Kutup Ayılarının Yaşatılması Devrimden Daha Önemlidir
27 Kasım 2019 Edebiyat

Kutup Ayılarının Yaşatılması Devrimden Daha Önemlidir


Twitter'da Paylaş
0

Köpekli Çocuklar Gecesi yeryüzünde insanlar olmasaydı yaşamı yok edecek felaketler yine de olur muydu tartışmasını başlatması ve sorular sormasıyla da kışkırtıcı bir metin. İnsanın ne kadar samimi, tutarlı, çevreci, tutumlu olduğunu, soran sorgulatan bir roman.

Dönem dönem haberlerde duyarız: Metrekareye son elli yılın en yüksek yağmuru yağdı, mevsim ortalamalarının üstünde bir yağış olduğu için işyerlerini, bodrumları su bastı falan. Burada söylenilen, söyletilen haberin alt manası şudur: Bizim (iktidarın ya da insanların) hiçbir günahı yoktur, yağmur çok yağmıştır. Oysa değiştirilen dere yatakları, kesilen ağaçlar, toprağın kayması, asfalt ve betonla örtülen toprağın suyu emmesinin engellenmesi vs. bunlar kendi başına olmayacağına göre, demek ki doğa talanını, katliamını elbirliğiyle insanlar gerçekleştiriyor. Tabii bu bahsettiğim insan iradesiyle gerçekleşen tahribatlar sadece mikro ölçektekilerin bir kısmı, bir de makro ölçekte uluslararası şirketlerin, büyük ve güçlü (!) ülkelerin iklim politikalarındaki umarsızlıklarının da en büyük sebep olduğunu unutmamak, atlamamak gerekir.

Oya Baydar’ın Köpekli Çocuklar Gecesi romanı tam da bu konuyu işliyor. Kuraklığın, tufanların, sel baskınların, fırtınaların dünya denilen gezegende hayatı nasıl kilitlediğini, çekilmez hale getirerek nasıl zorlaştırdığını, adım adım kıyamete gidişimizi yakın dönem dünya tarihine bakarak kurgulamış. Uzun süren kuraklığın ardından bilim insanlarının çağrılarına kulaklarını tıkayan hükümetlerin savurgan, kayıtsız ve şımarık politikalarının sonucunda insanlığın sonunu distopik bir dil ve kaotik atmosferle örgüleyen yazar uzak olmayan geleceği sert bir eleştiriyle suratımıza vuruyor.

oya baydar

Mekân

Bir annenin çocuğunu arayışını konu eden Köpekli Çocuklar Gecesi

Bir yangının, iç yangınının,

Bir vefanın, sevgiliye hürmetin,

Bir hatırın, dostun kadirşinaslığının,

Bir belleğin insanlığa mirasının romanı desek eksik söylemiş oluruz. Bunların dışında insanlığın, doğanın, duyarlılığın ve samimiyetin yüceltilmesinin romanı da diyebiliriz. Şimdi (romanın geçtiği zaman) ile geçmiş arasında gidip gelen, bazen diyaloglarla bazen üçüncü tekilden anlatıcıyla ilerleyen romanda uzun süre (neredeyse yarısına kadar) ülke, coğrafya ismi geçmiyor. Hatta karakterlerin ismi bile yok. Kadın, adam, çocuk ve köpek olarak tanımlanmış. Aslında bu bile başlı başına bir evrenselliği, işlediği konu itibariyle daha inandırıcı kılıyor. Zira kaotik ortamın eksilmemesi, bulutlu ve karanlık havanın bir örtü gibi dünyayı yutması, iletişim araçlarının yokluğu, küresel çapta bir tufanı işaret edişi tam da bu dile, bu mekân ve karakter belirtmemeye uyuyor, perçinliyor, tek başına kurtuluşun olmadığının işaretini veriyor okuyucuya.

Sık sık sınırdan, savaştan, göçmenlerden, kumdan ve çölden bahsedilmesine rağmen tam olarak roman mekânını anlamak zor. Elbette tahmin etmek mümkün, ancak ne zaman ki “Allahu ekber” haykırışlarıyla kadınlara, çocuklara tecavüz eden, önüne çıkan her kesi kılıçtan geçiren bir barbar ordusundan bahsediyor, işte o zaman artık Ortadoğu’da olduğumuzdan emin oluyoruz.

Kadının (anne, sevgili) tufan (aslında kıyamet) sonrasında oğlunu ararken eski sevgilisini bir dağ başındaki yıkık dökük bir kulübede bulması üzerine geçmişi anarak küçük bir cihaza kaydetmesiyle genişliyor roman. Aslında kaydedilen kadınla adam arasındaki konuşma değildir, küresel çaptaki iklim felaketinde insanlığa, umuda, geleceğe bir bellek bırakmak, armağan etmektir. Çevreye, doğaya, eğitim ve bilime vurgu yaparak eleştiriyi eksiltmeyen yazarın romanın göbeğine oturttuğu aslında aşktır, doğa aşkı. Sevdadır, sevdiği adamı arayıp bulmanın sevdası. Şefkattir, çocuğuna, kimliğini, ismini, coğrafyasını bilmediği çocuklara, köpekler nezdinde hayvanlara olan şefkatin.

Romanda karakterler değişebilir, dönüşebilir, gelişebilir

Yazar belki okuyucuyu test etmiş de olabilir ya da okuyucunun bilinçaltına göndermelerde de bulunmuş olabilir, bilemiyorum. Zira daha dikkatli okunduğunda adamın adının Adam olduğunu görebilir. Adam, sınır tanımayan sağlıkçılarla çalışan biraz içine kapanık, duygularını belli etmekten utanan, çekinik ve her şeye rağmen umutlu biri. İdeolojik olarak değilse bile vicdani olarak katıldığı örgüt saflarında bir çocuğun öldürülüşüne engel olmaya çalışan bir aktivist, ekolojist ve savaş karşıtı. Adam’ı seven kadınsa daha karamsar ve birçok şeyi sonradan fark eden, belki de geç kaldığını düşünen biri. Oğluna (Umut Doğa) doğru davranışı öğretmeye anlatmaya çalışırken teori ile pratik arasında bocalarken oğlunu kaybetmesi kadın karakterin roman süresinde gelişip değişmesine sebep oluyor. Kendini eleştirerek samimiyetini sorgulamasıyla oluyor. Oğluna öğrettikleriyle kendisinin tavrı ve yaptıkları arasındaki tutarsızlık üzerine özeleştirisini yapma cesaretini göstermesiyle değişiyor.

Aksaklık

Roman aksayan yönü, bir tufanın ortasında hasta bir adamla mecali kalmamış bir kadının konuşmak için can atmaları. Ortada bir felaket var, uzun bir arayışın sonunda adamı bulan kadın yaralarını sarmak, sarılmak, kucaklaşmak yerine ha bire sorular sorarak adamı konuşmaya zorluyor. Başka bir bölümde yine Nambiya’ya Ekolojik Distopyalar Çağı için davet edildiğinde de hasretten, özlemden, sevdadan konuşmak yerine, romancılar artık ütopya yerine niye distopya yazıyor diye soruyor uzun süreden beri görmediği, görüşmediği adama.

Samimiyet sınavı

Köpekli Çocuklar Gecesi bir tartışmayı başlatması ve sorular sormasıyla eli ayağı düzgün bir roman. Yeryüzünde insanlar olmasaydı yaşamı yok edecek felaketler yine de olur muydu sorusunun cevabını arayan bir metin. İnsanın ne kadar samimi, tutarlı, çevreci, tutumlu olduğunu soran sorgulatan bir roman. Kendin için istediğini tanımadığın, bilmediğin başkası için ne kadar istediğinin muhasebesini yapan, ortak bir dille, insanlığın diliyle yazılmış bir roman.

Siz bakmayın kitabın kapağındaki kurumuş, çatlamış toprak resme. Kötümser bir yaklaşımla umudu dürten papatyayı görmezlikten gelseniz bile içinde çok yeşil fikirler var. Köpekli Çocuklar Gecesi hayalle gerçeğin çarpışmasından ortaya çıkan ütopyanın sert ekolojik bir distopyaya evrimlesinin romanı. Geleceğe yazılmış bir mektup, bugünden yarına bir bellek emaneti.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR