Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Mart 2022

Kitap

Dirilmeye Can Atan bir Yığın Ölü

Nihat Dağlı

Paylaş

1

0


Dikkat çeken bir çeviriyle okura sunulan Gölge Kral, bir tarih ve gerçeklikten hareketle kurgulanmış.

Kızlarım, bu ülkeyi zehirli hayvanlardan kurtarmak için rüzgâr gibi koşan bir kadının, bin kadının, bir yığın kadının şarkısını söyleyin. Çocuklar, sizden önce gelenlerin, sıcak güneşe doğru yürüdüğünüz o yolları açanların şarkısını söyleyin. Erkekler, cesur Aster’in, öfkeli Hirut’un, karanlığın çöktüğü bu topraklarda gözleri kör eden ışığının şarkısını söyleyin. Artık olmayanların şarkısını söyleyin. Hâlâ aranızda olan devlerin şarkısını söyleyin. Henüz doğmamış olanların şarkısını söyleyin. Söyleyin.

Yıl iki bin yirmi iki…

Rusya, zihinlerde yerleşmiş imgesiyle Ukrayna’yı işgal etmek üzere hazırlanıyor. Günlerdir Rus işgaline hazırlanan Ukrayna’dan haber, görüntü ve hikâyeler düşüyor televizyon ekranlarına. Yerinden edilen insanların komşu ülkelerin sınırlarına doğru hareketlenmesi, direnişe hazırlanan Ukrayna ordusu, başkanın ulusu savaşa hazırlaması, silah altına alınmak için sivillerin oluşturduğu kuyruklar ve de silah kullanmayı öğrenmeye çalışan kadınlar…

Rusya saldırıyor, Kiev’e girdi girecek. Malamud’u hatırlıyorum. Spinoza üzerinden kendini özgür bir insan haline getirmeyi, kendiliğe tutunmayı, direnişin estetiğini ortaya koyan Kiev’deki Adam (Tamirci) romanının kahramanını düşünüyorum. Mağdur ama mağrur kalmanın yoluna dair bu hikâyeyi düşünürken, Maaza Mengiste’nin Gölge Kral romanı önüme düşüyor. Dünya bir kez daha savaşa kulak kesilmişken, bir roman üzerinden savaşın doğasına bakmak istiyorum. Kiev’deki Adam’da bir tamircinin kıstırıldığı yerde özgürleşmesini izlerken, Gölge Kral’da savaşın ortasında bir hizmetli kadının, yetim Hirut’un, bedeni savaş meydanı olmuş kadınların savaşını, kendilik peşinde yaptıkları koşuyu takibe alıyorum.

Yıl bin dokuz yüz yetmiş dört…

Hirut şimdi kırk yıldır unuttuğu topraklardan geçerek vardığı Adis Ababa’nın tren istasyonunda diz çöküp oturmuş, Ettore Navarra’yı bekliyor. Dizlerinin dibinde emanet metal bir kutu duruyor. Kutuda dirilmeye can atan bir yığın ölü bulunuyor. Bu kadar yolu hayaletlerden kurtulmak, onları uzaklaştırmak için gelmiştir. Bir tarihten kalkıp varmıştır buraya Hirut. Savaşın içinden geçerken, savaş da içinden geçmiştir.

Yıkımlar, ölümler, yerinden edilmeler görmüş zamanlar geçince, üzerine zaman tozu dökülünce, geçmiş hatırlanmak istenmez. Gelin görün ki, hafızası vardır insanın, hesapsız vakitlerde olmadık bir şey kapısını aralar hafızanın, başlar etinden sıyrılmış kemikleri toplamaya. Anıların göstereni öte beri, sararmış fotoğraflar, dirilmeye can atan bir yığın ölü dil arar kendine, bir daha hayata çağrılmayı bekler. Hele tarihte ve dahi hayatta sesleri kısılmış, görünmez kılınmış, en olmadık yerde kıstırılmış kadınların dinmez varlıkları…

Yıl bin dokuz yüz otuz beş…

Getey ve Fasil’in, bereketli hasat zamanında doğmuş kızı Hirut. Etten bir duvar kadar kalın bir karanlığın ortasında bir yara gibi titreyen… Duvardaki bir çatlaktan odaya sızan cılız bir ışık... İmparator Haile Selassie’nin komutanlarından Kidane ve eşi Aster’in yanında sadece bir hizmetli o. Dünya onun için kurulmuş değildir, doğarken bulduğu dünyaya ayak uydurmak için vardır. Kaderi bu. Bir şeylere sahip değil o, birilerinin sahip olduğu şeylerin hizmetinde bulunmakla mükelleftir. Aster de bir kadın. Komutan Kidane’ye eş olacak kadar imtiyazlı ama eşini seçemeyecek kadar da imtiyazsız. Komutan Kidane, yakını Getey ve Fasil’den yadigâr kalmış Hirut’a yakın ilgi gösterirken, Aster oldukça soğuk ve sert davranıyor. Erkeğin, erkekliğin hayatın merkezi olduğu yerde seçkin ve seçkin olmayan kadınlar kayıt dışılıkta eşitlenirken, Mussolini’nin ordusu Albay Carlo Fucelli komutasında Etiyopya’yı sömürgeleştirmek üzere harekete geçiyor. İmparator Haile Selassie’nin bütün çabalarına rağmen Milletler Cemiyeti bu sömürgeleştirmeye ses çıkarmıyor. Komutan Kidane yakın çevresinden, köylülerden bir ordu oluşturmaya başlıyor. Silah topluyor ilkin, sonra güvendiği bir asker grubu… Hirut, Aster de silahlanıp savaşa katılmak istiyor. Yaralılara yardım etmek, yemek hazırlamak üzere kabul görüyorlar.

Savaş kızışıyor, faşist İtalya ordusu ilerliyor. Savaş savaşa girenlerin bedenlerinde de sürüyor. İmparator çaresiz ülkesini terkedip İngiltere’ye gidiyor. Etiyopya halkı ülkeye ve savaşa olan inançlarını kaybediyor. Her şey gibi gördükleri imparatorları olmayınca hiçbir şeyleri kalmıyor. Kidane ve adamları böylesini umutsuzken, Hirut o an farkedip düşündüğünü teklif ediyor: İmparatora sureten benzeyen, müzisyen bir köylü olan Minim’in bir gölge kral olarak köylerde ve dağlarda dolaştırılması. Böylelikle köylüler imparatorlarının döndüğüne inanacak, yeniden savaşa güç yetirecekler. Bu fikir kabul görüyor. Gölge kralın yakın korumasına da Hirut ve Aster atanıyor. Bu da kadınların savaşa katılmalarını sağlayacaktır. Bu hilenin etkisi görülür, çok geçmeden köylüler arasında yeni bir heyecan başlar.

Çatışmaların birinde Hirut ve Aster yakalanıp esir düşer. Sonları bellidir: idam kararıyla uçurumdan aşağı yuvarlamak onları… Burada Ettore Navarra’ya epey iş düşüyor. Hakkında idam hükmü verilenleri, uçurumdan atılmadan önce fotoğraflamak mesela. Etiyopyalı savaşçıların fotoğrafını çekmek, yakınlarında dolaşmak, dillerini bilmek onu özel kılıyor. Ancak kendisi de savaşta bir esir gibidir. İtalya’da başlayan Yahudi avından anne ve babası da etkileniyor. Aldığı mektuplar ve yazdıkları, bu savaşta kendisinin de esir olduğu anlaşılıyor. Hirut ve Aster’in fotoğraflarını çekmek, kimliklerini öğrenmek için görev alınca yeni esirlerle bir yakınlık kuruyor. Fakat çok geçmeden Yahudi kökenli askerler görevden el çektirilince kendisi de ayrılmak durumunda kalıyor. Ayrılmadan önce anne ve babasından aldığı mektupların, çektiği fotoğrafların tutulduğu metal bir kuyuyu Hirut’un gördüğü bir yerde kazdığı çukura koyup üzerini örtüyor. Bu Hirut’a bıraktığı bir emanet oluyor. Sonrasında Hirut ve Aster tutuldukları yerden kaçar, kaldıkları yerden savaşa devam ederler. Bir çatışmada savaşın iki komutanı da, Albay Carlo Fucelli ve Kidane ölür.

Yıl bin dokuz yüz yetmiş dört…

Savaşın üzerinden kırk yıl geçmiştir. Ettore Navarra gittiği çok yerden Etiyopya’ya, Hirut’a bıraktığı emaneti almak üzere geri dönmüştür. Nihayet ulaştığı Hirut ile Adis Ababa tren istasyonunda randevulaşır.

Dikkat çeken bir çeviriyle okura sunulan Gölge Kral, bir tarih ve gerçeklikten hareketle kurgulanmış. Okurun dikkatini incelikli ve şiirsel bir dille doğadan geçiren, savaşın sadece savaş meydanlarında değil insan bedeninde de yaşandığını söyleyen yazarın notu şöyle:

“Büyük büyükannem, Avrupa ve Afrika tarihinde çok sayıdaki eksik bilgiden birini temsil ediyor. Gölge Kral erkeklerin yanında savaşan ve bugün bile soluk belgelerdeki satırlarda öylece duran Etiyopyalı kadınların hikâyesini anlatıyor. Bütün bunlardan anladığım şudur: Savaş hikâyeleri her zaman erkeğe özgü bir dille anlatılan hikâyeler olagelmiştir. Fakat Etiyopya için bu geçerli değil. Etiyopya’nın savaşı asla böyle mücadele değildi. Kadınlar oradaydı ve bugün de biz buradayız.”

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Diyarbekir Şehir, Mekân ve İnsanŞeyhmus Diken
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kemal Gündüzalp

7 Mayıs 2025

Toplumsal Gerçekçi Romanlar (Gerçekçil..

Toplumsal gerçekçi romanların yeniden yazılıyor olması gerçekçiliğe bir dönüş sayılabilir mi acaba?İnternetle zorunluluklar dışında çok yakın bir ilgim yoktur. Bu bir eksiklikse benim sorunumdur ve bilinçli bir seçimdir. Bazen rastlantı sonucu bazı..

Devamı..

Bu Kez Uzakta Değil

Serhat Uyumaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024