Eleştiri işlevini en iyi biçimde yerine getirse dahi yazarları kendine düşman edebilir.
Terimsel anlamıyla edebiyat eleştirisi, edebi eser ve meselelerin gerekçeli olarak incelenmesi anlamına gelir ve bu bağlamda çözümlemeye konu edilen bir eser olsun ya da olmasın, edebiyata dair her tür tartışma edebi eleştirinin kapsamına girer. Platon’un Devlet isimli eserinde yer alan şiirsel ilhamın riskli sonuçlarına ilişkin yorumu, genellikle edebi nitelikli eleştirinin ilk önemli örneği olarak kabul edilir.
Fakat terimi yalnızca “edebiyat eleştirisine uygulamalı yaklaşım” olarak kabul eden daha katı bir yorum, edebi eleştirinin metnin anlamsal yorumuyla niteliksel değerlendirmesinden oluştuğunu belirtir. O halde dar anlamıyla eleştiri hem estetikten hem de yazar biyografisi, tarihsel arka plan, kaynaklar, etkiler ve yöntem sorunları gibi – edebiyat öğrencilerinin ilgi alanına girmesi olası – pek çok meseleden ayrılır. Bu bağlamda akademik çalışmalar genellikle eleştiri kapsamında yer almaz. Fakat böylesi katı bir ayrımın pratik hayatta pek karşılığı yoktur ve eleştirmenlerin çoğu, incelenen tek bir eser bile olsa, metnin anlamsal yorumuyla kendini sınırlandırmak yerine oldukça geniş bir bilgi birikimine dayanır.
Kitap incelemeleriyle eleştiri arasındaki temel fark, inceleme yazılarının yayıncının fikriyle paralellik arz eden genel değerlendirmelerden oluşması, eleştirininse metni kapsamlı ve derinlikli bir bakış açısıyla ele almasıdır. Kitaplar üzerine yazılan incelemelerin temel amacı bir kitabın iyi mi kötü mü olduğunu, onu okumanızın ya da satın almanızın gerekip gerekmediğini söylemek, en azından bu konuda bir fikir vermektir. Pratik hayatta kitap incelemelerini edebiyat eleştirisinden ayırmanın en basit yolu, kitabın orijinal yayım tarihiyle incelemenin/eleştirinin yayım tarihini kıyaslamaktır. İncelemeler genellikle kitabın yayımlanmasına müteakip oldukça kısa süreler içinde yazılırken edebi eleştiriler (kapsamları itibariyle) sonraki yıllarda yazılıp yayımlanır.

Edebi eleştiri biçembilimle, biçembilim de gramer analiziyle karıştırılır. Bunun başlıca sebebi, biçembilimle edebi eleştiri ve söylem analizinin hemen hemen aynı alana ait olması, hemen hemen aynı malzemeyle çalışmasıdır. Biçembilimin konusu olan üslup, düzyazı ya da şiirdeki dilsel ifade biçimlerini araştırır. Ele aldığı konu yazarın ne söylediği değil, nasıl söylediğidir ve anlatıcının yazar tarafından nasıl kullanıldığını analiz eder. Fakat okullarda genellikle dilbilim, uygulamalı dilbilim, edebiyat ve metodoloji çalışmaları bir arada yürütülür. Dilbilim sık sık edebi eleştiriye başvururken dilin yarattığı anlama odaklanması gereken biçembilim genelde dilbilgisi analizine indirgenir ve nihayetinde çoğu insan, dilbilgisine dayalı metin analizini edebiyat eleştirisi olarak algılar. Oysa her biri birbirinden olabildiğince farklıdır. Biçembilimci yargıya varmak için içinde dilbilgisinden çok daha fazlasını bulunduran dilbilimsel çözümlemeden faydalanır, eleştirmense farklı bakış açıları üzerinden metni değerlendirerek okurun o olmaksızın fark edemeyeceği öznel bir yargı ortaya koyar.
Edebiyat eleştirisinin başlıca işlevi, dünya üzerinde düşünülen ve bilinenler arasında en niteliklileri bulup çıkarmak, bunları farklı bakış açılarından değerlendirmek ve okura yeni bir keşif sunmaktır. Bu bağlamda eleştirmen, ele aldığı metne gerçekçi bir biçimde yaklaşmakla ve farklı bakış açılarına dayandırdığı değerlendirmesini gerekçelendirmekle mükelleftir. Böylelikle edebiyat eleştirisi okuru metne yepyeni bir perspektifle bakmaya zorlar ve başka türlü keşfedemeyeceği daha derin anlamları keşfetmesine yardımcı olur.
Eleştirinin kitabın okunurluğu üzerindeki etkisi büyük farklılıklar gösterir. Kimi eleştiriler kitapların çok fazla okura ulaşmasını sağlasa da günümüzde bu rol genellikle inceleme yazılarına aittir ve edebi eleştirinin kaygıları arasında yer almaz. Fakat geçmişte tıpkı Herman Melville’in Moby Dick’i ya da Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’si gibi yayımlandıkları esnada olumsuz eleştirilerin hedefinde yer alan ya da hiçbir şekilde dikkate değer bulunmayan pek çok eser yıllar sonra hatırı sayılır orada bir okur kitlesine ulaşmıştır. Dolayısıyla eleştiri, aslında bu tür yeniden değerlendirmeleri de mümkün kılar ve toplumsal duyarlılıktaki gelişmeleri gözler önüne serer.
Eleştirinin basındaki rolü de işlevleri gibi çeşitlilik gösterir. Gündelik yayınlarda gördüğümüz metinlerin çoğu kitaplar hakkında yazılan incelemelerdir ve daha ziyade yayıncının kendi eseriyle ilgili iddialarını özetlemekle yetinirler. Haftalık ya da on beş günlük dergiler de yeni kitapların tanıtılmasına hizmet ederler fakat yargıları daha seçici olur. Mesela Times Literary Supplement ve The New York Review of Books gibi kimi yayınlar popüler eserlere karşı pek hoşgörüyle yaklaşmazlar. Süreklilik arz eden edebiyat eleştirisiyse genellikle aylık, iki aylık ya da üç aylık olarak yayımlanan, belli bir okur grubuna ya da uzmanlaşmış bir kitleye hitap eden nitelikli dergilerde karşımıza çıkar.
Eleştiri genellikle hoş karşılanmaz. Eleştirmense kural koyucu olmakla, hangi eserin saygıyı hak ettiğini belirlemekle ve eserin “aslında” neyle ilgili olduğunu açık ettiği için aşırı yorumla suçlanır. Bunun yanı sıra bir de kötü niyetli ya da yanlış yönlendirilmiş kasıtlı eleştirmenler vardır. Dikkati önemsiz konulara yöneltir, meselenin edebiyatla olan ilişkisine sekte vururlar. Fakat eleştiri işlevini en iyi biçimde yerine getirse dahi yazarları kendine düşman edebilir. Edebiyatın onu savunacak kişilere ya da araştırmacılara ihtiyacı olmadığını düşünen çoğu yazar, eserindeki anlamsızlıklar ortaya konduğunda, taklitçiliği gün yüzüne çıkarıldığında ya da noksanlıklarından dem vurulduğunda bundan hiç mi hiç hoşlanmaz. Fakat bu yazarların unutmaya meyilli olduğu şey, yayımlanmış bir çalışmanın artık yalnızca hukuken sahibi oldukları, asıl eser sahipliğininse halka geçtiğidir.
Eleştirmenin sorumluluğu yazarın öz-saygısına karşı değil, halka ve – kriterleri halkın kriterlerinden çok daha katı olan – kendi yargısına karşıdır. Çünkü üstlenmiş olduğu rol, edebi eserlerin kendilerini izah edemediği önermesine dayanır. Eleştirmen, toplum onun yokluğunda sahip olduğu edebiyat anlayışından daha kapsamlı bir edebiyat anlayışı istediği ve buna erişebildiği ölçüde işlevseldir. Sanatsal niteliği önemseyen bir kamuoyu ancak eleştirmenin kendisinden talep edilen bu anlayışı sunması sayesinde oluşur. Bu tarz bir kamuoyunun varlığını hissetmeyen yazar ya kendi yeteneğini pazarlayıp alçaltır ya da giriştiği kısır meydan okuma eylemlerinde yeteneğini çarçur eder.
Edebiyat eleştirisi doğası gereği politiktir. Kimi eleştirmenler edebiyatın öteki meselelerden soyutlanarak tartışılması gerektiğini belirtseler de, eleştirinin izlediği seyre bakıldığında her zaman siyasi ve sosyal meselelerle iç içe olduğu görülür. Tarafsız bir edebiyat düşünülemez çünkü edebiyatı oluşturan her şey, yazarın içinde bulunduğu siyasi ve sosyal koşullardan köken alır. Dolayısıyla modern edebiyat anlayışı eleştiriyi kültürel, siyasal ve sosyal meseleler hakkındaki tartışmaların merkezine yerleştirir. Nitekim en iyi eleştirmenlerin de eleştiriyle öteki söylem türleri arasındaki sözde sınırlara bağlı kalmayanlar arasından çıkması şaşırtıcı değildir. Mesela Sartre, Edebiyat Nedir isimli eserinin kapsamlı girişinde hem edebiyat entelektüelinin insan özgürlüğünün bir tezahürü olarak edebiyatla kurduğu ilişkiye değinir hem de toplumsal gelişimdeki rolüne.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan
Metin aşağıdaki kaynaklardan derlenmiş ve tercüme edilmiştir.
English Critical Literature Resource (Duquesne University), Language and Semiotic Studies, Stylistics and Literary Criticism, Ningbo China (University of Nottingham), Literary Criticism, Frederick C. Crews; Functions of Criticism, Arnold Matthew; Literary Criticism, Amy Troolin.






