Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Temmuz 2025

Edebiyat

Arjantin’den Türkiye’ye… Anılar ve Kitaplarla Kurulmuş Bir Köprü

Banu Yıldıran Genç

Paylaş

1

1


Patricio Rago bize kitapları, sahafları, müşterilerini anlatırken aslında dünyayı anlatıyor. Ve biraz da yazmaya giden yolu.

Tamamen kitaplara dair bir kitap okudum ve okuduğum günden beri yazı yazmak için avuçlarım kaşınıyor. Hayatta en sevdiğim şeylerden biri bu. Bana ilham veren kitaplar. Hayatımı kendimi bildim bileli kitap odaklı yaşadığım için sahaf dükkânında müşterileriyle yaşadıklarını bazen anı bazense bir öykü gibi anlatan Patricio Rago’nun Nadir Kopyalar’ını kelimenin tam anlamıyla yaşayarak okudum.

On yedi yaşımda liseyi bitirip de büyük edebiyat hayalleriyle girdiğim İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne başlamadan önceki yaz tam Taksim Meydanı’na bakan Arion Kitabevi’ne iş başvurusunda bulundum. O âna dair pek bir anım yok ama başlar başlamaz ustam gibi gördüğüm birkaç deneyimli çalışanın peşine takılıp adım adım kitapçılığı öğrenmeye çalışmam gün gibi aklımda. Tek bir hayalim vardı: Dağıtımcılara sipariş verecek kadar bilgili olmak. Ne kaç satar, konsinye mi değil mi, hangi kitap hangi dağıtıcıdan bize yüzde kaçla geliyor… On yedi yaşındaki bir genç kız için garip hayaller. 

Bu iş böyledir, bir kere kitap dünyasına dalmaya görün… Okur olmaktan bahsetmiyorum, o işin başlangıcı ama işin mutfağına bir biçimde -kitabevi çalışanı, sahaf çırağı, yayınevinde düzeltmen, editör, çevirmen- girince, yandınız mı demeli yoksa işte hayat şimdi mi başladı demeli, bilmiyorum. Oradan çıkamazsınız.

Ustalar ve çırakları

Patricio Rago bu işe nasıl girmiş bilmiyorum, kitapta birkaç bölümde akıl hocası olan Hugo’dan bahsediyor. Bu işler de her zanaat dalında olduğu gibi usta-çırak ilişkisiyle ilerler. Telefonda yirmi binin üzerinde kitap olan bir işyerine gelip bakması söylenmiş, Patricio çok sayıda kitap olduğu için yanında biriyle gitmek istiyor, normalde sahaflıkta kesinlikle yapılmazmış (bu arada kitabın en güzel taraflarından biri Rago’nun bize mesleğinin bütün girdisini çıktısını anlatması).

“Kitaplıklar paylaşılmaz, hasadı yalnız başına yapılır, sonra da terk edilir. Fakat Hugo sadece arkadaşım olmakla kalmıyordu, aynı zamanda ustamdı da. Ayrıca bana okumayı ve yazmayı öğretmekle de kalmamıştı -yaptığı önerilerle öğrenmiştim okumayı; ayrıca ilk romanımı da yalnızca bir dostun yapabileceği ve yapması da gerektiği şekilde paramparça etmişti- aynı zamanda mesleğin sırlarını da göstermişti bana. Yani bir anlamda borçlu sayılırdım ona.”

Benim de Arion Kitabevi’nde bir ustam oldu, şimdi bu yazıyı yazınca “senden de bahsettim” diyeceğim Yeşim, bana neyin nasıl yapılacağını sabırla gösterdi. İkimiz de aynı üniversitede cep harçlığı çıkarmaya çalışan ama kitapların büyülü dünyasında kaybolmuş öğrencilerdik ve çok iyi çalışıyorduk. Bilgisayarın ve internetin olmadığı günlerde dikkat ve hafızayla satılan kitapların takibinden ve telefonda çeşitli dağıtımcılara tek tek sipariş verilmesinden, gelen kitapların kontrol edilip raflara dizilmesinden bahsediyorum. Bir de en sevdiğimiz başka bir detay: Kara kaplı deftere o ay maaşımızdan düşmek üzere aldığımız kitapların alt alta yazılması… Bugün kitaplığımın vazgeçilmez Berna Moran’ları ilk maaşımdan yadigâr.

Sen de mi Brutus

“Brutus” adlı anıda Patricio sürekli dükkâna gelen Gastón’u anlatıyor. Kendisini usta gibi hissetmesini sağlıyor bu genç çocuk. “Bir dolu soruyla gelirdi, her zaman böyleydi. Gastón öğrenmek ister, bu da benim hoşuma giderdi. Beni dikkatle dinler, tavsiyelerime pek az kişinin uyduğu gibi uyardı. Sırt çantasından kitabını çıkarır, bana gururla gösterirdi, hele ki benim tavsiye ettiğim bir kitapsa.” Fakat bir süre sonra anının adının niye “Brutus” olduğunu anlıyoruz. Uzun süre sesi soluğu çıkmayan Gastón meğer kendi sahaf açmış. “Önce soğuk bir ürperti, sonra ise öfke duydum, çok büyük bir öfke. Görünüşe göre küçük Gastón benimle yalnız bilgim için yakınlaşmış, şimdi de o bilgileri elde ettiğine göre artık bana ihriyacı kalmamış. Kendimi kullanılmış, dolandırılmış hissettim.” Oysa bir süre sonra Patricio bu ihanet sayesinde kendisiyle hesaplaşacak ve onu asıl sinirlendirenin araya giren mesafe olduğunu düşünecek. “Esas ihanet, reddedişteydi, mesafedeydi, Gastón’un aramızdaki bağı bana söylemeye tenezzül bile etmeden öyle kolayca bitirivermesindeydi.”

Yine kendi kitapçılık günlerim geliyor aklıma. Arion’da kısa bir süre çalıştım, üniversite birinci sınıf heyecanıyla okullar açıldığında kitabevinden ayrıldım ve yayınevinde freelance düzeltmenlik yapmaya başladım. (Benim gibi bir çömeze bu işi nasıl verdiler, hâlâ bilmem -kitabevi performansımdan olabilir- ama bugün düzeltisini yaptığım kitapların hiçbiri bende yok, çok şükür diyorum çünkü maalesef her yere virgül koyan aceminin tekiydim.) 

Bir süre sonra baktım ki bölümüm bana göre değil okula gitmeyi bırakıp büyük tesadüfler eseri yeni açılan Adam Kitabevi’nde çalışmaya başladım. Adam Yayınları’nın bu büyük projesi hayatımı değiştiren asıl mucizedir. Bu kez ustam Semih Gümüş oldu, önce kitabevinde, sonra her şeyde… Uzun süre çalıştığım için muhasebeden stoğa her işi öğrenmiştim artık, yeni başlayan çalışanlara bilgisayara barkodla veri girişi yapmayı ve stoktan düşmeyi ben öğretiyordum. Barkod sistemi ülkeye yeni gelmişti ve her şeyin acemisiydik ama güzel günlerdi. Şimdi adını bile anımsamadığım genç bir kıza emek emek her şeyi, tüm bu sistemi, çok satan kitaplar, yazarlar, edebiyatın benim için anlamı ve elbette başka hayat derslerini öğrettiğime kâni olduktan sonra haber bile vermeden çekip gitmesi beni epey üzmüştü ve daha 20 yaşındaydım. Yani Patricio’nun yaşadığı hayal kırıklığı da tanıdık.

Korkular

Sahaf ve kitapçı olmayı bir kenara bırakırsak sadece iyi bir okur olarak da Nadir Kopyalar’da bizim için vurucu olabilecek anılar var. Görüşü gittikçe zayıflayan Yahudi Sofia’nın bastonuyla yavaş yavaş dükkâna gelişini, eşikteki çıkıntıya takılıp düşeceği kaygısını o kadar içten anlatmış ki Patricio Rego, geçen gün kitabın çevirmeni Banu Karakaş instagramda sahaf dükkânının fotoğrafını paylaştığında (hesabın adı @aristipolibros) ilk olarak eşiğin yüksekliğine baktım, Sofia gerçekten takılır mıydı diye. Bir gözü sarı nokta hastalığı yüzünden görmeyen Sofia’nın sözleri bize hayattaki en büyük korkularımızdan birini hatırlatıyor: “ÇOK ENDİŞELİYİM. OKUMAYA DEVAM ETMEK İSTİYORUM.” 

“İkimizin de korkusu aynıydı, sadece onunki orada, pusuya yatmış bekliyordu aç bir hayvan gibi. Görme yeteneğinden mahrum kalmak. Okuma yetisini sonsuza dek kaybetmek, vücudumuzu imgeler, duyumlar ve anlamlarla dolduran, bir ergenliğe geçiş törenindeymişiz gibi bizi tamamen dönüştüren o sözler medcezirine kendimizi teslim etmenin hazzından vazgeçmek zorunda kalmak.” Allah korusun, şu an bu cümleyi yazarken aynı anda tahtaya vuruyor, dilimi ısırıyor ve popomu kaşıyorum.

Yine insani olarak etkilendiğim başka bölümler de var, evime gelen herkesin sorduğu “Bu kitaplık senden sonra ne olacak acaba?” sorusunu sıklıkla cevaplıyor Patricio Rago. Ölen adamların, kadınların arkada bıraktığı eşleri ya da çocukları, torunları tarafından sahafa satılmaya çalışılan, en olmadı ağırlığınca kâğıt toplayıcılarına verilen ah o ince ince düşünülüp alınmış, uzun uzun kararlar sonucu nasıl dizileceğine karar verilmiş kitaplar… Hemen uzaklaştırıyorum bu düşünceyi kafamdan, sevmişim, almışım, okumuşum, benden sonra tufan.

Sorunlu insanlar

Patricio Rago bize kitapları, sahafları, müşterilerini anlatırken aslında dünyayı anlatıyor. Ve biraz da yazmaya giden yolu. Yukarıda bir alıntıda ustası saydığı Hugo’nun nasıl da her dostun yapması gerektiği biçimde Patricio’nun ilk romanını yırtıp parçalara ayırdığını okumuştuk. Herkesin böyle bir dostu olsa edebiyat dünyamızın bambaşka bir durumda olabileceğini düşündüm bir an. Ve yine bazı bölüm sonlarında anlattıklarının absürtlüğünü sorgularken, okuma ve yazmayla haşır neşir herkesin habire merak ettiği bir şeyden bahsediyor: “Bütün hepsinin absürt olduğunu biliyorum ama yemin ederim ki aynen böyle oldu. Ya da bana öyle geldi. Sonunda olayların benim anlattığım şekilde olup olmadığını asla bilemiyorum. Küçüklüğümden beri var bu sorun bende.”

Nadir Kopyalar sadece kitaplara değil insanlara dair de hikâyeler anlatıyor. Kitaplara bir kez gönül vermiş, yazmaya belki de günlüğüne saçma sapan cümleler kurarak başlamış herkesin… hani kendisinde uydurma sorunu olup olmadığını sorgulayan herkes. 

Kitaplardan maddi olarak anlamayan, yıllarca çalıştığı yayınevinin şimdi tonla paralara sahaflarda satılan küçük ciltli şiir kitaplarını alıp da saklamayı aklından bile geçirmeyen (kitapların maddi değerini anlayan bir arkadaşım tarafından bu konuda düzenli olarak azarlanıyorum) bir gencin İstiklal Caddesi’nde geçen günlerini anımsadım hep bu kitapla. Fazla erkek ortamı olması ve genç bir kadına hiç durmadan hayatı ve kendilerini anlatmaya pek teşne adamların oralarda gerek misafir gerek satıcı olarak hep oturması sebebiyle sahaflarla çok da haşır neşir olmayan ama o yıl çıkan kitapların adını, çevirmenini, yayınevini ezbere sayabilecek kadar kitapçılığa gönül vermiş o küçük Banu’yu andım. 

Buenos Aires’te yaşayan ve Aristípolis Kitabevi’nin sahibi, Nadir Kopyalar’ın yazarı Patricio Rago’yu şahsen tanıyan, kitabın çevrilmesine önayak olan ve ustaca çeviren Banu Karakaş’a, kitaba önsöz niyetine yazdığı metinde o tuhaflardan olduğunu bir kere daha anladığımız Epona Yayınları’nın sahibi Sedat Demir’e bizimle bu kitabı buluşturdukları için müteşekkirim. Ve Patricio Rago, iyi ki neyi uydurduğundan emin olmayan o sorunlu insanlardanız be.

YORUMLAR

A. Dilek Şimşek

iyi ki :)

28 Temmuz 2025

Öne Çıkanlar

Senem Karatekin ve Mozaik Sanatının Gü..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Simone Stolzoff

26 Mayıs 2026

Bildiğimiz Kariyer Basamakları Yok Olm..

Alışık olduğumuz kariyer anlayışı baştan sona değişiyor ve şu an şekillenmekte olan model hem daha belirsiz hem de daha tatmin edici.  Başarılı bir kariyer için çizilen yol yıllardır aynıydı: eğitimini tamamla, bir iş bul ve kariyer basamaklarını hızla t..

Devamı..

Zaman Kimin İçin Akar?

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024