Demian: Bir Arayışın Öyküsü
12 Kasım 2019 Edebiyat Kitap

Demian: Bir Arayışın Öyküsü


Twitter'da Paylaş
0

“Herkes kendisi için yasak olan ve olmayanı saptamak zorundadır. Kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatını sevenler, yasaklara olduğu gibi boyun eğerler.”

Türkiye’deki okurların çoğu Herman Hesse’yi Bozkırkurdu ve Siddartha adlı kitaplarıyla tanır. Oysa Demian genç okur kitlesine hitap ediyormuş gibi gözükse de kendi öz amacına varmak için mücadele eden her yaşın romanıdır. 

Büyüme sancıları çeken on yaşındaki Latince öğrencisi Emil Sinclair’in dönüşüm sürecinin anlatıldığı romanda asıl kahraman ona yol gösterici olan arkadaşı Max Demian’dır. Emil delikanlılığa geçiş sırasında anne ve babasının otoritesi altında büyürken dışarıdaki dünyayı fark etmesine sebep olacak talihsiz bir olay yaşar. Acımasız, sert bir dünyadır burası. Din, ahlâk, iyi, kötü, güzel kavramlarını, hırsızlık, küçük yalanlar gibi birçok olumsuzluğu merak eden Emil bu dünyanın içinde sıkışır ve hızla yok olduğunu fark eder. 

“Kim bilir belki de bir yol ayrımına gelmiştim, belki bu saatten başlayarak kötünün dünyasında eğleşecek, sırlarımı kötülerle paylaşacak, onlara bağımlı yaşayacak, onların sözünden çıkmayacak, ben de onlardan birine dönüşecektim.”

Emil çalkantılı ve zor günlerden geçerken kendini ve hayatını sorgulamaya başlar. 

“O zamana kadar pırıl pırıl, temiz bir dünyada yaşamış, bir çeşit Habil yaşamı sürmüştüm. Oysa şimdi Kabil olup çıkmıştım adeta, işte öylesine derin bir uçuruma yuvarlanmış, batağa saplanmıştım.” 

Emil “beni çektiğim üzüntülerden kurtaran rüzgâr hiç beklenmedik bir yönden esti,” diyerek Demian’la paylaştığı anılarını anlatmaya başlar.    

Herman Hesse, “Öncelikle kendi içindekini çözmeli insan,” diyen yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biridir. Büyük psikanalizci Jung’tan dersler aldıktan sonra bu kitabı yazmaya başlar. Romanı bitirdikten sonra yayınevine kendi ismiyle yollamak istemez, onun yerine Emin Sinclair ismini kullanır. Kitap basılır ve çok ilgi görür. Buna rağmen yazarı desteklediğini söyleyip ismini açıklamamakta ısrarcı olur. Kendine verilen ödülü de almaya gitmez. Çeşitli eleştirmenlere göre Emil karakteri aslında Herman Hesse’nin kendisidir.    

Bütün roman boyunca çeşitli sembol ve imgeler birbirine paralel giden iki hikâye arasında örülür. Kabil ve Habil kıssasının Demian ve Emil üzerinden işlenmesi ve bazı bölümlerde sorularla okura cevabının bırakılması buna bir örnektir. 

Emil’in hikâyesini okurken aslında insanlığın benliğine dair bir hikâye okuruz. İnsan yaratılışı itibariyle bir yanıyla kötü müdür, kötü olmaya mecbur mu bırakılmıştır? Demian bunu kabul ederek mücadele edilmesi gerektiğini düşünür. Ona göre kötülük, iyilik kadar insanın içinde var olan ve böyle kabul edilmesi gereken bir duygudur. “Herkes kendisi için yasak olan ve olmayanı saptamak zorundadır. Kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatını sevenler, yasaklara olduğu gibi boyun eğerler,” diyerek sorumluluğun insanın kendisine ait olduğunu savunur.

Hesse romanda hiçbir inancı eleştirmez, kötülüğü normalleştirmeye çalışmaz. Bunun yorumunu tamamen okura bırakır. Roman sıradan bir olay örgüsüne sahip gibi görünse de insanın, içindeki yaşadığı çalkantılı ve bunalımlı anlardaki arayışlarını, hayatı sorgulamayı, kendi çeliştiği anları akıcı bir dille anlatır. 

“Uyanık insanları bekleyen tek bir görev vardı, kendini aramak, kendi içinde bir sağlamlığa kavuşmak.”

Demian yazarın empati gücü, kendine has etkileyici anlatımı ve Kamuran Şipal’in çevirisiyle ülkemizde her yaşın büyük bir ilgiyle okuyacağı, etkisinden kolay kolay kurtulamayacağı nadir romanlardan biridir.   


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR