İyi kitapların çoğu insanı rahatsız eder, sarsar. Romanların görevi insana hoşça vakit geçirtmekten ibaret değildir.
Google’ın Ceo’su Larry Page’le Elon Musk arasında geçen büyük tartışmayı ilk okuduğumda çok etkilenmiştim. İki milyarder Musk’ın doğum gününde, yapay zekâ ve insanlığın gideceği yön konusunda hararetli biçimde tartışmaya başlamışlardı. Page evrimin sonraki aşamasının yapay zekânın insanı geçip onun yerini aldığı, insanlığın yok oluşa gittiği bir geleceği savunurken Musk, hâlâ insanlığa inandığını söylemişti. Tartışmaları öyle büyümüştü ki, Page Musk’ı türcülükle suçlamış, kavga iyice büyüyünce de aralarındaki dostluk bitmişti. Söz konusu fikir ayrılığı bugün de güncelliğini koruyor. Musk kadar ünlü olmasa da belki daha etkili o isim, Peter Thiel daha geçtiğimiz günlerde yapay zekâyı mı insanlığı mı tercih ettiği sorulunca uzunca duraksayıp ancak söyleşiyi yapan gazetecinin ısrarıyla “insanlık” cevabını verebilmişti.
Michel Houellebecq tartışmalı yazarlardan. O yüzden kitabını ilk okuduğumda ona karşı açıkçası önyargılıydım. Serotonin’i sadece karıştırmak için açtığımda elimden bırakamamış, bütün gece uykusuz kalarak kitabı bitirmiştim. O nedenle Bir Ada İhtimali’ni de büyük merakla okumaya başladım. Kitap komedyen Daniel’in yaşamını, onun klonlarını ve bütün bu edebi çatı altında bence modern erkeğin yalnızlığını, çaresizliğini konu alıyor. Romanda hem Daniel’in kariyerini, aşklarını hem de Daniel’in farklı versiyonlara sahip klonlarının onu yaşamını incelemesini, gelecek ve geçmiş (yani bizim insan yaşamımız) üstüne düşüncelerini de okuyoruz.
Klonlar, Elohim tarikatı, romanın çok boyutlu anlatımı, bunların hepsi erkekliğin sıkıştığı yeri anlatabilmek için araçlar sadece. Houellebecq, insanı derinden sarsmayı çok seviyor. Pornografik öğeleri, siyasal açıdan tamamen uygunsuz, çağın politik doğruculuk baskısına karşıt apaçık ırkçı, kadın düşmanı söylemleri strateji olarak kullanıyor. Ama yine de kitaplarını insan elinden bırakamıyor. Houellebecq bana Matrix filminde bifteği seçen Cypher karakterini anımsatıyor. Yazar, bifteğin yani modern yaşamın sahteliklerinin farkında farkına olmasına karşın ama buna tanıklık etmekle yetiniyor, o seçilmiş kişi değil, sistemle mücadele derdi yok, yalnızca olanı gösteriyor. Kitapta söz konusu tutumu karakterine de açıkça söyletiyor zaten, “Kısacası, modern gerçekliğin keskin bir gözlemcisiydim.” Kitaptaki dini görünen din dışı tarikatlara kapılanlar, yaşlılığın asla kabul edilemez hastalık gibi tasvir edilmesi, bu gözlemciliği sağlamlaştırıyor.
Yazar; Musk’ın, Thiel’in, teknoloji aleminin bizi sürüklemekte olduğu distopik gerçekliği, 2005 yılında yazdığı Bir Ada İhtimali’nde kavramış, bunu erkekliğin girdiği krizle birleştirerek romanını ortaya koymuş. Yazarın düşlediği gelecekte klonlar var, deniz yok olmuş, sadece piksellerde bir anı olarak kalmış, insanlık Larry Page’in, Peter Thiel’in düşlediği biçimde “evrimleşmiş”. Kitapta Daniel’in klonlarından biri, tam da teknoloji patronlarının dilinden konuşuyor, insanlığın yok oluşunu şu sözlerle izliyor: “Azalan aydınlıkta, bu türün yok oluşuna üzüntü duymadan tanıklık ediyorum.” Romandaki gelecekte neşe yok, deniz yok. Ama köpekler var. Yazarın klonlara bahşettiği tek mutluluk var, köpeklere olan sevgi. Kitabın bütün soğukluğu, klonun köpeğine olan sevgisinde eriyor. Bu da Houellebecq’in başarısı elbette, bunca karamsar bir romanın içine böylesine derin sevgiyi sanki çok insancıl bir yazarmış gibi yerleştirebilmesi, yaşattığı ironik hüzün çok etkileyici. Distopik gelecekte insanı insan yapan hiçbir şey kalmamış, köpek sevgisinden başka. “İyilik, merhamet, sadakat ve özgecilik, bu nedenle bizim için aşılmaz birer gizem olarak kalmaya devam ediyor, ancak bunlar bir köpeğin bedensel dış görünüşünün sınırlı alanı içinde yer almakta.”
Kitapta beni etkileyen diğer unsursa Daniel’in aşk hayatıydı. Erkeklerin iç dünyalarını böyle sansürsüz yazmaları ilginç oluyor. “Hayatımızın birinci evresinde, mutluluğun ne olduğunu ancak onu kaybettikten sonra anlarız," cümlesini okuyunca aklıma hemen Masumiyet Müzesi’nin o meşhur girişi geldi: “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Her iki romanda da daha yaşlıca olan erkek karakterin hayatlarının en mutlu anı olarak genç sevgilileriyle yaşadıkları bedensel haz anlarını anımsaması ilginç. Bunun analizini, her iki kahramanı da bekleyen acı sonu düşünerek (bıyık altından gülümseyerek) okurlara bırakıyorum.
Daniel, romanlarda filmlerde iç dünyalarına tanık olduğumuz yalnız, depresif, âşık olan ama aşkta da aradığı mutluluğu, huzuru asla bulamayan modern erkek. Erkeklerin dünyasını olduğu gibi anlatıp skandal yaratan bir isim daha var, Karl Ove Knausgaard. İkisinin yazdıklarını karşılaştırınca, insan aynı çıkmazları yaşayıp farklı sonuçlara varan iki erkekle karşılaşıyor. Sonuç olarak ikisi de çok farklı biçimde de olsa erkekliğin kırılgan, yalnız taraflarını anlatıyor. Karl Ove, Kuzey Avrupa ülkelerinde kadın erkek eşitliği içselleştirmiş görünse de, bebeğinin arabasını iterken içinde kopan fırtınalardan, Viking atalarının onu bebek arabasını iterken görseler yaşayacakları hüsrandan bahsediyordu. Bir Ada İhtimali’nde de Daniel, “Erkeklerin maçoluğu bırakmaları onları gerçekten mutsuz etmiş,” diyor. Knausgaard kitaplarında iç dünyasını karşımıza seriyor, ağladığını açıkça yazıyor, yalnızlığını, mutsuzluğunu bize anlatıyordu. Houellebecq’in romanlarında karşımıza çıkan kahramanlar da benzer mutsuzlukların içinde ama onlar genelde kırılganlıklarını saklayıp dış dünyaya karşı daha acımasız zırhlara bürünmüş oluyorlar.
Knausgaard başarılı ünlü bir yazar, Bir Ada İhtimali’ndeki kahraman Daniel de başarılı ünlü bir komedyen. Yine de yalnızlar, yine de acınası biçimde mutsuzlar. Houellebecq için kadın düşmanı, din düşmanı gibi yakıştırmalar yapılıyor, doğru. Ama bana göre o, asıl olarak tam anlamıyla insan düşmanı. Bütün bu mücadeleyi romanlarına okunmaya değer biçimde yansıtabilmesi, dünyadaki sorunları nokta atışıyla tespit ederek romanlarında işlemesi, onu yazar olarak, bütün sevimsizliğine rağmen çok güçlü kılıyor. Hiç sevmeyeceğimi düşündüğüm Fransız yazarın kitaplarını ne kadar ilgiyle okuduğuma kendim de şaşırıyorum bazen.
Bir Ada İhtimali, üç dört farklı açıdan okunabilecek kadar zengin anlatısıyla dikkat çekiyor. İnsan Daniel’in tecrübeleri, bilim kurgu kitabı olarak ortaya koyduğu distopik gelecek, klonlar, yalnızlık, insan ilişkileri hakkında ortaya konan düşünceler; hepsi birleşip bu ilginç romanı oluşturuyor. Oldukça karamsar, ümitsiz biçimde elbette. Kitap da bütün karamsarlığına uygun biçimde sonlanıyor. “Mutluluk erişilebilir bir ufuk değildi.”
Kapanışta Houellebecq’in sonradan yazdığı Serotonin’de de çok benzer bir temayı işlediğini, artık iyice ustalaştığı için derdini çok daha başka biçimde, daha kısa olarak anlatabildiğini düşündüm. İyi kitapların çoğu insanı rahatsız eder, sarsar. Romanların görevi insana hoşça vakit geçirtmekten ibaret değildir. Bir Ada İhtimali de tam olarak böyle. İçinde yaşadığımız korkunç gerçekliği utanmadan, saklamadan ortaya koyabilen son derece etkileyici bu romanı feminist bakış açısından değerlendirmek, erkeklerin düştükleri açmazları okumak, iç dünyalarına tanıklık etmek de ilginç oluyor. Teknolojinin en çok silahlar için kullanıldığı, yapay zekânın kontrolden çıkar çıkmaz aşırı sağcı, küfürbaz, kadın düşmanı söylemlere savrulduğu, teknoloji patronlarının bu gelişmelere karşı çıkanları deccal olarak adlandırdığı dünyaya Houellebecq’in yazdıkları az bile.


.jpg)



