Kozmos kendiliğinden mi evriliyor yoksa, üstünde yaşadığımız yerkürenin akla sahip tek canlısı olarak dışımızda olan ve aslında çok da bizim kontrolümüzde olmayan evreni evirip çevirip belli formalara mı sokmaya çalışıyoruz?
Tabii ki hayır! Biz olmasaydık da evren tüm değişimlerini yaşayıp, kendi biçimini alabilen, üstelik bizler gibi ölümlü olmayıp, varlığını sonsuzluk çizgisinde sürdürebilen bir yer olacaktı. Yukarıda soru cümlesine çevirdiğim yorum sınırlı yaşamımız içinde sonsuzlukla tanımladığımız evrene felsefi/fenomenolojik bir yaklaşım olabilir ancak. Kozmos her daim kendiliğinden evrilecek zaten, evet; insanın aklıyla yaratmaya çalıştığı hayat ise evren karşısında küçük bir detay olarak kalacak.
Kanadalı Filazof ve psikolog Steven M. Rosen’nın Kendiliğinden Evrilen Kozmos’unu okurken düşünceler ister istemez birbiriyle karşı karşıya geliyor ve çarpışıyor. Bu çarpışmadan evrene, felsefeye, düşünceye dair çıkan sonuçlar farklı iki disiplin olan bilim ve felsefenin kaynağına götürüyor bizleri. Farklı disiplinlerin kol kola girmesi, karşı karşıya gelmesi veya çarpışması, yani durumun algısı ve açıklaması ne olursa olsun bu durum heyecan verici.
Kitabın giriş paragrafı şu şekilde başlıyor: “Bilimde birlik arayışının izi en eskiye, insan dürtülerinin en temeli olan benlik kavramına kadar sürülebilir. “Birey” olmak, bölünmemiş olmaktır, üniter bir öze sahip olmaktır, uyumlu ve kararlı bir kişilik merkezidir. İnsan gelişimine başından beri bireyselleşmeye yönelik eğilim kılavuzluk eder.”
11 bölümden oluşan, bilim ve felsefe ana disiplinlerinin öncülüğünde yazılan fakat giriş paragrafında okuduğumuz üzere, insanı, birey olmayı, insan psikolojisinin doğasını ve elbette kitabın alt başlığı olan Doğanın Çeşitlilikte-Birliğine Fenomonolojik Bir Yaklaşım üzerine düşünüldüğünde doğanın kuvvetlerini de konu edinen çok kapsamlı bir Kozmos kitabıyla karşı karşıyayız. Steven M. Rosen, özellikle kitapta öne sürdüğü ana konunun, modern fiziğin problemlerini çözmek konusunda daha çılgın şeyler öne sürmek veya bu konuda daha yeni teoriler üretmek değil, yepyeni bir felsefi temel ile kozmosu anlamanın yöntemlerini üretmek olduğunun altını çiziyor.
Steven M. Rosen ilk bölümde fiziğin gelişimini insani gelişimlerin paralelinde ele alıyor. Fakat hemen akabinde, yani ikinci bölümde çağdaş fiziğin egemen yöneliminin böyle bir paralelliğe izin vermediği yönünde teorilerini masaya yatırıyor. Bu iki bölüme alternatif olarak sunduğu fenomonolojik (yani görünmeyen tarafların görünür kılınması ilkesi) yaklaşımlar üçüncü bölümde karşımıza çıkıyor. Fenomonolojik yaklaşımı dört ve beşinci bölümlere taşıyıp fiziğin topolojik kapsamına da giren Rosen, sonraki iki bölüm altı ve yedide dünyanın yaşam konusundaki evriminin boyutlarını ele alıyor. Buraya kadar kitabın ana konusu net olarak ortaya konuyor çağdaş kozmos yaklaşımlarının nasıl olması gerektiği fikri tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. Son dört bölüm evrenin nasıl evrildiği ve bunun psikofiziksel doğayı nasıl etkisine aldığı yönünde açılımlar sunuyor. 11 bölüm sonunda şöyle bir başlık atabiliyor Steven M. Rosen, "Kendiliğinden Evrilen Kozmosun Somutlaştırılması."
Doğaya ve tabii ki insana yapılan vurguyla sonlanan kitap bittiğinde Kozmos’u nasıl ele alırsanız alın bir kitaba sığdırmak zor düşüncesiyle baş başa kalıyorsunuz. Ne olursa olsun bilimsel bir kitap okuduğum için böyle bir duyguya kapılmış olabilirim ya da yine bilimle alakalı olarak kozmosun sonu gelmeyecek araştırmalara daima gebe olacağı ön görülebildiği için. Ne olursa olsun bilim, felsefe, insan ve doğa adına yepyeni bilgiler edineceğiniz bilim adına çağdaş yeni tezler sunan kaynak değerinde bir kitap ile baş başa kalabilirsiniz diyebilirim Kendiliğinden Evrilen Kozmos için. Okumanız dileğiyle...
Kendiliğinden Evrilen Kozmos
Yazar: Steven M. Rosen
Yayınevi: Alfa Yayınları
Türü: Bilim
Yayın Tarihi: 2020
Sayfa Sayısı: 318






