerçekler acı verir. Gerçek hayatta söylenen yalanlar belinin ortasına yenen balta kadar sert gelebilir. Merak duygusunu doyuran, geliştiren de yalandır yeri geldiğinde ama zamanla ortalık yalan yanlış bilgiden geçilmez olur. Yanlışlar düzeltilebilir, peki yalanlar? “Meyhaneler yalanlarını yitirmiş insanlarla dolu.”
Güncele bakıyoruz. Güç ve iktidar kavramlarına mizah aracılığıyla eleştirel yaklaşım söz konusu. Gerçek ters yüz ediliyor deyim yerindeyse. Ezmeyen, üzmeyen liderler nerede? Popülist liderlerin başarı ve başarısızlıkları halka farklı biçimlerde yansıyor. Sorunların çözümünde ilk adım tanışmak olabilir. Tanışmak, barışmak için ilk adımdır. Barış, düşmanla yapılan işbirliğinin adı. Ancak düşmanı yenmenin bir anlamı, değeri olabilmesi için onun da insan, kahraman olduğunu kabul etmen gerek. “Savaş, gençleri kırar Barış yaşlılara kalır.” Konu vatan olduğunda ayrıntılar önemlidir. Vatan, savaş, zafer, yiğitlik, at gibi sözcükler ön plana çıkar. Vatanı üzerinde yaşayan kiracılar savunur, düzeni ise mal sahipleri. Bütün bunların sonunda daha iyi bir dünya için akıllı ve yürekli insanlar gerek.

“Dünya kalabalığının kesintisiz uğultusu insanı etkiliyor. Önce hızlı duygu kabarması, ardından düşünce kıpırtısı, derken, kelimeleşmeye yönelen somutlanma çabaları. Mutluluk benzeri şaşkınlığın tadı ile unutma korkusu, kişiyi önlem alma, kâğıtlara not etme telaşın götürüyor. Sevdiğim bir deyişle, içinde yüzdüğüm insan denizinin bana vuran dalgaları çekildikçe kalan tortulardır bunlar. Çalışma hay huyu içinde ikide bir, bulundukları yerden başlarını uzatıp kendilerini hatırlamam için göz kırparlar. Bize düşense onları seçip sıralamak ve kitaplaştırmaktı, üzüntüye boş verip onun yerine hüzün ile yetinmekti.”
Tan Oral Fotoğrafı: Kadir Yüksel






